Sâmini Hazretlerinin İmam Efendi Nezdinde Bütün İnsanlığa Nasihati  

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someonePrint this page

“Hâfız! Bir çocuk tahsîl çağına geldiği zaman, okuyup yazmaya nasıl harfleri öğrenmekle başlarsa, Hakk’a ermek de tavsiye edeceğim şu hususlara uymakla gerçekleşir:

1) Allahü teâlâyı tanımak,

2) Muhabbetullah (Allahü teâlâya muhabbet),

3) Gönlü toplamak,

4) Teslîmiyet,

5) Nefsin arzularına uymamak,

6) Bu yolda gayret göstermek,

7) Kesrette vahdet. Halk içinde Hakk ile olmak,

8) Çok salevât okumak,

9) Kelime-i tevhîdi çok söylemek,

10) Az yemek,

11) Temiz giyinmek,

12) Halka faydalı olmak,

13) Mütehallik, güzel ahlâk sâhibi olmak,

14) Mürşide, yol göstericiye, hocaya itâat,

15) Arkadaşlarına şefkat, sevgi,

16) Âleme ibret nazarı ile bakmak,

17) Vaktin kıymetini bilmek,

18) Devlete mutlak itâat,

19) Hasedden ârî, uzak olmak,

20) Kimseye buğz ve düşmanlık etmemek,

21) Komşu hakkını ileri tutmak,

22) Sözünün eri olmak,

23) Kendini tanımak,

24) Dünyâdan lüzumlu kadar nasîb almak,

25) Âhireti unutmamak,

26) Doğruluktan ayrılmamak,

27) Haddi aşmamak,

28) Huzûrla sükûn bulmak. Tasavvufun elifbâsı bunlardır. İnsanlar arasında aşk ateşiyle dolaş, fenalıkları yak, iyilikleri besle. İnsanı insana yaklaştır, Hakk’a ulaştır. Aslâ ilmine güvenme, fadlına kanma. Dünyâya aldanma, nefsine uyma, şeytanı at. Aşk ile yan, şevk ile kalk. Peşinden gelenleri ne olursa olsun iyi gözet, sapıkları düzelt. Huzûra dikkat, her sözün hakîkat, görüşlerin mârifet olsun.

Hâfız! Makâm-ı irşâd yâni insanları yetiştirme makamı bir şimşektir. Çaktığı vakit etrâfını aydınlatır ve düştüğü yeri de yakar. Mârifet; o aydınlığı insanların kararan kalbine nüfûz ettirmek (sokmak) ve kalbleri aydınlatmaktır.

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Sâmini Hazretlerinin İmam Efendi Nezdinde Bütün İnsanlığa Nasihati   için yorumlar kapalı

Silsile-i Aliyye-i Nakşibendiyye-i Müceddidiyye-i Saminiyye

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someonePrint this page

1- Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.), (Medine)
2- Ebubekir Sıddık (R.A.), (Medine)
3- Selman-ı Farisi (R.A.), (Medain)
4- Kasım bin Muhammed (K.S), (Kudeyd)
5- İmam Cafer-i Sadık (K.S), (Medine)
6- Bayezid-i Bistami (K.S), (Bistam)
7- Ebul Hasan Harkani (K.S), (Harkân)
8- Ebu Ali Farmedi (K.S), (Tûs, Meşhed)
9- Yusuf-i Hemedani (K.S), (Merv)
10- Abdülhalık-i Goncdüvani (K.S), (Buharâ, Goncdüvan)
11- Arif-i Rivegeri (K.S), (Buharâ, Riveger)
12- Mahmud-i Encirfagnevi (K.S), (Buharâ)
13- Ali Ramiteni (K.S), (Harezm, Özbekistan)
14- Muhammed Bâbâ Semmasi (K.S), (Buharâ, Semmâs)
15- Seyyid Emir Gilâl (K.S), (Buharâ, Sühâri)
16- Muhammed Behaeddin Şah-ı Nakşibend (K.S), (Buhara, Kasr-ı Arifan)
17- Hace Alâüddin-i Attar (K.S), (Buharâ, Cağanyan)
18- Yakub-i Çerhi (K.S), (Hülfütû)
19- Ubeydullah-i Ahrar (K.S), (Semerkand)
20- Kâdi Muhammed Zâhid (K.S), (Hisar, Vahş)
21- Derviş Muhammed Semerkandi (K.S)
22- Hâcegi Muhammed Emkenegi (K.S), (Buharâ, İmkene)
23- Hace Muhammed Bâkibillah (K.S), (Semerkand)
24- İmam-ı Ahmed Rabbani (K.S)
25- Muhammed Masum Faruki (K.S)
26- Seyfeddin-i Faruki (K.S)
27- Seyyid Nur Muhammed (K.S)
28- Mazhar-ı Can-ı Canan (K.S)
29- Şah Abdullah Dehlevi (K.S), (Delhi)
30- Mevlâna Hâlid-i Bağdâdi (K.S), (Şam)
31- Mevlâna Mahmud Sahib (K.S), (Şam)
32- Seyyid Ali Sebtî (K.S), (Elazığ, Palu)
33- Seyyid Mahmud Samini (K.S), (Elazığ, Palu)
34- Seyyid İmam Osman Bedrûddin Erzurûmî (İmam Efendi) (K.S), (Elazığ, Harput)
35- Seyyid Hace Mustafa Naci (K.S), (Elazığ, Harput)
36- Seyyid Musa Kâzım Harputi (K.S), (Elazığ, Harput)
37- Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi (K.S) (Elazığ, Harput) 

Genel kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Silsile-i Aliyye-i Nakşibendiyye-i Müceddidiyye-i Saminiyye için yorumlar kapalı

Orucu Bozan Şeyler

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someonePrint this page

Orucu bozan şeyler

Sual: Ramazan orucunu bozan şeyler nelerdir?
CEVAP
Ramazan orucunu bozup, yalnız kaza gerektiren şeyler:
1- Boğaza kar ve yağmur kaçması,

2- Astım spreyi kullanmak,

3- Zorla bozdurulmak,

4- Buruna sıvı ilaç koymak,

5- Burnuna kolonya çekmek, [Koklamak bozmaz.]

6- Mukimken oruca başlayıp, sefere çıkınca yiyip içmek,

7- Ud ağacının, amberle tütsülenip dumanının çekilmesi,

8- Başkasının içtiği sigara dumanını isteyerek çekmek,

9- Kulağın içine ilaç damlatmak, kulağı ilaçlı suyla yıkamak,

10- Derideki açık yaraya konan sıvı veya katı ilacın sindirim yoluna girmesi,

11- Vücuda ilaç şırınga etmek,

12- İsteyerek, zorlayarak ağız dolusu kusmak,

13- Dişi kanayanın ağzındaki kanı yutması veya tükürükle eşit miktarda karışık kanı yutması,

14- İmsak vaktinin bittiğini bilmeden yiyip içmek,

15- Güneş battı zannederek orucunu bozmak,

16- Dişlerin arasında kalan nohut kadar şeyi yutmak,

17- Buruna çekilen suyun ağızdan çıkması,

18- Abdest alırken boğaza su kaçması, [Hanbelî’de bozmaz.]

