37- Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi (k.s.)

PaylaşShare on Facebook9Tweet about this on TwitterShare on Google+0Email this to someonePrint this page

Miladi 1896 (Hicri 1313) yılında Harputta doğdu. 5 Ağustos 1986’da Kışla Camii karşısındaki Devlethanelerinde dünyasını değiştirdi. Hem anne, hem de baba tarafından soyu Rahmeten-lil Âlemin Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimize dayanmakta olup Seyyiddir (Hz. Hüseyin (r.a.) ‘ın soyundan). Babası Osman Efendidir (rh.a). İnsanları doğru yola ulaştıran büyük veliler zinciri Silsile-i Aliyye’nin 37. Halkası ve Nakşibendi tarikatının 9. Müceddididir ve Ettasi (dokuzuncu) İsmi Şerifi buradan gelmektedir. Bir keresinde buyurduğu gibi, Aşıklar ölmez, ölen hayvan imiş” sırrınca vefatından sonra bile kerametleri görülen büyük Velilerdendir.

Kıymetli anneleri Faize Hanım tarafından da soyu, İklime (İklima) Hatun vasıtasıyla Yavuz Sultan Selim Han Hazretlerine ulaşır. İklime Hatun, Yavuz Sultan Selim’in kıymetli eşleri olup edep timsali bir hanım idi. İklime Hatun, Dulkadiroğulları’nın hükümdarı Emir Şahruh’unda kerimeleridir. Kabr-i Şerifleri bugün Kahramanmaraş’ta Taş Han içerisinde kendi adıyla anılan caminin içerisindedir.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin anne tarafından soyunun dayandığı, Yavuz Sultan Selim'in eşleri İklime Hatunun Kabri.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin anne tarafından soyunun dayandığı, Yavuz Sultan Selim’in eşleri İklime Hatunun Kabri.

Muhterem babaları Osman Efendi (rh.a) âlim ve fadıl bir kimse idi. Bütün çocuklarını zamanın ilimlerini öğretmek için sabırla okuttu. Osman Efendi iki kez evlenmiş, toplam 10 (8 erkek, 2 kız) evladı olmuştur. Muhammed Mazhar Ettasi Hazretleri, Osman Efendinin ikinci hanımı olan Faize Hanımdandır. Faize Hanım’ın 2 kız ve 2 erkek evladı olmuştur. Yaş sırasına göre Ayşe Hanım, Muhammed Mazhar Hazretleri, Asım Bey ve Gülgüle Hanımdır. Muhammed Mazhar Ettasi hazretlerinin diğer ağabeyleri de okumuşlar ve zahiri ve batıni ilimlerde mütehassıs olmuşlardı. Ağabeyi Hasan Bey Şam Emeviye Camiinde sohbet veren âlimlerdendi. Bir diğer ağabeyi Seyfullah Bey ise okumak için İstanbul Cihangire gelmiş ilahiyat fakültesini bitirmişti. Muhammed Mazhar Ettasi hazretleri verâ ve takvasıyla bütün kardeşlerini ve akranlarını geçmiştir. Anne ve babasından mükemmel bir terbiye almıştır. Kendisi anlatıyor, “Annem gece yatarken Cenab-ı Hakkın huzurunda ayaklarımızı uzatmamamız için, bir ipin iki ucunu bağlar ve sıkmayacak şekilde ensemizden ve diz kapaklarımızın altından geçirirdi”. [Böylece uykudayken evlatlarının isteseler de ayaklarını uzatmamaları için önlem alırlarmış. Bir süre sonra insan uykuda bile olsa ayaklarını uzatmaz ve hep ayaklarını kendine doğru çekerek yatar. Benzer durum Musa Kâzım hazretlerinde de görülüyor. Mübarek, yatağının ayak tarafına karton koyarmış. Güzel alışkanlıkların çocukken kazanılacağına dair güzel bir misâl].

Çok küçük yaşlardan itibaren Büyük İslam Âlimi Seyyid Osman Bedrûddin Erzurumî (İmam Efendi) Hz. nin hususi teveccühleriyle yetişmiş ve daha 18 yaşında iken mutlak icazet ile şereflenip tasavvufta çok yüksek derecelere kavuşmuştur. Zahiri ilimlerdeki tahsilini Harput medreselerinde yapmıştır. Kurşunlu Camii önünde bulunan medresedeki hücresinde yıllarca, bitmek tükenmek bilmez ilim pınarlarından kana kana içmiştir. Bir dönem El-Aziz (Elazığ) müftülük görevini de vekâleten yürütmüştür. İmam Efendi hazretlerinin verdiği aynı icazetname üzerine, İmam Efendi hazretlerinin dünyasını değiştirmesinden sonra sırasıyla Hace Mustafa Naci Hazretleri ve Musa Kâzım Hazretleri de mübarek mühürlerini vurmuşlardır ki, böyle bir icazetname de Evliyaullahtan kimseye nasip olmamıştır. Kendisi bu konuya işaretle, “Biz üç nur sahibiyiz”, diye buyurmuşlardır. Mürşidlerine olan saygı ve edebinden dolayı, vasiyeti üzerine kabirleri rakım olarak onlardan daha aşağıdadır. Sevenleri tarafından üzerine türbe yapılmış olup, ziyaret edilebilmekte ve manevi feyzlerinden aynen hayattaki gibi yararlanılabilmektedir.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin türbesinin bir ilkbahar ayında çekilmiş fotoğrafı.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin türbesinin bir ilkbahar ayında çekilmiş fotoğrafı. İmam Efendi Hazretlerinin türbesine varmadan hemen sol taraftadır.

İmam Efendi Hz.’nin yaklaşık ikiyüzbin müridi içerisinde mutlak icazet ile şereflenen ve Harputta 5 kardeş (ihvan kardeşi) diye bilinen zatlar; Nurettin Efendi k.s., Musa Kâzım k.s., Sonsürülü Molla Hüseyin k.s., Muhammed Sadettin k.s. ve Muhammed Mazhar Ettasi k.s. hazretleridir.

Seyyid Muhammed Mazhar Hazretlerinin Kabr-i Şerifleri.

