31- Mevlâna Mahmud Sahib (k.s.)

PaylaşShare on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Email this to someonePrint this page

Büyük müceddid Mevlâna Halid-i Bağdadi hazretlerinin muhterem kardeşidir. Bu kutlu yolda Silsile-i Aliyye’nin önemli bir halkası ve büyük velilerdendir. Kıymetli ağabeyinden sonra bu kutlu görev Cenab-ı Hakkın izniyle kendisine verilmiştir. Daha sonra bu büyük Silsilede, görev Seyyid Ali Sebtî (Paluvi) Hazretlerine verilmiştir. Seyyid Ali Sebtî hazretleri Mevlâna Halid-i Bağdadi’nin en büyük halifelerindendir. Mevlâna Halid efendimizin Mevlâna Mahmud Sahib hazretlerine gönderdiği mektupları, diğer mektuplarla beraber “Mektubat” adlı eserde toplanmış ve meşhurdur. Bu mektupları, eserin içindeki mektup numarası ile aşağıda veriyoruz. Kendisi hakkında daha detaylı bilgiler Cenab-ı Hakkın tevfik buyurduğu kadarı ile ileride yazılacaktır inşAllah. Rabbim şefaatleriyle şereflendirsin. Amin.

3. MEKTUP

Mevlana Halid (ks) bu mektubu Şeyh Mahmut Sahib (ks)’e göndermiştir. Yüce Allah (cc) feyz ve sırlarını üzerimize yağdırsın.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah (cc)’a mahsustur. Salat-u selam Resullerin efendisine, alinin ve ashabının üzerine olsun. Peygamber Efendimiz (a.s.)’ın berzah aleminde nerede olduğu, dünyada olduğu gibi cismiyle birlikte olup olmadığı, en yüce makamda mı yoksa yukarıdaki durumların dışında başka bir halde mi olduğu hakkında, yanınızda bulunan alimler arasına ,ihtilaf meydana geldiğini bildiren mektubunuz bize ulaştı. Mektubunuzda gerçeğin ne olduğunu bildirmemi bu miskin kuldan istemişsiniz. Allahu Teâlâ’nın yardımını dileyerek şöyle deriz:

Bu konudaki edep şudur; Peygamberler (a.s)’in ruhları için belli bir yer tayin edilemez. Göklerde, yerlerde ve imkan aleminde hiçbir mekanın umumi olarak bütün Peygamberlerden (a.s) ve özellikle onların efendisi ve sonuncusu olan Peygamberimiz’in (a.s) himmetinden boşkalmıyacağına itikad etmelidir. Onların diri ve cesetlerinin de kabirlerinde olduğuna inanmalıdır.

Onların kabir hayatındaki dirilikleri, şehitlerin diriliklerinden daha üstündür. Allah (c.c)’a taatle lezzet bularak namaz kılarlar, hacc ederler, telbiye söylerler, Kur’an-ı Kerim okur ve zikrederler. Cenab-ı Allah (c.c), yaptıkları taatlerden dolayı onların faziletlerini artırır…

Onların kabir hayatı dünya hayatındaki ruhun cisimle beraber olması gibi kesinlik arzetmez. Fakat öyle de olabilir. Bilindiği gibi cismin ruhsuz da hayatı ihtimal dahilindedir. Su kanmak için, yemek doymak için adet üzere birer sebepdir. Ehl-i Sünnete göre, ruh da hayat için böyle bir sebepdir. Zahirde onsuz olmaz fakat hakiki sebep değildir. Öyleyse Allah (c.c), her şeyi sebepsiz de yaratmaya kadirdir.

Bunun gibi peygamberlerin ruhları cesetlerinde olarak kabirde olabilecekleri gibi aynı şekilde, mülk ve melekut aleminde seyredip, olağanüstü bir durumda Allah (c.c)’ın dilediği yerlerde dolaşıp, istifade ettikten sonra tekrar kabirlerine dönmeleri de mümkündür.