19- Kâğıt, taş, pamuk, ot, pişmemiş pirinç gibi ilaç ve gıda olmayan şeyi yutmak,

20- Makattan veya kadınların önden fitil kullanması,

21- Oruçlu olduğunu unutup yediğinde, orucu bozuldu sanarak, bilerek yemeye devam etmek,

22- İmsak vaktinden sonra niyet edenin, gün içinde orucunu kasten bozması,

23- Denize girince veya guslederken makattan su girmesi, [Hanbelî’de bozmaz.]

24- Dil altına konan ilacı emmek,

25- Makata konan pamuğun veya başka şeyin hepsinin içeri girmesi,

26- Vücuda giren ultrason veya endoskopi cihazında ilaç, merhem olması,

27- Lavman yaptırmak, [Mâlikî’de bozmaz.]

28- Özel olarak su buharı teneffüs etmek,

29- Burundan genze giden kanı yutmak,

30- Bayılanı ayıltmak için veya uyuyanın ağzına su akıtmak,

31- Açlığa veya susuzluğa gerçekten dayanamayarak yiyip içmek. [Kefaret gerekip gerekmeyeceğini bilmeyen, ihtiyaten küçük bir kağıt parçasını veya çiğ pirinç tanesini susuz yutarak orucunu bozmalı. Sonra yiyip içebilir.]

32- Basur memesinin, taharetlendikten sonra, ıslak olarak içeriye girmesi,

33- Mastürbasyon yapmak,

34- Yaş parmağı, ön veya arka tarafa sokmak, [Hanbeli’de bozmaz.]

35 Seferde iken kasten orucunu bozana kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Çünkü seferde oruç tutmak farz değildir.

36– Kasten orucunu bozan, sonradan oruç tutmamayı mubah kılacak bir hâl başına gelse, mesela kadının hayzı başlasa yahut oruç tutamayacak kadar hastalansa yalnız kaza gerekir. Fakat orucunu bozup sefere çıksa, kefaret gerekir; çünkü sefere çıkmak semavi bir özür değildir.

37- Oruçlunun ağzına giren gözyaşı veya ter, çok olur da, tuzluluğunu ağzının her yerinde duyar ve yutarsa orucu bozulur. Yutmayıp tükürürse bozulmaz.

Orucu bozan şeyler
Sual: 
Dinde reformcular, (Kolaylaştırın, güçleştirmeyin) hadisini, (Abdest alırken ağza bulaşan su orucu bozmadığı gibi, ağza sıkılan ilaçlı sprey de orucu bozmaz. Burun damlası da içeri girse bile bozmaz. İğne veya serumla ilaç vermek, makattan ve vajinadan fitil kullanmak, dilaltı hapını emmek ve kulağa damlatılan ilaç da orucu bozmaz) şeklinde yorumluyorlar. Bu yorumlar yanlış değil mi?
CEVAP
Elbette yanlıştır. Hepsi, dört mezhepte de orucu bozar. Fıkıh kitaplarında gıda veya deva [ilaç] olan bir şeyi yutmak orucu bozar deniyor. Kum, toprak, maden gibi gıda ve deva olmayanlar ise orucu bozar, fakat kefaret gerektirmez. (Redd-ül-muhtar)

Gıda ve deva olanların serumla, iğneyle verilmesi orucu bozar, kefaret değil kaza gerektirir. Mesela açık yaraya konulan sıvı veya katı ilaç emilirse, orucu bozar, fakat kefaret gerekmez. Astım spreyinin içinde ilaç olduğu için bozar. Ağza girip yutulan bir şeyin, az veya çok olmasının önemi yoktur. Bir damla ilaç veya bir damla su, isteyerek yutulursa oruç bozulur, kefaret de gerekir. Abdest alırken istemeden yutulursa kefaret gerekmez, çünkü bunda kasıt yoktur. Abdest alırken ağızda kalan yaşlığı yutmakla, ağza burna verilen ilacın yutulması mukayese edilemez, çünkü abdest almak zarurettir. İlaç almak da zarurettir denirse, zaten oruç tutamayacak kadar hasta olanın oruç tutmamasına ruhsat verilmiştir. İyileşince tutar. Reformcuların dediği gibi, (Hem ilacı alır, hem de oruçlu olurum) demek çok yanlıştır.

Dört mezhepte de ve bütün müctehid imamlara göre, yaraya konulan ilaç, cevfe [içeriye] giderse oruç bozulur. Şâfiî’de, dimağ [beyin], karın, bağırsak, mesane birer cevftir. Mesela, baştaki kemik yarılsa, buradaki yaraya konulan ilaç, cevfe yani beyne gideceğinden oruç bozulmuş olur.

Şafii’de karna bıçak saplansa, bıçağın ucu mideye, yani cevfe girdiği için oruç bozulur. Sağlam deriden bıçak, cevfe girince oruç bozulduğu gibi, iğneyle adaleyi veya damarı yırtarak verilen ilaç, cevfe ulaşınca oruç bozulmuş olur. Hanefi’deyse, bıçak tamamen midenin içine girerse oruç bozulur.

Bugün tıpta, serumun mesaneye, dimağa ve vücudun her yerine gittiği kesin olarak bilinmektedir. O halde serum, dört mezhepte de orucu bozar. Sadece kaza gerekir. Tıp, damardan veya adaleden verilen ilacın, dimağ ve mesaneye gittiğini bildirirken, hiç kimse, (Serum veya enjeksiyonla verilen ilaç, cevfe [yani dimağ ve mesane gibi yerlere] gitmez) diyemez. Derse de ilmî olmaz, indî olur ve hiç kıymeti olmaz. [Buradaki Hanefîyle ilgili bilgiler,Tahtâvi, Mebsut, Bedayi gibi, Şâfiîlerle ilgili bilgiler ise, Mecmû, Muğn-il-muhtaç, Tuhfe, Envâr, Kummesrâ, Bâcuri, Şerh-i İbni Bâcuri gibi muteber eserlerden alınmıştır.]

Lavman yaptırmak, Maliki hariç, diğer mezheplerde bozar. (El-fıkh-u alel-mezahib-i erbaa)

Makattan ve vajinadan fitil kullanmak, hatta pamuğun girip kaybolması, parmağın yaş olarak girmesi, kulağa ilaç damlatmak ve burna sıvı ilaç çekmek de orucu bozar.(Redd-ül-muhtar, Hindiye, Hidaye)

Dilaltı hapı ise ilaçtır, mukoza denilen yumuşak dokudan emildiği için, deri altına iğneyle ilaç zerki gibi olup orucu bozar. Ağız içindeki mukozadan değil de, vücuttaki sağlam deriden emilen ilaçlar bozmaz.

Kulağa konan ilaç
Sual: 
(Kulağa veya buruna konan ilaç, tedavi amaçlı olduğu için orucu bozmaz) diyenler çıkıyor. Tedavi amaçlı olunca, bu ilaçlar ve serumlar orucu bozmaz mı?
CEVAP
Tedavi maksatlı olanlar da elbette orucu bozar. Oruçlu, kasten gıda yahut ilaç olarak bir şeyi yiyip içerse, kefaret de gerekir. Şırınga [enjeksiyon] yaptırır veya buruna ilaç akıtır yahut kulağa yağ damlatırsa veya ufak taş ve benzeri yenmeyen veya iğrenilen, tiksinilen bir şeyi yutarsa sadece kaza gerekir. (Redd-ül-muhtar)

Tedavi veya gıda maksadıyla da olsa, serum da, iğne yaptırmak gibi orucu bozar ve kaza gerekir. Kefaret gerektirmemesi, ağızdan verilmediği içindir.