Sayesinde Resulullahı Gördüm

Halifelerinden olan Nusred Çilesiz (rh.a) (Bu zat bankalar caddesinde ayakkabıcılık yapmış, daha çok Çilesiz Efendi diye bilinen bir zattı. Hâlbuki o ayakkabıcı Çilesiz, maneviyatta çok mesafeler kat etmiş büyük bir veliydi. Detaylı bilgi için, “Halifeleri” kısmına bakınız) naklediyor: Muhammed Mazhar Hazretleri, daha çok küçük yaşta iken, yaşının çok üstünde bir olgunluğa ve batıni meziyetlere sahipti. Harputta çarşıda İmam Efendi hazretleri ile beraberlerken, önlerinden kalabalık bir cemaat ile bir cenaze geçer. Cemaatin arkasından da adamın birisi Helal Etmem! Helal Etmem! diye bağırarak nahoş bir vaziyette koşturur. Meğer vefat eden kişinin bu zata borcu varmış ve borcunu vermek istemesine rağmen fakir olduğundan, veremeden vefat etmiş. Adam her Helal Etmem! diye bağırdıkça henüz küçük bir çocuk olan Muhammed Mazhar hazretleri her defasında Helal Et! diye karşılık verir. Sonunda adam insafa gelir, İmam Efendi ve bu küçük çocuğun yanına gelerek, “Nasıl helal edeyim, borcumu vermeden öldü”, der. İmam Efendi hazretleri de söze karışarak “Olsun, sen bu çocuğu dinle ve helal et”, diye emir buyururlar. Velhasıl adam hakkını helâl eder ve o gece rüyasında Peygamber Efendimizi görerek yaptığı hayırdan dolayı iltifatlarına mazhar olur. Sabahleyin ilk iş olarak küçük Muhammed Mazhar’ın yanına gelerek, çevredekilerin şaşkın bakışları altında elini öpmek ister ve “Ben bu gece bu çocuk sebebiyle Peygamber Efendimizi rüyamda gördüm” diyerek haylice ağlar.

 

Maneviyatı Benden Çok Yüksek

Muhammed Mazhar Ettasi hazretlerinin kayın pederleri Seyyid Muhammed Hilmi Ballıca (rh.a) (1880 – 1949) eski Elazığ müftülerindendir. Tunceli müftülüğünden emekli olmuştur. Kabri, İmâm Efendi hazretlerinin türbesinden 50 metre kadar doğudadır. Zahiri ilimlerde mükemmel bir öğrenimden sonra, batıni ilimlerde de kendisini yetiştirmesi için Harput’un büyük velilerinden Beyzade Hacı Ali Rıza Efendiye intisap etmiş veli olduğunda şüphe olmayan keramet ehli bir zattı (Beyzâde Efendi, İmam Efendi Hazretlerinden önce yaşamış, Osmanlı Devleti tarafından da görevlendirilen o dönemde alimlik veya şeyhlik iddiasında bulunanları imtihan eden, pek büyük bir kimse idi). Muhammed Mazhar Ettasi hazretlerini daha iyi anlamak için onun aile efradından bahsetmekte fayda vardır. Bu nedenle, esas konuya geçmeden önce Muhammed Hilmi Efendi hazretlerinin aşağıdaki menkıbelerini anlatmak yerinde olacaktır:

           Muhammed Hilmi Efendi bir dönem Sarahatun ve Hapishane (şimdiki Saray) Camilerinde imamlık ta yapmıştır. Muhammed Hanefi Bey (en küçük damatları, 1905 – 1981) anlatıyor: Kayınpederimle Hapishane camiine, sabah namazını kıldırmak için geldik. Artık aklımdan bir şey mi geçti yoksa başka bir sebeple mi bilemiyorum Babam birden bana “Hanefi, hadi kapıyı aç”, dedi. Ben “Baba nasıl açayım, kapılar kilitli bende de anahtar yok” dedim. “Olsun cânım, açamaz mısın?” dedi. Ben denedim, tabii ki açılmadı. Sonra kendisi sadece kapıyı ittirdi. Caminin koca kapısı içeriden sesler gelerek açıldı.

            Arabistan’dan bir âlimler grubu gelerek, Elazığ ve Harputtaki âlimlerle ilmi istişarelerde bulunurlar. Bu istişareler bir ara ilmi müzakere şekline dönüşür ki biraz tadı kaçar. Öğlen namazını kıldırmak için, Muhammed Hilmi Efendi biraz celalli bir şekilde Sarahatun camiinde imamete geçer. Arkasında Arabistan’dan gelen o âlimler gurubu ve Harput’un yerel ahalisi bayağı bir kalabalık cemaat oluştururlar. Farzın kılındığı sırada cemaat Muhammed Hilmi Efendi’nin teverrük (namazdaki oturuş) halinde yerden bir karış kadar yükseldiğini hayretler içerisine görürler ve bu işin sadece zahiri ilimlerle olamayacağına kanaat ederek, namazdan sonra çokça özür dilerler.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin kayınpederi Elaziz müftüsü Muhammed Hilmi Efendi (1880-1949)

Muhammed Mazhar Hazretlerinin kayınpederi Elaziz müftüsü Seyyid Muhammed Hilmi Efendi (1880-1949), Tunceli müftüsü iken emekli olmuştur. Bir menkıbesini nakledelim: Muhammed Hilmi Hz.leri, ElAziz Germili köyünde kendisine gelen hastalara dua okur, yazıp verir ve yüce Allah’ın izniyle şifa bulmalarına vesile olurmuş. Bir gün kendisine inanmayan, köyden iki kişi yanlarına hediye olarak bir miktar da et alıp, Muhammed Hilmi Hz. ni denemek ve halkın gözünden düşürmek isterler. Huzuruna geldiklerinde ona, ‘Efendim bizim bir hastamız var, ona muska yazında iyileşsin, derler. Halbuki muska yazdırmak istedikleri hasta dedikleri kendi “köpekleridir”. Muhammed Hilmi Hz. muskayı yazmaya başlayınca iki köylü birbirlerinin yüzüne bakıp gülümsemeye başlarlar. Hazret muskayı yazdıktan sonra, o iki köylüye dönerek: -Alın bu getirdiğiniz eti de hastanıza verin, iyi olur, der ve eti de iade eder. Yazılan muskayı alıp Cuma günü caminin önüne gelirler. Zafer kazanmış edasıyla, orada bulunan köylülere hitaben, Muhammed Hilmi Hz.ni kast ederek, “Hani, bu zat sizin dediğinize göre evliya idi. Biz evdeki hasta olan itimize muska istedik, oda yazıp bize verdi. Hiç ite muska yazılır mı?” derler. Tam o sırada, bakarlar ki Muhammed Hilmi Hz. evinden çıkmış gülümseyerek Cuma namazı için camiye geliyor. Hazret, o iki köylünün yanına geldiğinde onlara dönerek, “- O muskayı açın bakın ne yazmışım?” İki köylü muskayı açarak yaptıklarından dolayı büyük pişamanlık duymalarına sebep olan şu dörtlüğü okurlar;
Tamah ettim etine,
Muska yazdım itine,
İyi olursa da keyfine,
İyi olmazsa da keyfine.
İki köylü büyük pişmanlık içinde Hazretin elini öperek kendilerini affetmesini isterler.