Önce söylediğimiz gibi cesetlerini kabirde bırakarak ruhlarıyla diledikleri yere gitmeleri caizdir. Onların ruhlarının alayı illiyyinde, refik-i alada, firdevsde veya başka bir yerde olmaları, buralarda devamlı durmalarını gerktirmez. Zira onların ruhlarının bir halden başka bir hale geçmesi, bir yerden başka bir yere gitmeleri mümkündür.

Ruh cesetten başka bir özelliğe sahip olabilir. Hem refik-i ala da hem de bedenle bitişik durumda bulunabilir. Cesede selam verildiğinde, ruh kendi makamında olduğu halde o selamı alabilir. İbnu Kayyım El-Cevzi ‘Ruh’ adlı kitabında böyle söylemiştir. Hafız es-Suyuti ‘Münceli’ kitabında bunu kabul etmiştir…

Mektubumuzun sonu sizlere selam olsun, ey gözümüzün nuru…

28. MEKTUP

Mevlana Halid Hazretleri bu mektubunda kardeşi Mevlâna Mahmûd Sahib Hazretlerine Hac farizası ile ilgili tavsiyelerde bulunmuştur.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Hamd Allah’a mahsustur. Selam Allah’ın seçtiği kulları üzerine olsun. Sana Allah’a taati ve takva üzere bulunmanı, nerede olursan ol insanlara eza ve cefa vermemeni, özellikle Harem-i Şerif’te daha fazla titiz davranmanı tavsiye ederim.

Gıybetini yapsalar dahi sen kimsenin gıybetini yapma. Hiç kimsenin dünya malından bir şey alma. Şeriatın alınması helal kıldığını al ve onu hayır yollarda harca. Mü’min kardeşlerin aç ve yoksul durumda bulunurken şehvetin için harcama yaparak lezzetlenme. Kesinlikle yalan söyleme, hiç kimseyi hakir görme, hiç kimseden nefsinin üstün olduğunu düşünme, kalbi ve bedeni ibadetlerde tüm kuvvetini sarfet. Bunun yanında nefsine hiçbir zaman makbul olacak hayır işlemedim düşüncesini kabul ettir. Çünkü ibadetlerin ruhu niyettir. Niyet ise ancak ihlas ile mümkündür. Senden daha büyük olanlara ihlas gerekirse sana nasıl gerekmesin. Allah’a (c.c) yemin ederim ki; annem beni doğurduktan bugüne kadar, Allah katında makbul ve muteber olup hesabı sorulmayacak bir tek hayır işlediğime inanmıyorum.

Eğer kendi nefsini bütün hayır işlerinde iflas etmiş olarak görmüyorsan bu cehaletin en son noktasıdır. Eğer iflas etmiş olarak biliyorsan Allah’ın rahmetinden ümitsiz olma. Zira Allah’ın (c.c) fazileti, kul için, ins ve cinlerin amelinden hayırlıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor;

“De ki: Allah’ın lütfuyla, rahmetiyle (evet) ancak onunla ferahlansınlar. Bu onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır.” (Yunus,58)

İbn-i Abbas (r.a) bu ayetin tefsirinde “onların topladıkları” lafzının “kesbettikleri” manasına geldiğini söyler. Şeytanın, akıllarıyla oynadığı kişiler gibi Allah-u Teala’nın fazlına güvenerek ibadetleri de terk etme. Zikr-i kalbiyle murakabeye devam et. Yolda yürürken dahi ondan ayrılma.

Bütün işlerinde Allah Teala’nın güç ve kuvvetine yapış. Ulu Sadatların (ks) ruhaniyetine sıkı tutun. Alimlere ve Kuran-ı Kerim hafızlarına ikram ve hürmet eyle. Yapabildiğince Kuran-ı Kerim okumakla meşgul ol. Fıkıh ve hadis ilimlerine diğer ilimlerden fazla çalış.