Yaradılışta bulunan deliklerden içeri giren şey, gıda ve deva olmasa bile orucu bozduğu gibi, vücuttaki yaraya konulan ilaç, sindirim yollarına sızarsa, yine oruç bozulur. (Tahtavi)

Demek ki, tedavi maksadıyla yani ilaç olarak da olsa, zaruretsiz bir şey yiyip içmek, orucu bozduğu gibi kefaret de gerekiyor. Tedavi maksadı olsun olmasın, kulağa veya buruna akıtılan ilaç kazayı gerektiriyor. Tedavi amaçlı olunca orucu bozmaz demek, dinimize aykırıdır.

İlaç orucu bozmaz mı?
Sual: Bir dinde reformcu, (Kulağa ilaç damlatılsa, buruna sıvı ilaç çekilse, astım spreyi kullanılsa oruç bozulmaz, çünkü tedavi amaçlı ilaç ve damlalar orucu bozmaz. İlaç kullanılması bir beslenme işi değildir, oruca karşı direnç kazanma faaliyeti sayılmaz. Onun için orucu bozmaz) diyor. İlaç almak orucu bozmuyor mu?
CEVAP
Elbette bozar. (İlaç alınması orucu bozmaz) demek dini sulandırarak yıkmak demektir. Fıkıh kitaplarında deniyor ki:
Faydalı bir şey yiyip içince, gıda veya deva olarak veya keyif veren bir şey ağızdan mideye gidince oruç bozulmuş olur, kefaret de gerekir. Açık yaraya konulan sıvı veya katı ilaç emilirse oruç bozulur. Vücuda, gıda ve deva olmadığı hâlde, ağızdan yutulan, bir taş, bir kâğıt parçası da girse, orucu bozar. Suyun illa ağızdan burundan girmesi şart değildir, taharetlenirken makata su kaçarsa oruç bozulur. Bir kimse şırınga yaptırır, burnuna bir ilaç akıtır veya kulağına yağ damlatırsa yahut vücut veya baş yarasına ilaç akıtır da ilaç hakikaten içine ve beynine işlerse veya ufak taş ve benzeri insanın yemediği veya iğrenip tiksindiği bir şeyi yutarsa kaza lazım gelir.(Dürr-ül muhtar, Redd-ül muhtar, Hindiyye, S. Ebediyye)

Orucu bozanlar
Sual: Gözyaşları, yüzden akan terler, yağan yağmur yahut kar, ağzımızı kapattığımız hâlde boğazımıza kaçarsa orucumuz bozulur mu?
CEVAP
Evet, bozulur ve kaza gerekir. Eğer kasten ağzımızı açıp yağmurun, karın girmesini sağlarsak kefaret de gerekir. (Nimet-i İslâm)

Kulağa ilaç koymak
Sual:
 Hanefî’yim diyen biri, (Kulağa ilaç damlatmak orucu bozmaz) gibi yanlış bir hükmü nasıl verebiliyor?
CEVAP
Belki, mezhepsiz demesinler diye Hanefî’yim demiş olabilir. Çünkü mezhebi olan kimse, aklına göre kıyaslar yapmaz, mezhep kitaplarından nakiller yapar.

Kulağa damlatılan ilacın mideye veya boğaza gitme şartı yoktur. Kulağa damlatılan yağ veya ilaçlar orucu bozar.(Dürr-ül muhtar, Redd-ül muhtar, Mülteka, Fetâvâ-i Hindiyye, Hidaye, Nimet-i İslam,Mecmua-i ZühdiyeDürer ve Gurer)

Şâfiî mezhebinde kulağının içine bir şey sokmak da orucu bozar. Çünkü kulağın içi mide hükmündedir, hattâ bir erkek idrar yoluna pamuk koysa bile orucu bozulur. Çünkü tabiî menfezden içeri girmiş oluyor. Şâfiî’de kulak da tabiî bir menfez yani deliktir. (El-fıkhü alel mezahibil-erbea)’da, (Şâfiî’de, bir çöpü kulağa sokmak da orucu bozar. Çünkü kulağın içi, vücudun iç kısmından sayılır) deniyor.

O kişi, (Astım spreyi ile ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz, çünkü miktarı azdır) diyor. Hâlbuki hiçbir kitapta (Çoğu bozar, azı bozmaz) diye bir kayıt yok. Gıda değil veya deva değil, küçücük bir taş veya kum tanesi de boğaza girince bozduğu, yukarıda adı geçen kitapların hepsinde bildirilmektedir.

(Dil altı hapı, az ilaç emildiği için orucu bozmaz) diyor. Dil altı hapı ise ilaçtır, mukoza denilen yumuşak dokudan emildiği için, deri altına iğne ile ilaç zerki gibidir. Orucu bozar. Mezhebimizin hükmüne uymayıp da aklını ölçü alan kim olursa olsun itibar etmemelidir.

İğne yaptırmak orucu bozar mı?
Sual: (S. Ebediyye’de, iğne [enjeksiyon] yaptırmanın, serum vermenin İmameyn’in kavline göre orucu bozmadığı yazılıdır)deniyor. Doğru mu?
CEVAP
Doğru değil. Bir yanlış anlaşılma var. Serum ve iğne, dört mezhepte de orucu bozar. S. Ebediyye’de Merakıl-felahşerhinden alınarak şöyle deniyor:
(Başta ve gövdedeki yaraya konulan ilacın, sıvı olsun, katı olsun, beyne ve hazım yoluna gittiği bilinirse, oruç bozulur. İçeri gittiği iyi bilinmezse, ilaç sıvı ise, İmam-ı a’zam bozulur dedi. İki imam ise, içeri gittiği iyi bilinmeyince bozulmaz dedi. İçeri sızdığı iyi bilinmeyen ilaç katı ise, üç imam da, bozulmaz dedi.)

Bundan anlaşılıyor ki, sızdığı iyi bilinen ilaç, katı da olsa, sıvı da olsa, üç imam da (Orucu bozar) buyurmuştur. Koldan, bacaktan, her yerden deri altına, adaleye iğne ile yapılan aşı, ilaç enjeksiyonlarının orucu bozacağı, buradan anlaşılmaktadır.(S. Ebediyye)

Görüldüğü gibi, yapılan iğnelerin, serumların orucu bozduğu açıkça bildirilirken, (Bozmaz) diyenlere itibar etmemelidir.

Fıkıh kategorisine gönderildi | Orucu Bozan Şeyler için yorumlar kapalı

Namaz Mü’minin Mi’râcıdır

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someonePrint this page

Hadîs-i Şerif’de vârid olmuştur ki: “Zahiren ve bâtınen (emr-i bilma’ruf ve nehy-i ani’l-münker) edenler Allah’ın, Rasûlullah’ın ve Kitâbullah’ın halifesidir.” Diğer bir hadiste de: “Benim hulefâm, benim şerîat’im ve sünnetim üzerinedir.” diye buyrulmuştur. “Ya Rasülâllah, senin halîfelerin kimlerdir?” süâline de: “Benim halîfelerim mahlûk-u İlahiyyeyi dâ’vet ederek, benim sünnetlerimi ihyâ ettirmeye sebep olanlardır.”