            Muhammed Hilmi Efendi’nin kızı Emine Hanım (1919-2003) anlatıyor: Elazığ’da büyük bir kuraklık vardı. Ben çocuktum. Babam, masasına oturmuş elindeki kâğıda bazı dualar yazıyordu. Bitirdikten sonra, kâğıdı bana vererek, “Kızım git, bunu bahçedeki kuyuya at”, dedi. Ben denileni yaptım. Ertesi sabah, kurumuş olan kuyumuzdan, suların taştığına bütün ev halkı ve mahalleli şahit oldu.

Muhammed Hilmi Efendi’nin kendisi gibi hafız olan evlatları İdris ve Ömer Efendilerde kâmil zatlar idi. Firdevs, Aişe ve Emine isminde de üç kız evladı vardı. Firdevs Hanımı, Muhammed Mazhar hazretleri ile nikâhlandırmıştı. Kızı Emine Hanım (Muhammed Hanefi Bey ile evlenmiştir, Allah hepsine rahmet etsin) anlatıyor: “Babam, ablamın (Firdevs hanımı kast ediyor) nikâhından sonra eve gelince bana, “Emine, kızım, bize öyle bir damat geldi ki maneviyatı benden çok çok yüksektir”, dedi”. İşte, Muhammed Hilmi Hazretleri; bizzat kendisi de, yukarıda anlatıldığı gibi kerameti aşikâr bir veli olmasına rağmen, kendisinden çok çok genç olan ve evladı yerine koyduğu, Muhammed Mazhar Hazretlerinin manevi büyüklüğünü kalp gözüyle görmüş ve hakkını teslim etmiştir.

Bilenler bildi, bilmeyenler şekliyle kaldı,

Bizleri de bilenlerden eyle Ya Rabbî

Her şeyi akıl terazisi ile ölçme!

Terazinin şaştığı ağırlıklar vardır.

Sadece baş gözüyle görenler, gönüllerden uzaktır.

SAMSUNG

Seyyid Muhammed Mazhar (kahverengi elbiseli) Hazretlerinin kıymetli eşleri Firdevs Hanımın defininden sonra çekilmiş fotoğrafları. Kendisi eşine, “Firdevs Hanım biz sizi bekliyoruz. Görevimi yapayım, sonra bende geleceğim” derdi. Nitekim Firdevs Hanım vefat ettikten tam 40 gün sonra da kendisi dünyasını değiştirmiştir. Firdevs Hanım, edeb timsali bir hanım olup, eşine olan hizmeti de dillere destan idi. Efendi hazretlerinin bizzat kendisi anlatıyor: Firdevs Hanım her sabah elinde havluyla abdest almamı bitirmemi beklerdi. Bir seferinde ben abdest aldım camiye gittim ve sonra eve döndüm. Hikmet-i ilahi benim abdestten çıktığımı görmemiş, bende onu fark etmedim. Bir de baktım ki abdesthanenin önünde halen elinde havluyla bekliyor. Bana “Efendi Sen ne zaman dışarı çıktın?”, dedi. Meğerse gidip geldiğim süre içerisinde elinde havluyla beklemiş. Bir keresinde eşini kast ederek yine şöyle buyurur, “Tek kanatla kuş uçmaz” “O bana çok yardımcıdır” diye emir buyururlar (Rabbim bizlerinde muhabbetlerini böyle yapsın ve kendilerini bizlere şefaatçi kılsın).

Musa ve Harun (A.S.)’ın Eşlik Etmeleri

Muhammed Mazhar Hazretleri’nin hac farizasını yaptığı dönemlerden birisidir. Vakfe için Arafat’a doğru talebeleriyle beraber yürüyerek giderlerken o kadar kalabalığın içerisinde, bembeyaz renkte 2 tane güvercin Muhammed Mazhar Hazretlerinin sağ ve sol omuzlarına konarlar ve çok uzun bir süre Muhammed Mazhar Hazretlerinin omuzlarında Arafat’a kadar eşlik ederler ve daha sonra uçup giderler. Bu duruma hem kendi talebeleri hem de oradaki yüzlerce kişi şahid olurlar. Bunun olağanüstü bir durum olduğu açıktır. Daha sonra, ihvanlardan biri müsaid bir zamanı gözeterek cesaret edip sorar: “Efendim, o güvercinler neydi?”, der. Muhammed Mazhar k.s. hazretleri:

“Onlardan biri Musa a.s. diğeri de Harun a.s. idi”, diye emir buyurur. Allah şefaatleriyle şereflendirsin.

Müceddidliğine Dair

Mahmud Samini Hz. leri Nakşibendi Tarikatının 8. müceddidir. Müceddiliği üzerine geniş bilgiler, sitemizin içerisinde bulunabilir. Kendisi 1315 Hicri (1898 Miladi) de vefat etmiştir. Kendisinden sonra bu müceddidlik görevi, Cenab-ı Hakkın emriyle 1315 Hicri doğumlu Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputiye (k.s.) nasip olmuştur. Kendisi de bu durumu mahlukata olan şefkat ve merhametinden dolayı ”Her yüz senede bir müceddid zuhur eder. Yüz senede zuhur eden sekizinci müceddid Sâminî Hz.leri idi ve O müceddid diğer bir müceddid gelmeden dünyadan ayrılmaz” diye buyurmuştur “ve Sâminî Hazretleri irtihal etmeden önce biz doğmuşuz” diye emir buyurmuştur.  Bir defasında da “Çalışmalarının karşılığını yine buradan alırlar”, diyerek zamanındaki feyzlerin kaynağının kendisi olduğunu söylemiştir. Bu kuru kuruya söylenmiş bir söz olmayıp, bunu söylemekte her velinin işi ve kârı değildir. Tabii bunu gönül ehli görür. Sadece baş gözüyle görenler ise, ister inanır isterse inanmaz, ama bu nimette bir daha ele geçmez. Benzer hadiseler bu tarikatın diğer büyüklerinde de görülmüştür. Müceddid-i Elfi Sani (ikinci bin yılın müceddidi) İmam Rabbani Hazretleri de kendi müceddidliğini yine merhametlerinden dolayı, Mektûbat adlı ölümsüz eserinde ilan etmiştir. Sâminî hazretlerinin de müceddidliğini, mürşidi Seyyid Ali Septi hazretleri de tasdik etmiştir (Lütfen sitede hayatlarına bakınız). Kendisi de bununla ilgili mana aleminde gördüklerini İmam Efendiye anlatmıştır. Gülzar-ı Sâminî (Marifet Yayınları) isimli eserde mevcuttur.