Huzur-u kalbi seni bunlardan alıkoymasın. Zahiri işlerle meşgul olurken, kalbin huzurdan uzaklaşması, meşrebinin darlığının ve güçsüz olmasının alametidir. Teheccüd, işrak, kuşluk, evvabin gibi nafileleri bırakma.

Devamlı abdestli bulun, az uyu, günde üç sefer aşağıdaki tesbihi çek; “Sübhanallahi ve bihamdihi adede halkıhi ve rızae nefsihi ve zinete arşihi ve midade kelimatihi”

Senden talep etseler bile hüküm sahibi hiçbir emirin işine girme.

Müslümanların imamının salih olmasına ve halkının da ıslah olmasına dua et. İslam dininin, düşmanların üzerine galip gelmesini Allah-u Teala’dan talep eyle. Kendi varlığını terk ederek, güç ve takatini Allah Teala’nın ibadetine sarf etmeye, yanında bulunan mal ile kanaat etmeye ve Makam-ı Mahmud Sahibinin (Allah-u Teala’nın salat ve selamları O’nun aline ve ashabının üzerine ebedül ebede kadar devam etsin) sünnetine sıkıca tutunmaya çalış.

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

37. MEKTUP

Mevlana Halid-i Bağdadi’nin (ks) bu mektubu; kardeşi, halifesi Mevlâna Mahmud Sahib (k.s.)’ye Nakşibendi ve Kadiri tarikatlarında verdiği icazete dairdir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Hamd, sevdiklerinin letaiflerine ef’al, esma selbi ve subuti sıfatlarıyla, keyfiyet ve kemiyetten münezzeh ve mukaddes olan zat-ı ehadiyyeti ile tecelli eden Allah’a mahsustur.

Mevla (c.c) sevdiklerinin letaiflerini; alem-i halktan olan kötü sıfatlardan, beşeri bulanıklıklardan tezkiye ve tasfiye etmiştir. Seçtiği kulların ruhaniyyetini, aşkın ateşi ve tecelliyatının nurlarıyla, mutlak vahdetin şuhudundaki cemalin müşahadesine çıkarmıştır.

Onlara kesretteki vahdeti, vahdetteki kesreti basiret gözüyle göstermiştir. Kadim ve ezeli kelamında onlar hakkında şöyle buyurmuştur;

“Allah’ın veli kullarına korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar. Onlar o kimselerdir ki dünyada iken iman ederek Allah’ın (azabından) korkarlardı. Dünya ve ahire hayatında onlar müjdeler vardır.” (Yunus,62)

Ayrıca; “Kim ki Allah için kırk gün ibadetinde ihlaslı davranırsa hikmetli sözler kalbinden çıkıp diline gelir.” (Münavi, Feyzu’l Kadir, VI,43,Had. No:2542) hadis-i şerifini buyuranEfendimiz Mevlamız Hz. Muhammed’e (aleyhi ekmeluttehaya) ve mahlukların en hayırlıları, halkı Allah’a çağıran,Ehadiyet güneşinin ve Allah’a yakınlığın tanınmasına hidayet vesilesi olan al ve ashabına salat ve selam olsun. İlimlerin en büyüğü ve Allah nezdinde en şereflisinin batın ilmi olduğu bir hakikattir. İnsan bu ilimle çirkin ve kötü sıfatlardan temizlenir. Kişinin kabiliyetine göre kurtarıcı ve güzel ahlakla ölmeden evvel ölmesi bu ilim sayesindedir.

Şeriat ilminin, şeriat ağacından peyda olan tarikat dallarının yeşillenmesi, marifet yapraklarıyla bezenmesi, hakikat-i Mahmudiyyenin mahbubiyetinin meyvesinin hasıl olması batın ilmiyledir. “Her ilmin şerefi o ilmin sayesinde bilinenlerin şerefinden kaynaklanır.” Sözü gerçekleşmiş bir hakikattır.