            Fakat kişi evvelemirde kendi nefsinde (Emr-i bil mâ’ruf ve nehy-i ani’l-münker) etmeli, (Emr-i dâ’vet) ve (İhyâ-yı sünnet) cihetini iptidâ kendisinde tatbik ile, her veçhile İsr-i Peygamberîye tâbî ve râgıb olmalı ve ondan sonra da muzhir olmalıdır.

            Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de Nisâ suresi 43. ayette buyuruyor ki: “(Ey iman edenler) Siz sarhoş iken namaza yaklaşmayın.” Halbuki sarhoşluk mütenevvî’dir(çeşit çeşittir). Sarhoş diye ne yaptığını bilmeyene ve fayda ve zararını fârik olmayana derler değil mi? Mü’min de kendisi için nef-i etemm ve ekmel olan: Rızâ, kurbet ve vuslat tarîkini ihtiyâr etmezse hevâ ve hevesiyle ömr-ü azizini zâyî’ ederse işte asıl bu âdem hakîki sarhoş değil midir? Hadîs-i Şerif’de: “Namaz Rab ile kul arasında bir kavuşmadır. Namaz ümmetimin mi’râcıdır” buyrulmuştur. Hakikat bu iken namazda gönlü Rabbisinden gayri herşeyle dopdolu olan, kimin huzurunda bulunduğunu bilip idrak edemeyen sarhoş değil de nedir? Böyle bir namazla namazın esrar ve hakikatine ittılâ husûlü mümkün müdür? Bi’set-i enbiyâ’dan, irşad-ı evliyâ’dan hisseyâb olamayanlar âlim de olsalar yine câhildirler. Bir hadîs-i şerîf’de: “Kim Allah için olursa, Allah ona ve başkalarına kâfidir.” (Keşfü’l-Hafâ, c.2, s.372) buyrulmuştur. Namazda olsun veya namazın haricinde olsun bir kimse, (Allah ile, Allah için) olmazsa acabâ Cenâb-ı Hak o kul için olur mu? Heyhat ki olmaz. Azizim bu sarhoşlukla bizim yolun da sonu çıkmaz…

Seyyid Osman Bedrûddin Erzurumî (İmam Efendi) k.s

(Gülzâr-ı Sâminî Sohbetler, Üçüncü defter, Sayfa 382)

Sohbet kategorisine gönderildi | Namaz Mü’minin Mi’râcıdır için yorumlar kapalı

“Benim ve Râşid Halifelerimin Sünnetine İttibâ, Üzerinize Bir Görevdir” (Ebû Davûd-Tirmizî)

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someonePrint this page

           Evliyâullah’dan bir zât bir memlekete gider, hikmet-i ilâhî, o memleketin pâdişahına bir sancı ârız olmuş ki hekimler tedavisinden âciz kalmışlar. Nihâyet pâdişah da âciz kalmış:

“Kim beni bu marazdan, bu hastalıktan kurtarırsa, tâc-ü tahtımı o âdeme terkedeceğim” diye va’d ve nezretmiş.

            Bunun üzerine o zât pâdişâhın huzûruna gider. Biraz okur, elini pâdişâhın karnına koyar ve sürer. Akabinde hâşâ huzûr’dan fenâ bir koku pâdişâh’dan çıkar. Pâdişâh da bu sancıdan halâs olup kalkar, oturur ve va’d ve nezri mûcibi saltanatı o zâta terketmek üzere kabulünü niyâz eder.

            O zât kemâl-i hayret ve taaccüble pâdişâha bakarak: “Fenâ bir koku mukâbili olan bir tâc-ü tahtı bir saltanatı kabul’de mâzûrum. Mâhâzâ, sizden saltanatı almak için değil, size nasihat için ben buraya geldim. Dikkat ediniz, fenâ bir kokuya bile tekabül (karşılığı olma) etmeyen fâni bir mülkü, zâil olacak bir saltanatı sevip, Cenâb-ı Hakdan mahrum kalmak ve O’nun kurbet, vuslat ve rızâsını kazanamamak, akıl kâr-ı ve insâf-ı mürüvvet olur mu?” diye buyurur. Hakikâten öyle, ilerde de söylemiştim, İbn-i Semak Hazretlerinin, elinde su içmekte olan Hârunürreşîd’e verdiği nesâyih-i celile de ayniyle bu söz demektir. Fakat burada dikkat edilecek bir cihet var: Hârunürreşîd gibi âdil bir halife elindeki hazır bir suyu içmiyor da, İbn-i Semak Hazretleri eline geçtiği anda O’nun nasihat ve irşâdına arz-ı ihtiyaç ediyor. Ve O’nun emirlerini dinleyip kabul ediyor. Bu böyle… Gelelim bize…

            Yâhû acaba bize bütün dünyanın nesâyihini meccanen verseler, dinleyip kabul eder miyiz ve hiçbiri ile âmil olur muyuz? İşte bakınız bizim Müslümanlığımıza, bakınız bizim Cenâb-ı Hakkı ne derece sevdiğimize; bakın O’ndan ne derece korktuğumuza… Mizan ve mi’yar(ölçü) böyle gayet açıktır, âşikâredir.

            Aman efendiler, aman Müslümanlar işitiyor musunuz? Başka fikirlere dalmaya lüzum yoktur. Dinimizi, kendimizi kurtarmak arzu ediyorsak, bugün mutlaka kitap ve sünnete muvafık bir tarîk ve bir mürşid bulmamız ve o tarîke sâlik olmamız lâzımdır, başka çâre yoktur. Fakat onu da nerede ve nasıl bulalım? Ne ise yine eslâh-ı mevcuda tâbi olmak lâzımdır. Sâir târîklere bugünkü durumları ile pek aklım yatmıyor. Hattâ Nakşî’nin diğer kolları da korkarım ki bugünkü halleri ile insanı Allah’a götüremez. Ancak, bu Tarîkat-ı Aliyyenin son müceddidi (Mahmud Samini k.s.’den bahsediyor, Samini Hazretlerinden sonra Nakşi Tarikatının 9. Müceddidi Muhammed Mazhar Harputî Hazretleridir) olan zât-ı muhteremin tarikinden Allah’a gidilirse gidilir.

            Mâhâzâ insanın irâde-i cüz’iyyesi kendi elindedir. Bu irâde sebebiyle Cenâb-ı Hak kullarına mücâzât ve mükâfât edecektir. Gerçi İrade-i cüz’iyye diyoruz amma, fakat bu cüz’ öyle bir cüz’dür ki, o âzim ve Celîl olan Rabbü’l-Âlemîn Hazretlerinin İrâde-i külliyesinden gelmiştir. O’ndandır. Şu halde bu cüz’î irâde pek büyük ve pek çok iş görebilir. Evet kul ahlâk-ı İlâhî ile tahalluk eder, esrar ve hikem ve ulûm-u İlahiyyenin mâ’den ve mahzeni olur. Hulâsa Mevlâsına vâsıl olur. Bu cüz-î irâde işte böyle büyük iş görür.