Her zamanın tarikat usul ve erkânı farklılık gösterir. Zamanın sahibi İnsan-ı Kâmil’de mahlukatının ihtiyaçlarına göre usûl ve erkânda değişiklik yapar. Nitekim Hace Mustafa Naci hazretlerinin şu sözü de buna delildir: “İbrahim Edhemler bizim zamanımızda gelseydi; Tacıyla tahtıyla Allah’a vasıl ederdik. Hiç bir manisi olmazdı”, diye emir buyurur.

Arife fazla söz gerekmez!

Muhammed Mazhar Hazretleri ihvanıyla sanki arkadaş gibi, olmuştur. Bir keresinde sofradayken,

“Biz ömrü hayatımızda Efendimizle (İmam Efendiyi kastediyor), bir kere taam yemişiz. Ya Siz mübarek adamlar, Ya Siz”, diye emir buyurmuştur.

İnsan odur ki Cenab-ı Hakkı bir an unutmaya. Halbuki unutmamak büyüklük ve yiğitlik işi. Mürşidin rengiyle boyanan mürid öyle bir zaman gelir ki istese de unutamaz. Acaba nasıl unutulur diye pek taaccûb (hayret) eder. Fakat nereden başlamalıdır. Kendisi bununla ilgili mana olarak olarak şöyle buyurmuştur: “Kişi unutmak istemedi ama elinde olmadan unuttu, o zaman şu mübarek kelime, ki “İlâhi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi” dediği anda arada unuttuğu zaman dilimi ortadan kalkar”, yani hiç unutmamış olur.

Bu öylesine büyük ve öylesine önemli bir müjde ve emirdir ki, servetlerle satın alınamaz. Bu, Muhammed Mazhar Hazretlerinin müceddidliğini gösteren delillerden sadece biridir. Aşığa, teslim olana delil gerekmez, ama ne yapalım, her kesin işi de farklıdır. Bu da olacaktır. Sair yollarda bu kadar kolaylık yoktur. Silsile-i Aliyye deki büyüklerimizin de hayatları ortadadır.

Bir insan tarikata niye girer? Şöhret kazanmak için mi? Tarikata girmek insanın nefsini azdırıyor, gurur ve kibir getiriyorsa Allah bilir girmese daha iyidir. İnsan tarikata Cenab-ı Hakka, hakkıyla kul olmak için girer. Kendisi şöyle emir buyuruyor, “Ben veli olacağım diyen, hiç bir şey olamaz”

Önceleri dersler kağıda yazılı olmayıp, doğrudan taliplinin yüzüne söylenirdi. Muhammed Mazhar Hazretleri dersleri de ilk defa kağıda bastırmıştır.

Bu konu çok geniş olduğu için ilerde bunu hususi bir başlık altında inceleyeceğiz, inşAllah…

Baba Beni Tanımadın mı?

Muhammed Mazhar hazretleri iki defa evlenmiş ilk hanımından bir erkek evladı olmuş fakat daha bebekken vefat etmiştir. Hanımı da vefat edince Firdevs Hanım ile evlenmiştir. Bu izdivaçtan da edep timsali iki kız evladı olmuştur.

Kendisi nakl ediyor: Mana da kendimi cennette gördüm. Etrafta birçok çocuk vardı. Birden eteğime bir çocuk yapıştı. “Baba beni tanımadın mı? İnsan kendi evladını da tanımaz mıymış?” diyerek sitem etti. “Evladım olduğunu anladım”, der ve bunu ihvanlarına üzülerek anlatırlar.

 

Ayakta Vefat Etti!

            Muhammed Mazhar Hazretlerinin dedeleri de (babasının babası) evliyaullahtandı. Kayın pederi gibi, dedesi de Beyzâde Hacı Ali Rıza Efendi Hazretlerinin talebesiydi. Bizzat, Muhammed Mazhar Hazretleri anlatıyor: “Dedem o kadar çok ağlarmış ki, iki göz pınarından yanaklarının altına kadar gözyaşları iz yapmış. Beyzâde Efendinin diğer müridleri dedemin bu halinden hiç hoşlanmazlar ve onun ağlamasının sahte olduğunu düşünerek riyakârlıkla suçlarlarmış ve bu durumu Beyzâde Efendiyeye de işittirecek kadar ileri gitmişler. Dedem, Hac farizası için Hicaza gitmiş ve tavaf sırasında ayakta vefat etmiş. Fakat Cenab-ı Hakk’ın izniyle mübarek cesetleri yere düşmemiş. Nice zaman sonra oradaki görevliler, dedemin hiç kıpırdamadan durduğunu görünce vefat ettiğini anlamışlar. Tabii bu olağan üstü durum o zamanın Kralına kadar ulaşmış. Kim olduğunu araştırarak öğrenmişler ve Suudi Arabistan Kralı, dedemin kafilesiyle beraber; biri kendisini yetiştiren hocası Beyzâde Efendiye “Böyle mükemmel bir talebe yetiştirdikleri için” ve biri de bize “Taziye ve böylesi bir kişinin ailesi olduğumuz için” olmak üzere kendi mühürleriyle iki tane tebrik mektubu göndermişti. Gelen mektubu üzüntüyle okuyan Beyzâde Efendi, Muhammed Mazhar hazretlerinin dedesini riyakârlıkla suçlayan talebelerine, elindeki mektubu göstererek, “Sizin riyakâr dediğiniz zat bak ! İşi, nereye bağladı?” diye celalli bir şekilde hitap eder.

Muhammed Mazhar Hazretleri bunu naklettikten sonra şöyle söyler, “Şu ana kadar insanoğlundan üç kişi ayakta vefat etmiştir. Biri Hz. Süleyman (a.s.), biri sahabeden bir zat, biri de benim dedemdir”, diye emir buyururlar. Kaddesallahu Sırrahulaziz…

İnsan-ı Kâmil Onsekiz Bin Âlemi Seyreder !