Bu hak ve gerçek icazete bakanlar şunları bilsin: Öz kardeşim, güvenilir kuvvetim, şerefli alim, fazıl, abid, mücahid, kamil, devamlı Allah’ı murakabe eden, efendi, kalbimin sevinci, gözümün ferahı, Şeyh Mahmud Sahib –(Allah (c.c) elini tutsun ve medediyle ona yardım eylesin)- benim yanımda Tarikat-ı Aliye-i Nakşibendiye-i Müceddidiyede ve güvenilir kulb olan Kadiriye Tarikatında-(Allah (c.c) her iki tarikatın yüce sırlarını mukaddes eylesin)- seyr ü süluk yaptı. Neticede emir aleminden olan letaifleri Allah zikriyle temizlendi. Allah’ın (c.c) efal, esma, selbive subuti sıfatlarının tecelliyatının nurlarıyla ve keyfiyet ve kemiyetten münezzeh olan mukaddes zatının tecelliyatıyla bu hal hasıl oldu. Kendisine ledün ilmiyle birlikte batını ilim verildi.

Alem-i halktan olan dört unsurun letaifleri ve nefis latifesi, manevi hastalıklardan ve beşeri bulanıklıklardan temizlendi. Tarikattaki makamların mertebelerini tanıdı. Kendisine müridlere zikir telkin etmesine, irşad talep edenlere süluk yaptırmaya, tarikattaki hatmelerin bütün çeşitlerini okumaya, Kuran-ı Kerim’i, delail-i hayratı ve evradı okumaya icazet ve izin verdim. Özellikle “Aliyyet’ül-Ektar ve Seyf’ül-Bettar fi’s-Salati’n Nebiyi ve’l Muhtar” ismindeki virdimde de izin verdim.

Her şeyi ve edebiyle şeriat olan, kıyamet günündeki kurtuluşa, Mevlanın rızasına nail olmaya ve yücelmeye vesile olan, şeriattaki azimetleri yerine getirmekten ibaret olarak kabul edilen tarikatın usul ve kurallarına muhalefet etmediği müddetçe yukarıda adı geçen hususlarda izinlidir. Kendisine, devamlı Allah-u Teala’ya dalmaktan ve taattaki tembellikten yüz çevirmek, aldatma yeri olan dünyadan uzak kalmak şartıyla izin verdim. Onun reddi benim reddim, onun kabulü benim kabulümdür. Onun eli benim elimdir, mededi benim mededimdir.

Kendisine vücudunu nefyederek ibadet ve taatlarda bütün gücünü harcamayı, verdiği sözleri yerine getirmeyi, elinde olanla kanaat etmeyi, bütün mühim işlerinde mahbub ve müheymin olan Allah (c.c)’a tam tevekkülle parlak, yüce fırka-i naciye olduğuna ittifak edilen,ehl-i hakkın görüşlerine göre akaidini düzeltmeyi, sıkıca sahabe-i kiramın hidayetine tutunmayı, onların aralarında meydana gelen kavga ve ihtilaflara dalmaktan sakınmayı ve sahabe-i kiramın ümmetin hidayet rehberleri olmalarından ve Kitab ile sünneti bize nakletmelerinden dolayı haklarında hüs-ü zan etmeyi tavsiye ederim. İrşad ehli gördüğü kişileri seyr-ü süluka tabi tutarak, rütbe ve makamları tanıttıktan sonra istediği ve dilediği yerde icazet vermek için kendisine izin ve icazet verdim.

Hakikatte şeyhlerin icazetleri ebedi bir nimet ve saltanatı kalıcı olan bir devlettir. Kim onların emrine imtisal ederse hidayet bulur, kim onlara muhalefet ederse dalalete gider, helak olur.

Cenab-ı Allah kendisine Tevfik ihsan eylesin, onu Şeyhlere (ks) ihtilaf etmekten muhafaza eylesin.muttaki kimselere imam, taliplere faydalı nur kılsın. Kendisinden ricam;bu fakir abd-i acize hidayet yolunda tam muvaffak olmak ve hüsnü hatime ile ruhumu teslim etmem için duadan unutmamasıdır.