            Gel bunun aksine… İnsan, irâdesini bu cihete sarfetmezse insanlıktan çıkar, hayvan olur, rütbe-i hilâfetten sâkıt olur, Cenâb-ı Hakdan uzaklaşır ve her nimetten mahrum kalır, dereke-i esfel’e düşer. Rabbimiz muhâfaza buyursun. Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz Hazretleri Hz.Ali (k.v.) Efendimize de Hz.Muaz (r.a.) Efendimize de emir buyurmuştur:       “Ya Ali senin yüzünden bir âdemin hidâyet bulması, arabın o kıymetli develerini (hecin) fisebîlillâh infak etmekten daha hayırlıdır.” Hz.Muaz’a da: “Ya Muaz, senin yüzünden bir âdemin Hakk’a dönmesi, hidâyet bulması, güneş tulû edip de ziyasının dokunduğu yerler bütün senin olsa işte o yerleri kâmilen infak’dan daha hayırlı ve efdaldir.” diye ferman buyurmuştur.

            Evet mahlûkun hidayetine ve onların gönüllerinin Hakka teveccüh ve ikbâline vesîle olmak peygamberlik mertebesidir. Bunun aksi de şeytâniyyet derekesidir. Bilmem ki acaba bunun hangisi hayırlıdır. Aklımız varsa yapacağımız iş mâlumdur. Halîfe-i Şeytan olmakta hiçbir mânâ ve fâide yoktur. Zorla kendi kendimizi neden ateşe lâyık edelim.

            Ne ise, düşünüyorum ve hayret ediyorum. Acaba Hak Celle ve A’lâ Hazretleri bu Müslümanlar indinde neden bu kadar ucuz oldu? Hâşâ ve kellâ neden bu kadar kıymetsiz oldu? Evet, umumiyetle “Allah’ı severiz” deriz, bu iddiadan hiçbirimiz geri durmayız. Fakat bu söz, bu iddia sûrî’dir, resmî’dir. Zira Müslüman bilir ki, “Allah’dan korkmuyorum” dese veya “O’nu sevmiyorum” dese kâfir olur. Bunu böyle der, fakat ne korkar ve ne de O’nu sever. Yalandır, doğru değildir.

            Çünkü sevenin, korkanın ahlâkı, ahvâli, akvâli ve ef’âli güzel olur. Kalbi pâk ve selîm olur. Bu selâmet-i kalple berâber zâhiren ve bâtınen âmâl-i sâlihâtı olur. Hâlbuki ahlâksızlığın, tâatsizliğin envâı Müslümanlarda, dünyâyı sevmek, nefse ve varlığına hizmet etmek ve onu sevmek; nefsi Cenâb-ı Hak üzerine ve nefsin emrini, Cenâb-ı Hakkın emri üzerine tercih etmek; evâmir-i İlâhiyyeyi geri bırakıp; nefsi gizliden gizliye Cenâb-ı Hakka bir şerik ittihaz etmek, hep Müslümanlarda.

            Elhâsıl, hangi âyet-i Celîleye, hangi hadîs-i şerîfe, hangi evâmir-i İlahiyyeye ittibâ ve sünenât-ı Seniyyeyi ihyâ ettikse, Allah rızası için hangi menâhiyi, hangi ahlâksızlığımızı terk ettikse gösterin ve söyleyin. Benim sözlerimin şâhidi kitâb-ı İlahî’dir. Siz de iddianızı isbat edebilirsiniz işte benim boynum kıldan incedir. Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz Hazretleri: “Benim ve Râşid halifelerimin sünnetine ittibâ üzerinize bir görevdir.”(Riyâzu’s-Salihin:90 Ebû Davûd-Tirmizî) buyuruyor. Acaba kavlen, fiilen, ahlâken, hâlen, bâtınen olan sünenât-ı Seniyyeler nelerdir, bunları öğrendik mi? Bunlara tabî olabildik mi? Kezâ o zât-ı Celîl-ü Kerîmin kendilerinden emin olup, bizi sünnetlerine tebeıyyetle memur buyurduğu Hulefâ-i Raşîdinin de sünnetlerini öğrendik ve ihyâ ettik mi?

            Heyhat, heyhat, evvelce dediğim gibi, artık başka türlü çâre-i halâs bilmiyorum. Cenâb-ı Hakkın lütuf ve Hidâyet-i hassasından sonra, bu zamanda böyle tecdîd(yenilenme) olunmuş bir tarîkatte bulunmaktan başka çâre kalmamıştır. Müslümanlar bunu kat’iyyen bilmelidirler ki bu zamanda hakîkî âdem olarak yetişmek ve yetiştirmek, ancak bu tarîke mahsus ve münhasır kalmıştır. Değil turuk-u sâireden(diğer tarîklerden), hatta Nakşî’nin sâir kollarından da âdem yetişmez ve yetiştirelemez hâle gelmiştir.

            Zîra bu tarîke de elbette bir şey oldu ki, tecdîd olundu. Şeyh Efendimiz Hazretlerine Sâminî denilmesinin sebep ve hikmeti de budur. Kendileri bu tarîkin sekizinci müceddididir. Amâ halk etmiyormuş, inanmıyormuş, ne yapalım. Hz.Allah(C.C.) böyle murâdetmiş. Cenâb-ı Hak bizi şefâatlerine mazhar buyursun…

            Asr-ı Saâdetten bu ana kadar, Sıddîk-i A’zam(r.a.) Efendimiz müstesna olmak üzere, benim kadar mürşidini seven olmamıştır. Hakikaten böyle söylemeye lâyık idiler. Bu tarike dâhil olanlara öyle lâzımdır ki, bu tarikin usul ve fürûunu güzelce öğrene ve muktezâsı ile amel ede; nefis ve hevâ ve tabiatıyla mücâhede ede. Usûl ve füruunu da her vakit söylüyoruz, hulâsaten şu üç şeydir:

  • Emr-i Şerîatle âmil olmak
  • Ahlâk-ı İlâhî ile tahalluk etmek
  • Huzur ve agâhî’den bir nefes ayrılmamak.

Yalnız bâzı şeylere dikkat lazımdır. Evâmir-i Şer’iyyeyi severek, tâ’zim ederek îfâ etmek ve menâhiden de yine böyle severek ve câna minnet bilerek, içtinab etmek ve ahlâksızlığın en ehemmiyetsizine bile razî olmayıp, bunlardan tamâmıyla temizlenmeye ve edebe çok ziyâde dikkat etmek lâzımdır. Efendiler, hubb-i dünya (dünya sevgisi), hubb-i nefs (nefis sevgisi), ucb (gurur), kibir, nefsi için gazab ve hiddet, nemmamlık (dedikoduculuk), gıybet, vesâir ahlâksızlıklar helâl midir? Bir âdem ki ahlâk-ı zemîme(kötü ahlâk) necasetleriyle müneccisdir, o daha nereden Hz.Allah(C.C.)’a lâyık olur ve O’nun Peygamberine nasıl karîb (çok yakın) olabilir? Zirâ (s.a.v.) Efendimize en ziyâde ahlâk-ı hamîdesi bulunanın karîb olacağı, kendi hadîs-i şerifleri ile sâbittir.