Muhammed Mazhar Hazretlerinin (k.s.) bacanakları Muhammed Hanefi Bey (rh.a) 1981 yılında vefat ederler. Muhammed Hanefi Bey’in oğulları Mahmud Bey anlatıyor: Babam, Efendi hazretlerini çok sever ve çok fazla hürmet gösterirdi. Sünneti Seniyyeye o kadar bağlıydı ki, aynı evin içinde yaşamamıza rağmen bir kere bile babamın ayağının aşık kemiğinden yukarısını görmemiştim. Vefat etti. Cenaze işlemlerinden sonra babamı İmam Efendi hazretlerinin türbesinin 10 metre kadar kuzey tarafına gömdük. Gömdükten sonra, ben mezarın başında elimde olmadan, “Acaba babamın durumu nasıldır?” diye kendi kendime durmadan düşünüyor ve üzülüyordum. O zamanlar, Muhammed Mazhar Efendiye henüz intisab etmemiştim. Böyle düşünceler içerisindeyken birden, Efendi hazretlerinin gönüllere huzur veren sesiyle irkildim “Mahmud! Mahmud! Gel, üzülme, babanın durumu çok iyidir!” dedi. Bu esnada Efendi hazretlerinin, mürşidi İmam Efendi’nin türbesine girmekte iken bana seslendiğini fark ettim. Efendi hazretleri, aklımdan geçenleri kitap gibi okumuştu. Nasıl olur du? O günden sonra ona olan saygım çok daha fazla arttı. İntisab ettikten sonra da, kendisini görünce bu olay ara sıra aklıma gelirdi. Yine böyle bir zamanda, sohbetin konusu hiç böyle şeyler değilken birden bana dönüp, ileriye doğru uzattığı sağ elininin baş parmağının tırnağına bakıyor olduğu hâlde, “Mahmud! İnsan-ı Kâmil baş parmağının tırnağından 18 bin âlemi seyreder. Kabirdeki kişinin hâlini bilmek, bunun en kolay olanıdır” diye emir buyurdular. O günü kast ettiğini anlamıştım. Kaddesallahu Sırrahulaziz…

HALİFELERİ

İki kızı da dahil, hiçbir bayana, ders vermesi için yetki vermemiştir. Manevi zarar görmemek için, bu konudaki yanlış bilgilendirmelere itibar edilmemesi gerekir. Maalesef, bu sitedeki bazı bilgilerin kes-yapıştır yöntemiyle alınıp değiştirildiğini müşahede ettiğimiz için burada yazılanlar dışındakilere itibar edilmemesi gerektiğini tekrar vurgulamak isteriz.

1) Tadımlı Seyyid Osman Efendi Hazretleri (k.s.) (Kabri, mürşidinin türbesinin doğusunda yolun karşısındadır)

2) Mehmed Paksoy Hoca.

3) Mehmed Taşkıran Hoca. 

4) Seyyid Nusred Çilesiz Harputi Hazretleri (k.s.) (Kabri, Musa Kâzım hazretlerinin 20 metre güney doğusunda aile mezarlığındadır. İlk önce Musa Kâzım hazretlerine intisap etmiş, onun vefatı ile Muhammed Mazhar Efendiyi kendi mürşidi bilip, onun derslerine samimiyetle devam etmiş ve karşılığını da sonunda görmüştür. Bu zat, Elazığ Bankalar caddesinde ayakkabıcılık yapmıştır ve Elazığ’da Çilesizler diye asil bir ailedendir. Dedeleri Horasandan gelmiştir. Kıymetleri eşlerinin dedesi Büyük İslam Alimi Seyyid Osman Bedreddin Erzurumî (İmam Efendi) Hazretlerinin kayın babasıdır. Çilesiz Efendi, her haliyle, Hazreti İnsan kelimesinin karşılığıydı. Şöhret afettir sırrınca kendisini son derece gizlerdi. Yakın çevresi bile onu sadece “Ayakkabıcı Çilesiz” diye tanırdı. Fakat kalp gözü açık olanlar Çilesiz Efendinin ne kadar büyük bir veli olduğunu bilirlerdi. Muhammed Mazhar Hazretlerinin ihvanlarından bacanağı oğlu Harputlu Mahmud Efendi anlatıyor: Bir gece rüyamda, Cenab-ı Hakk bana “Sen Çilesiz’i bilir misin? O zamanının Kutup Yıldızıdır”, dedi. Rüyadan çok tatlı bir zevkle uyandım ve çok etkilendim. Rüyayı kendisine anlattığımda; utanarak, hiçbir şekilde kabul etmedi. Hâlbuki kendisi de çok iyi biliyordu. Bu durumu Mazhar Efendi hazretlerinin Yar-ı Gar-ım (mağara arkadaşım) dediği Maraşlı Hacı Abdullah Efendi de aynen tasdik etmiştir. Hilafeti alması olayı ise son derece ilginç ve vefatından sonra bile Muhammed Mazhar hazretlerinin kerametlerinden sadece biridir. Evet, o hilafetini mürşidi vefat ettikten sonra almıştır.

 Maraşlı Hacı Abdullah Bey anlatıyor: Kahramanmaraşta, evdeydim. Sabah namazından önceydi. Uyku ile uyanıklık arasında, Efendi hazretleri (Mazhar Efendiyi kastediyor),

“Hacı Bey! Kalk! Kasadan 21 tane evrad-ı yevmiyye al ve Çilesiz’e ver”, dedi.

(Mazhar Efendi Hazretleri vefat etmeden önce, matbaa da bastırdığı aşağıda örneğini de verdiğimiz Evrad-ı Yevmiyyeleri (inabe, ders kâğıdı) Benim Yâr-ı Garım dediği Hacı Abdullah Bey’e vermiştir).

Bu tabi çok büyük bir sorumluluk olduğu için söylenilen şeyin Hakk’tan olup olmadığına tereddüt ettim. Bu sırada, tekrar ikinci kere;   

“Hacı Bey! Kalk! Kasadan 21 tane evrad-ı yevmiyye al ve Çilesiz’e ver”,

diye Efendi Hazretleri tekrar nidâ etti. Ben yine, tereddüt hâlindeyken, bu sefer Efendi Hazretleri biraz daha yüksek bir sesle nida etti:

“Hacı Bey!! Sana diyorum ki Kalk! Kasadan 21 tane evrad-ı yevmiyye al ve Çilesiz’e ver”  

deyince ben hemen yerimden kalktım. Emredilen şey çok büyük bir sorumluluk istiyordu ve hata affetmezdi. Dükkânımdaki kasayı açtım. Ders kâğıtları, deste halinde dikine bir şekilde kasada duruyordu. Kendi içimden, “Eğer bu zuhurat doğru ise, rastgele elimle ders kâğıtlarından alayım 21 tane gelirse doğrudur”, dedim ve dediğim gibi yaptım. Saydım, ders kâğıtları tam tamına 21 adetti. Gönlüm rahat etti. Hemen Elazığ’a doğru yola çıktım. Çilesiz Efendinin evine vardım. Ben daha bir şey söylemeden, O bana “Gardaş, türbeye gidelim”, dedi (Mübarek sevdiklerine Harput lisanı ile gardaş diye hitap ederdi). Benimde niyetim türbede emanetleri vermekti. Dediği gibi yaptık. Efendi hazretlerinin türbesine gittik. Emanetleri verdim. Hiç bana demedi ki, bu nedir? Öperek başına koydu ve teslim aldı. Manevi anlamda görevden haberi vardı. Vefat ettiğinde, kıymetli oğulları dersleri tekrar bana geri verdiler. Saydım 3-4 tane eksikti. Bunları, uygun gördüklerine vermiş olduğunu anladım. Kaddesallahu Sırrahulaziz…

Bu durum Muhammed Mazhar Hazretlerinin vefatlarından sonra bile ihvanı üzerindeki tasarrufunu gösteren en büyük delil ve örneklerden sadece biridir. Bir keresinde şöyle buyurmuştur: “Çalışırlar olurlar”. Çilesiz Efendi de çalışmış ve olmuştur.

Unutmamalıdır ki !

Bu yolun önderi, Seyyid Muhammed Behaeddin-i Şah-ı Nakşibend Hazretleri (k.s) kendisinden neredeyse 100 yıl önce yaşamış Seyyid Abdülhâlık-ı Goncdüvânî (k.s) Hazretlerinin ruhaniyetlerinden feyz almıştır ve Üveysidir. Yine, Silsile-i Aliyye Büyüklerinden Bâyazîd-i Bistâmî (k.s) Hazretleri kendisinden 40 yıl önce yaşamış İmam Cafer-i Sadık’ın (k.s) ruhaniyetlerinden aldığı feyz ile kemâle ermiştir. Aynı şekilde, Ebü’l Hasan-ı Harkânî (k.s) Hazretleri de, Bâyazîd-i Bistâmî (k.s) hazretlerini görmeden Onun mübarek tasarrufları ile evliyalığın en üst basamaklarına çıkmış, İnsan-ı Kâmil olmuştur.

 MUHAMMED MAZHAR HAZRETLERİNİN DERSLERİ

Nakşi Tarikatının 9. Müceddidi Zamanının Sahibi Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi Hazretleri (1898 - 5 Ağustos 1986) Öteleri gören çok derin bakışlarından dolayı, gözler mübarek yüzüne bakmaktan haya ederdi.

Nakşi Tarikatının 9. Müceddidi Zamanının Sahibi Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi Hazretleri (1896 – 5 Ağustos 1986) Öteleri gören çok derin bakışlarından dolayı, gözler mübarek yüzüne bakmaktan haya ederdi.

Bizzat Muhammed Mazhar Hazretleri (k.s.) tarafından hazırlanan Evrad-ı Yevmiyye (Günlük Ders, inabe) aşağıdadır. Üveysilik yolu hâlen açıktır. Dünyasını değiştirdikten sonra bile taliplilerini Cenab-ı Hakka ulaştırır. Aşağıdaki dersi kendisi hazırladığı için dersin içindeki velilerin ismi söylendiği kısımlarda, en son “…, Muhammed Mazhar Kaddesellahü Esrarahüm Hazeratının kaffesinin ruhlarına hediyye eyledim. vasıl eyle yarabbî” demelidir. Bu büyük velinin dersini yapmak isteyenler kendisini rabıta ederek derse oturmalı ve ders içindeki tarif edilenleri yapmalıdır.

Muhammed Mazhar Ettasi Harputi (k.s.) Hazretleri tarafından hazırlanan Nakşi tarikatının Samini kolunun, hususen Mazhariyye yolunun dersidir.

Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi (k.s.) Hazretleri tarafından hazırlanan Nakşi tarikatının Samini kolunun, hususen Mazhariyye yolunun dersidir.

Seyyid Muhammed Mazhar Hazretlerinin Orijinal Ses Kaydı-1

(1970 lerde bir sohbette kaydedilen kendi sesidir)

Seyyid Muhammed Mazhar Hazretlerinin Orijinal Ses Kaydı-2

 

©Her Hakkı Saklıdır. 

37- Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi (k.s.) için 54 cevap

  1. GİTTİ BURADAN:(Bu şiiri Efendi Hz.lerinin ahirete irtihali üzerine yazmıştım)
    Şeriatın,tarikatın piriydi
    Hayatta da mematta da diriydi
    Sultanlar Sultanı,gönül eriydi
    Muhammed Mazhar da gitti buradan

    Yıl Onikiay irşad için gelirdi
    Paslı gönüllerin,pasın alırdı
    Marifeti,hakikati bilirdi
    O yüce Pir de gitti buradan

    Dünyaları kaplamıştı şefkati
    Bir an olsun,fevt etmezdi sohbeti
    Resulullaha fazlaydı muhabbeti
    Öyle bir Sultan,gitti buradan

    Şeriat ve sünnet ile yaşardı
    Hâşâ bizim gibi,O da beşerdi
    Hepimizin yardımına koşardı
    Bizi öksüz koyup,gitti buradan

    Kederlenip Hakkı,yeise düşme
    Geçici zevklerin peşinden koşma
    Kendine gel sakın,haddini aşma
    Niceleri gelip,gitti buradan

  2. TUT ELİMDEN:
    Eğer kalır İsem Darda
    Ne olur pirim tut elimden
    Yem olmadan kuşa kurda
    Ne olur pirim,tut elimden

    İşimi baş edemezsem
    Dosta doğru gidemezsem
    Gönül borcun ödemezsem
    Ne olur pirim tut elimden

    Fakirlere gönder feyzi
    Desteksiz bırakma bizi
    Çok et bizden giden azı
    Aman pirim tut elimden

    Dünya bahrine dalmadan
    Nefis eline kalmadan
    Ecel gelipte ölmeden
    Aman pirim tut elimden

    Ben sevemezsem sen seviver
    Sevmez isen işim çok zor
    Hakkı kulunu görme hor
    Aman pirim tut elimden

  3. Bedri DENGE der ki:

    Her ümitsizlik, bir ümittir aslında.
    Yapan çatan HAKK… İnsanın elinde bir şey yok. Hepsi Allah’ın elinde.