            Meselâ biz nefsimiz için hiddet eder, ona buna herşeyi söyleriz, sonra bunun adını emr-i bil mâ’ruf nehy-i ani’l-münker koruz. Yâhut, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri:”Ziyâde hadid (öfkeli) olanlar benim hıyâr-ı ümmetimdir (hayırlı ümmetimdir)” buyurmuştur. Hiddetimize de bunu delil getiririz. Yok canım yok, bu böyle olmaz. Nefsi için hadid (öfkeli) olanlar, hâşâ ki hıyâr-ı ümmetten ola… Buyrulan hiddet, emr-i İlâhî veya sünnet-i Nebevî terkolur da veyahut Din’e ve Müslümanlara başka türlü bir hakâret ve ihânet edildiği vakitte mü’min-i sâdıkın, kemâl-i gayret ve muhabbetinden, dayanamayarak “hudud ve usul-ü Şer’îsi dâiresinde” olan hiddet ve şiddetidir. Eğer bunu söyleyenler sözlerinde iddialarında sâdık iseler, gerek vücutlarında ve gerek hariçde bin türlü evâmir-i İlâhiyye terkolunuyor, sünenât-ı Seniyyeye ittiba olunmuyor ve bunlara mukâbil frenk âdâb ve adâtı kabul ve tatbik olunuyor da niçin bunların hiçbirine canları sıkılmıyor. Ve bunların ismine de terakkî diyerek sükût ediyor? Evet, terakkî, terakkî ama, bilmem nereye terakkî ettik? Neyi kaybettik ve neyi bulduk? Bunu sonra anlarız. Bugün de bilenler bilir. Evet şekerin okkası üç, dört kuruş iken on misline ve her eşyâ da bu kıyasla sekizer, onar misline çıktı.

            Doğrudur, evet biz terakkî terakkî diye çırpındık durduk ya, işte terakkî… Daha ne istiyoruz. Dûamızın icâbet-i serîası görüldü… Daha neden sıkılıyoruz, darılıyoruz ve daralıyoruz?

            Ne ise, evet dediğimiz bu üç şey kimde bulunursa o âdem en büyük lütuf ve ihsân-ı İlâhîye mazhar düşmüştür. Bundan büyük tevfîk, bundan büyük hidâyet olamaz. Bunlar kime hâl ve mâl olursa bilâşübhe (şübhesiz) o âdem insân-ı kâmildir. Bunlarsız olan kimse de, isterse havada uçsun, bin türlü havârık (hayranlık uyandıran şeyler) ve keramât (kerâmetler) göstersin sakın inanmayınız, mekirdir (hiledir), istidraçtır, daha da kimbilir nelerdir, nelerdir. Oralarını Allah bilir. Elhâsıl, bu gibi şeyler bizim işimize gelmez vesselâm.

 Seyyid Osman Bedrûddin Erzurumî k.s

(Gülzâr-ı Samini Sohbetler, Dördüncü Defter, s.184)

           

 

Sohbet kategorisine gönderildi | “Benim ve Râşid Halifelerimin Sünnetine İttibâ, Üzerinize Bir Görevdir” (Ebû Davûd-Tirmizî) için yorumlar kapalı

Kandil Geceleri Uydurma Değildir

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someonePrint this page

Sual: Mübarek gün ve gecelerin aslı yoktur, bunlar sonradan çıkmıştır deniyor, bu doğru mu?

CEVAP
Hayır, kesinlikle doğru değildir. Hepsini Peygamber efendimiz bildirilmiştir.

Mübarek geceler, İslam dininin kıymet verdiği gecelerdir. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bazı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibadet yapması, dua ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebep kılmıştır. (S. Ebediyye)

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
Ahiret yolcusunun, ibadetle ihya edilmesi kuvvetle müstehab olan mübarek geceleri boş geçirmesi uygun değildir; çünkü bunlar hayır mevsimleri ve kârı bol olan gecelerdir. Kazançlı mevsimleri ihmal eden tüccar, bir kâr sağlayamadığı gibi, mübarek geceleri gafletle geçiren ahiret yolcusu da maksada ulaşamaz. (İhya)

MEVLİD GECESİ:
Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiulevvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimiz nübüvvetten sonra, her yıl, bu geceye önem verirdi. Her Peygamberin ümmeti, kendi Peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştı. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. (Mevâhib-i ledünniyye)

İslamiyet’te doğum gününü kutlamak vardır, Allahü teâlâya şükretmek olur. Mevlid kandili, Peygamber efendimizin doğum günüdür. Peygamber efendimiz, Pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, İ. Ahmed, H. S. Vesikaları)

Mevlidi, erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Nimet-ül-kübra, Hadika, M. Nasihat)

Bu gece, O doğduğu için sevinenler affedilir. Bu gecede, Resulullah doğduğu zaman görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevabdır. Kendisi de anlatırdı. Eshab-ı kiram da, bir yere toplanıp anlatırlardı. (S. Ebediyye)

Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir; hatta Mevlid gecesinin Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildiren âlimler de vardır. El-mukni, El-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. (Ed-dürer-ül-mesun)

Birkaç hadis-i şerif meali:
(Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.)
 [Buhari]

(Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.)

(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Mevlid okumak da, Resulullahı hatırlamaktır. Muteber kitaplarda, Peygamberimizin de önem verdiği açıkça yazılı olan bu mübarek gecede, Peygamber efendimizi anmaya, nasıl uydurma denebilir?)

BERAT GECESİ:
Şaban ayının 15. gecesidir. Tefsirlerde Kur’an-ı kerimin, Levh-il-mahfuza bu gece indirildiği bildirilmektedir. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:
(Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu [Kur’anı] mübarek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız.) [Duhan 2,3]

Her yıl, Berat gecesinde, o yılda olacak şeyler, ameller, ömürler, ölüm sebepleri, yükselmeler, alçalmalar, yani her şey Levh-i mahfuzda yazılır. Resulullah efendimiz, bu gece, çok ibadet, çok dua ederdi. Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim.) [Nesai]

Birkaç hadis-i şerif meali daha:
(Şabanın 15. gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder.) [İbni Mace]

(Allahü teâlâ, Şaban’ın 15. gecesinde müşrik ve müşahin hariç herkesi affeder.) [İbni Mace] (Müşahin, bid’at ehli demektir.)

(Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, reddolmaz. Ramazan ve Kurban bayramının birinci gecesi, Berat ve Arefe gecesi.) [İsfehani]

(Allahü teâlâ, Şaban’ın yarısının [Berat] gecesinde, dünya semasına tecelli eder. Benikelb kabilesinin koyunlarının kıllarından daha çok kimsenin günahlarını affeder.) [İbni Mace, Tirmizi]

(Allahü teâlâ, Şaban ayının 15. gecesinde rahmetiyle tecelli ederek kendisine şirk koşan ve Müslüman kardeşine kin güdenler hariç herkesi affeder.) [İbni Mace]

Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, Allahü teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin?) diye sual etti. Peygamber efendimiz, cevaben buyurdu ki:
(Şükredici kul olmayayım mı? Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur.) [Gunye]

KADİR GECESİ:
Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir. Bazı âlimlere göre Mevlid gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi.) [Deylemi]

(İnanarak ve sevabını Allahü teâlâdan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari, Müslim]

(Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın.) [Müslim]

(Kadir gecesi sabahı güneş şuasız olarak doğar. Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.) [Müslim]

AŞURE GÜNÜ:
Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur’an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Hadis-i şerifte buyruldu ki:
(Aşure günü Nuh aleyhisselamın gemisi, Cudi dağına indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü teâlâya şükür için oruçlu idiler. Hayvanlar da hiç bir şey yememişti. Allahü teâlâ denizi, beni İsrail için, Aşure günü yardı. Yine Aşure günü Allahü teâlâ Âdem aleyhisselamın ve Yunus aleyhisselamın kavminin tevbesini kabul etti. İbrahim aleyhisselam da o gün doğdu.) [Taberani]

Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru buyurdu ki:
(Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure günüdür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]

Aşure günü hakkında birkaç hadis-i şerif meali daha:
(Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani]

(Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir’a]

(Aşure günü, ilim öğrenilen veya zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer.) [Şir’a]

(Aşure günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur.) [Şir’a]

(Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur.) [Beyheki]

MİRAC GECESİ:
Mirac, merdiven demektir. Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Mirac bildirilmektedir. Mirac gecesini ibadetle gündüzünü de oruçla geçirmelidir. İki hadis-i şerif meali:
(Bu gece, iyi amel eden için yüz yıllık mükâfat vardır.) [İ. Gazali, Ebu Musa el-Medeni]

(Recebin 27. günü oruç tutana, 60 yıllık oruç sevabı verilir.) [İ. Gazali, Ebu Musa el-Medeni]

TERVİYE ve AREFE GÜNÜ:
Arefe günü, Kurban bayramından önceki gündür. Terviye, Arefe gününden bir önceki güne denir. Birkaç hadis-i şerif meali:
(Terviye günü oruç tutan ve günahtan sakınan Müslüman Cennete girer.) 
[Ramuz]

(Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.) [Müslim]

(Arefe günü [Besmeleyle] bin İhlâs okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) [Ebuşşeyh]

(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.) [Taberani]

(Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, hakir ve kinli görülmez.) [İ. Malik]

(Arefe ne güzel gündür. O gün rahmet kapıları açılır.) [Deylemi]

(Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allahü teâlânın kıymet verdiği bir gündür). [Deylemi]

MUHARREM AYI ve HİCRİ YILBAŞI:
Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir. Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur’an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. (Tevbe 36)

Müslümanlar, kendi yılbaşı gecelerinde ve günlerinde müsafeha ederek, mektuplaşarak tebrikleşir. Birbirlerini ziyaret eder, hediye verirler. Yılbaşını mecmua ve gazetelerle kutlarlar. Yeni senenin, birbirlerine ve bütün Müslümanlara hayırlı ve bereketli olması için dua ederler. Büyükleri, akrabayı, âlimleri evinde ziyaret edip dualarını alırlar. O gün, bayram gibi temiz giyinirler. Fakirlere sadaka verirler.(S. Ebediyye)

Muharrem ayı ile ilgili birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma’dır.)[Deylemi]

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Nesai]

(Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut; çünkü o, Allah’ın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allah geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]

REGAİB GECESİ:
Recebin ilk Cuma gecesine Regaib gecesi denir. Yarın gece Regaib gecesidir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ bu gecede müminlere ragîbetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua red olmaz ve namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir.

Perşembe günü oruç tutup gecesini de ihya etmek çok sevabdır. Perşembeyle birlikte, Cuma günü de oruç tutmakta mahzur yoktur.(Gunye)

Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Receb ayında Allah’a çok istiğfar edin, çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden azat ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, ancak Receb ayında oruç tutanlar girer.) [Deylemi]

(Receb’in ilk Cuma gecesini [Regaib gecesini] ihya edene, kabir azabı yapılmaz. Duaları kabul edilir.) [S. Ebediyye]

(Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaib gecesi, Şaban’ın 15. gecesi, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı gecesi.) [İ. Asakir]

Receb ayında edilen dualar kabul edilir, hatalar affedilir. Günah işleyenin cezası da kat kat olur.

CUMA GÜNÜ ve GECESİ:
Cuma, müminlerin bayramıdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cumadan faziletli bayram yoktur ve o günkü iki rekât namaz, Cuma günü dışındaki bin rekâttan efdaldir.) [Deylemi]

(Allahü teâlânın indinde günlerin seyyidi Cuma’dır, kurban ve Ramazan bayramı gününden de kıymetlidir. Cuma gününün beş hasletinden biri; Allah, Âdem’i Cuma günü yarattı. Dünyaya o gün indirildi, o gün vefat etti.)
 [Buhari, İ. Ahmed]

(Musa aleyhisselam dedi ki: Ya Rabbi! Bana cumartesi gününü verdin, Muhammed aleyhisselamın ümmetine hangi günü vereceksin? Onlara Cuma gününü vereceğim, buyuruldu. İlahi! Cuma gününün kıymeti ve sevabı ne kadardır diye sordu. Ey Musa! Cuma günü yapılan bir ibadete, cumartesi günü yapılan yüz bin ibadet sevabı vardır, buyuruldu. Bunun üzerine Musa aleyhisselam, ya Rabbi! Beni Muhammed aleyhisselamın ümmetinden eyle diye dua eyledi.) [Ey Oğul İlmihali]

(Cumartesi günü Musa aleyhisselamın ümmetine, Pazar günü İsa aleyhisselamın ümmetine verildiği gibi, Cuma günü de, Müslümanlara verildi. Bugün, Müslümanlara hayır, bereket, iyilik vardır.) [R. Nasıhin]

Genel kategorisine gönderildi | Kandil Geceleri Uydurma Değildir için yorumlar kapalı

Şehid Olmanın Önemi, Kimler Şehid Olur?

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someonePrint this page

Sual: Herkes şehid olabilir mi? Şehid olmanın faydası ne?
CEVAP
Şehid, kendisine şahitlik yapılmış, Cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş anlamındadır. Şahit manası da vardır. Çünkü Allah katında, ölü değil diridir. Şehid olmak için Müslüman olmak şarttır. Gayrimüslim nasıl ölürse ölsün veya öldürülsün şehid olmaz. Hayzlı veya cünüp ölmek şehidliğe mani değildir.
Eshab-ı kiramdan Hanzala cünüp olarak şehid olmuştur. [Gusledecek kadar dahi vakit bulamamış, gazaya katılmıştı.]

Şehid olmak büyük nimettir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Şehid kabir azabından emindir.) [İbni Mace, Beyheki, imam-ı Ahmed]

(Deniz savaşında şehid olanların, bütün günahları, hatta kul hakları da affolur.)
 [İbni Mace]

(Şehid, yakınlarından 70 kişiye şefaat eder.)
 [Beyheki]

(Şehid, ölüm acısı duymaz, kabirde üzülmez, kıyametin dehşeti, hesab, mizan, sırat onu rahatsız etmez, doğruca Cennete gider.)
[Beyheki]

(Karada şehid olanın borçları ve emanetleri hariç, bütün günahları affolur. Denizde, suda boğularak ölen şehidin ise, borç ve emanetleri de dahil bütün günahları affolur.) [Ebu Nuaym]

Şehid, kanının ilk damlasında günahları affolur. Kabir azabından ve Kıyamet korkusundan emindir.
Şehidin, kul haklarından başka bütün günahları affolur. Kul haklarını da, Allahü teâlâ Kıyamette helalleştirecektir. Suda boğularak ölen şehidlerin kul borçları da affedilir. Hak sahipleri, bu şehidden haklarını istedikleri zaman, Allahü teâlâ, (Ondaki haklarınızı benden isteyin) buyuracak, hak sahiplerine alacaklarını fazla fazla verecektir. Şehid de, sorgusuz sualsiz Cennete gidecektir.