  4. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    …Başlık Koyamadığımız Sekizinci Yazının Devamı…
    Silsile-i Aliyye’nin 37. Halkası ve Nakşibendî Tarikatının 9. Müceddidi (Ettasi) Seyyid Hacı Muhammed Mazhar Harputi Hazretleri:
    …”Allah insanı affetmek için bahane arıyor.
    Hakikaten hacc farzı olanlar, haccını hiç tehir etmeden, ifa etmeli. İnsan şeytanı taşlarken, ben bir ahlakı zemimemi atıyorum diye, taş atsa, o taşı Melekler kapar. Niyetsiz atarsa yere düşer. Bak sizin haccınızın kabul olup olmadığı, iki üç ay sonra belli olur; çünkü Ayeti Kerimede “Namaz insanı fahşa ve münkerden korur.” Buyuruluyor. Yani, İndi İlahide makbul olan bir ibadet, insanı kötülüklerden men eder. Eğer sizinki makbul olmuş ise, sizde bu kendini gösterir, aksi ise, Allah korusun!
    Hakikatte insan ölmez; bir dar’dan, diğerine geçer; Eğer insan ölse idi; mizan, cennet, cehennem halk olunmazdı. Eğer insanın gurbiyeti Mevlası var ise, huzuru yerinde ise, o buradaki makamından oradakine gider, yok böyle değil ise o ölmüş demektir.
    ….Ehli huzur bir insana, hayvanat bile bir şey yapamaz.Onlar onun ne olduğunu bilirler hanı. Huzur nisbetinin sahibi Ebu Bekir Sıddık (ra) ‘ dır. Hıra mağarasında, müşrikler mağaranın önüne geldiklerinde, Peygamber Efendimiz : “Korkma ya Ebabekir, Allah bizimle beraberdir” buyurdular. Bizzat Peygamberimizden bu telkini aldıkları Ayet-i Kerimeyi, Nakşibendî Âlimleri, “Huzur” nisbetiiyle tefsir ederler. Efendi Hazretleri buyurmuştur.” Zaman gelecek İnsanı Kamil yetmişbin perde arkasına gizlenecek, bak bu insanda yüzkırbin hicab var; yetmişbini zulmani,yetmişbini nuranidir…. … Size deyim mi? Sohbet, insanın bir senede alacağı, kazanacağı şeyi bir anda verir, kazandırır; adam olana!…
    …Eskiden sohbet dil ile olmazdı; herkes kendiye müteveccih olur; eğer bir gaflet iras olursa Efendi Hazretleri uyarırdı!.. Hişşit …
    Bir Zat vardı, öyle derdi Halil İbrahim Peygamberin soyundan. Halil İbrahim Peygamberin Türk isminde bir oğlu vardı. Türkler ondan. Peygamberimizde İbrahim (as) soyundandır.” dedi….
    … Anadolu Dünyanın Cenneti deniliyor. Allah her şeyi bizim memleketimize vermiş. Arabistan ve Kudüs arası kupkuru çöl; Umum Enbiyayı ızam hazeratı buradan çıktı. Bu neden böyle? Çünkü Arabistan Zat makamıdır; Anadolu Sıfat makamıdır. Bunun neden böyle olduğu ehline malumdur. Her Peygamberin bir emaneti vardır. Bunlar şu anda yeryüzünde mevcuttur. Musa (as) ‘ın Asa’sı,Davud (as) ‘ın cüzü gibi. Musa (as) bir ben-i İsrailliyle, kıbti arasındaki mücadelede, kıbtiye bir tokat atar, öldürür. Firavun’a şikâyet edilir; korkuyla Musa (as) Mısır’dan çıkar. Karşısına üç yol gelir, ortasını takib eder; Şuayıb (as)’ a ulaşır, selamete erer. Onun için bir yolcu yolunu kaybettiği zaman, ortayı takib ederse, hakikaten selamete ulaşır; hem bu sünnettir. Musa (as) orta yolu takib eder, gider; bir kuyuya tesadüf eder. Birkaç erkek kuyudan su çıkarmakla meşgul, iki kızda masum masum kenarda bekliyorlar. Kızlara der ki: “Siz ne bekliyorsunuz? “ derler ki : “Biz koyunlarımızı bu erkekler giderse sulayacağız.” Musa (as) der ki: “ Burada başka kuyu yok mudur? “ derler ki “ vardır, fakat üzeri büyük bir kaya ile örtülüdür.” Musa (as) der ki : “Siz geliniz bana orayı gösteriniz, oradan su alalım.” Giderler; Musa (as) taşı “Bismillah” der kaldırır, koyunlar sulanır, kızlar giderler. Kızlar Şuayıb (as) ‘ın kızlarıdır. Şuayıb (as) ‘ın yanına varırlar; kızların erken geldiğini görür, taacüb eder : “Neden erken geldiniz? diye sual buyurur. Kerimeleri de : “böyle, böyle oldu” diye başlarından geçenleri anlatınca, Şuayb (as) işi anlar; Kerimelerinden birine der ki: “Git O’nu buraya çağır.” Gider, Musa (as) ‘a durumu anlatır. Musa (as) derki “Önüme düş yol göster.” Şuayb (as) ‘ın Kerimesi önde giderken, rüzgâr eteğini savurur, mahrem yeri görünür, Musa (as) der ki : “ Sen arkaya geç de yolu bana öyle tarif et.” Şuayb (as) ‘a vusulünde, Şuayb (as) buyururlar ki :” Eğer bana on sene hizmet edersen Kerimelerimden büyüğünü sana vereceğim” Musa (as) kabul eder. Şuayb (as) Kerimesine buyurur ki.” İçerden asayı getir.” Asayı getirir. Tekrar buyurur ki :” Bunu geri götür, daha bunun sahibi gelmemiştir.” (…), Vahye müracaat edilir; Cebrail a.s. buyurur ki : “Asayı yere atın, kim asayı yerden kaldırırsa, asa onundur.” Şuayb (as) kaldırmayı dener, kaldıramaz. Musa (as) : “Bismillah” der, kaldırır. Asayı alır. Şuayb (as) der ki: “Koyunları falan dağa götürmeyeceksin. “ Musa (as) bir gün koyunları bırakır, koyunlar o dağa doğru giderler, koyunlara