Aşağıda yazının tamamına yakını İbni Âbidin hazretlerinin Redd-ül muhtar kitabından alınmıştır. Müslüman olmak şartı ile aşağıdaki 37 maddede bildirilen kimseler şehid olarak ölür. Hepsi de hadis-i şerif ile bildirilmiştir:
1- Kendinin, komşusunun, can, mal ve namusunu müdafaa ederken öldürülen,

2- Haksız olarak hapsedilip ölen,

3-
 Mülci ikrah ile öldürülen, mesela bu içkiyi iç denilse onu içmesi caiz olur. Caiz olacağını bilmediği için, içmeyip öldürülürse, şehid olur.

4- 
Hırsızın, gaspçının, kapkaççının, yol kesicinin, eşkıyanın, yan kesicinin öldürdüğü kimse,

5- Yüksekten veya attan düşüp ölen, başına taş veya başka şey düşerek ölen,

6-
 Aslan, kurt gibi yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanarak ölen,

7- Akrep ve yılan gibi zehirli hayvan sokmasından ölen,

8- 
Suda boğulan,

9- Yangında ölen,

10- 
Gurbette garip iken ölen,

11- Depremde, duvar ve enkaz altında kalarak ölen, 

12- 
Sara, sari hastalıklar, ateşli hastalıklar verem, kanser, kolera, veba, şiddetli öksürük, ishal ve diğer iç hastalıkları sebebiyle ölen, [Ameliyat edilirken ölen]

13- 
Soğukta gusledip ölen.

14- 
Hamile, lohusa ve doğumda ölen kadın, (Bir hadis-i şerif meali:
(Müslüman kadın, hamilelikten doğuma kadar ve çocuğu memeden kesene kadar Allah yolundaki mücahid gibi olup ölürse şehid olur.) [Taberani])

15-
 Cuma günü veya gecesi ölen,

16- Aşkını gizleyip iffetini korurken ölen,

17- 
Emr-i maruf ve nehy-i münker yaparken öldürülen şehiddir. Doğru imanı ve namaz kılmayı meydana çıkaranlar, dinini öğrenmek, öğretmek ve yaymakta iken ölen,

18- 
Allah rızası için müezzinlik yaparken ölen,

19- Deniz tutup kusarak ölen,

20- 
Beş vakit namazı doğru olarak kılan. (İki hadis-i şerif meali:
(5 vakit namazı doğru kılana, her gün için bin şehid sevabı verilir.) [Tergib-i Hadimi]
(Ümmetimin fesadı zamanında sünnetime [Ehl-i sünnete] yapışan ve beş vakit namazı cemaatle kılanın amel defterine her gün yüz şehid sevabı yazılır.) [İ. Nasiruddin])

21- 
Kuşluk namazı kılan,

22- Yolculukta da vitir namazını terk etmeyen,

23-
 Her ay üç gün oruç tutan,

24- Abdestli iken ölen, abdestli yatıp ölen,

25- 
Namazda iken ölen,

26- Günde yirmi kere ölümü düşünen,

27- 
Dine uygun ticaret yapan,

28- Gıda maddelerini ucuza satan,

29- 
Helal kazanıp çoluk çocuğunun din bilgisi öğrenmeleri ve ibadet yapmaları için çalışan,

30- Altmış yaşını geçen salih kimse,

31- Günde 25 kere “Allahümme barik li filmevt ve fi-ma bad-el-mevt” okuyan,

32- 
Müdara eden, yani insanlarla iyi geçinen, dinini koruyabilmek için dünyalık veren, (Bir hadis-i şerif meali: (Müdara eden, şehid olarak ölür.) [Deylemi])

33- Ölüm hastalığında, kırk kere “La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü min-ez-zâlimin” okuyan,

34- Günde yüz defa salevat-ı şerife okuyan,

35- Her gece Yasin okuyan, sabah akşam Haşr suresinin sonunu okuyan,

36-
 Allah yolunda şehid olarak ölmeyi isteyen, (Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Sıdk ile ihlas ile şehidlik isteyen, yatağında ölse de, şehid olur.)[Müslim]
(Şehidlerin çoğu, yatakta ölür. Savaşta öldürülenin niyetini ancak Allah bilir.) [İ. Ahmed]
(İhlasla şehidliği arzu eden, şehid olmasa da, şehidlik sevabına kavuşur.) [Müslim])

37- 
Günah işlerken zulmen öldürülen.

Genel kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Şehid Olmanın Önemi, Kimler Şehid Olur? için yorumlar kapalı

EZAN DUASI

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Email this to someonePrint this page

Allahümme rabbe hâzihid-da’vetit-tâmmeti vessalâtil kâimeti âti Muhammedenil vesîlete vel fadîlete ved-dereceter-refî’ate veb’ashu mekâmen mahmûdenillezî vaadtehu inneke lâ tuhlifül mîâd

ezan duası

Anlamı:
Ey şu tam da’vetin ve vakti gelen namazın sahibi olan Rabbim! Muhammed aleyhisselâma şefâat vesîlesini ve üstünlüğünü ver. Ve onu kendisine va’detdiğin makam-ı mahmûd’a ulaştır”

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kim ezanı işittiği zaman:
Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın rabbi ALLAHım! Muhammed’e vesîleyi ve fazîleti ver. Onu, kendisine vaadettiğin makâm-ı mahmûda ulaştır, diye dua ederse, kıyamet gününde o kimseye şefâatim vâcip olur.”

Sa’d İbni Ebî Vakkas radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kim müezzini işittiği zaman:
Tek olan ve ortağı bulunmayan ALLAH’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve resûlü olduğuna şahitlik ederim. Rab olarak ALLAH’tan, resûl olarak Muhammed’den, din olarak İslam’dan razı oldum, derse, o kimsenin günahları bağışlanır.”

Genel kategorisine gönderildi | EZAN DUASI için yorumlar kapalı

Güzel Abdest Nasıl Alınır?

PaylaşSual: Güzel abdest almak, nasıl olur? CEVAP Önce güzel abdest almanın faziletini bildirelim. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Abdeste devam et ve güzel abdest al ki, ömrün uzasın.) [Harâiti] (Güzel abdest alıp camiye giren Allah’ın misafiri olur. Allahü teâlâ da misafirine mutlaka ikram … Okumaya devam et

Daha çok galeri | Güzel Abdest Nasıl Alınır? için yorumlar kapalı

Tasavvuf Nedir?

PaylaşTasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf hâl işi olduğu için, yaşayan bilir, tarif ile anlaşılmaz. Tasavvuf ilmi, kalb ile yapılması ve sakınılması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna (Ahlak ilmi) … Okumaya devam et

Daha çok galeri | Tasavvuf Nedir? için yorumlar kapalı

Tasavvufta Makamlar

PaylaşTasavvuf erbabından Mevlana Abdurrahman Cami hazretleri buyuruyor ki: Tasavvufta, makamların sonuna varan mutasavvıflar iki çeşittir: Birincisi, Peygamber efendimiz aleyhisselamın izinden giderek, kemale erdikten sonra, insanları irşad için halk derecesine indirilmiş irşad ehli olanlardır. İkincisi, yükseldikleri derecelerde bırakılıp insanların yetişmesi ile … Okumaya devam et

Daha çok galeri | Tasavvufta Makamlar için yorumlar kapalı