ilişmez. Bu da bir sünnettir hanı. O dağda bir ejderha varmış, hiç kimse oraya gitmezmiş. Koyunlar o dağa çıkmış otlar vesair dürlü çiçekler boyu aşkın imiş. Koyunlar otlarken, Musa (as) uyumuş, o canavar gelmiş, yanında bulunan asada, daha büyük bir canavar olmuş, onu parçalamış. Musa (as) kalkmış, bakmış ki; yanında bir canavar parçalanmış, asasının ucunada biraz kan bulaşmış duruyor hanı… Musa (as) böyle böyle on yılı doldurmuş. Şuayıb (as) der ki :” eğer bir sene daha hizmet edersen, doğan kuzuları da sana vereceğim.” Bir sene daha hizmet eder. Koçların sırtını ovunca hepsi çift doğurur. Tefsirler buraya kadar; fakat Musa (as)’ın Tur’daki durumunu anlatmıyor,anlatamıyor…. Bu sırdır babam; Sahabe’nin Peygamber’imizden duyup anlatmadığı, Evliya’nın bildiği, söyleyemezük babam sırdır; Ehlinden, ehline…(…) !….
    Zatın birisi, böyle yapmış; Elçi Melek gelmiş: “ Ne istiyorsunuz” buyurmuş. O Zat : “ Rabbimden bana mühürlü yüz altun getir”. Biraz sonra mühürlü yüz altun gelir. O Zat der ki :”Bunu geri götür, zira ben, Rabbimle benim aramdaki sıdkı denedim. Onun için sen bunu aldığın yere geri götür.”…
    …Ya Mübarek insanlar, bu iş böyle. İmam Efendi Hazretleri, Hoca Mustafa Naci Hazretleri, Kazım Efendi Hazretleri de; bizde, bizde böyle yaptık Amma Hoca Mustafa Naci Hazretleri bambaşka bir Kamil’di. Bizim dükkâna gelirdi, çay kaynatırdık, yanında bir ekmek ikram etmeye çekinirdik. Eğer bir kişi kendine hediye getirse, O’nu, hediye getirdiğine pişman ederdi …(…) Makamında bir İnsan-ı Kamil iken, ekmek bulsa, zeytin, peynir bulamazdı; fakir hayatı yaşardı.
    Bu Ermeniler, Türk’lere çok eziyet ettiler, işkence ettiler; haksız olarak mallarını gasbettiler. Toplu katliam yaptılar. Biz gördük hanı. Bu ayaklarımız yaralanmıştı, hastaneye yatırdılar; Fransız hastanesi, Ermenilerle birlik olmuşlar, oraya gelen hastaları zemin kata indiriyorlardı, daha bir daha görünmüyordu. Bizi de aşağı indirdiler, bir şurup getirdiler, içmemizi söylediler. Biz bunun zehirli olduğunu anladık hanı. İçmedik, yanımızda bir çiçek vardı, ona döktük, hemen soldu, sapsarı oldu. Bize sordular o ilacı ne yaptın? Bizde dedik ki : “döktük, biz onu içmeyiz.” Allah razı olsun Maraşlı bir Doktor vardı, burada hanı..bize bol ekşili yemek yedirdi, dedi ki: “Sen buradan çabuk git, yolda giderken, ekşi ne bulursan ye, Allah’ın izniyle köyüne varana kadar iyi olursun.” Biz de öyle yaptık, hakikaten bu ayakta bir şey kalmadı.
    Bu Ermeniler Müslümanların mallarını zulümle ellerinden alınca, Allah’ta bir tufan gönderdi, onları perişan etti. Allah razı olsun bir Zat vardı, Ermeninin biri Cekcek (Çekirge) yakalamış, O’na der ki : “Bak bu cekceklerin bir kanadında “Allah”, bir kanadında “Muhammed “yazılı, siz haksız yere Müslümanların mallarını, ellerinden aldınız, Allah buna razı olmadı, sizi böyle etti. O sırada bir cekcek tufanı oldu da bütün Elaziz’i yiyip bitirmişti. Harbi umumide Ermenilerin bu zulümlerinden dolayı kesesine güvenen Müslümanlar, kapısını kilitledi; Allah’a emanet etti, gittiler. Biz o sırada askerde idik, babam bir gün bana dedi ki:”Oğlum ne edelim, biz de hicret edelim mi?” Biz Efendi Hazretlerine gitmesini söyledik; Efendi Hazretlerine gitmiş, tabi rus askeri Karakoçan var, oraya kadar geldi; Efendi Hazretleride ailesini Malatya’ya göndermişti, kendisi hala Harput’ta idi. Babam bu Evliyaullah siyaseti. Babamız Efendi Hazretlerine gider, ikindi namazından sonra buyururlar ki : “Osman Efendi sen hicret etme o düşmanlar bir şey yapamazlar.” Yarın olur, toplar atılır, ses ta bize kadare geliyordu, bizim orada çığ olur; “Çığ” da sese gelir, orada bir çığ kopar kırkbin rustan birtek kurtulan olmaz. Ya Mübarek insanlar , bu iş böyle..
    O zamanlar öyle bir kıtlık oldu ki, ahali kan bulsa kan içecek. Alay’ın biri erzaksız kalır, düşman yolları tutmuş, kuş uçurmuyor, ne yapıldı ise bir türlü erzak ulaştırılamıyor. Bir Yüzbaşımız vardı, Allah Rahmet Eylesin, bize dedi ki: “oğlum bunu oraya ancak sen götürürsün.” Ve biz görevi üzerimize aldık, gece oldu, yola bir gözcü çıkardık; daha çıkar çıkmaz devirdiler. Biz emrimizdeki askerlere dedik ki: “Şimdi yatın, ben ne zaman işaret verirsem, harekete geçersiniz.” Velhasıl biz de kaputumuzu üzerimize, battaniyeyide altımıza aldık, yattık hayli zaman geçti. Efendi Hazretleri bir kıratın üzerine binmiş, bize buyurdu ki : “Ne duruyorsun Mazhar, haydi kalk” önüme düştü, askerleri uyandırdık, erzakları yerine ulaştırdık, Onlarda helaktan kurtuldu.
    Buyurmuşlardır.
    ——————————————————————-
    Allah (c.c.) sizlerden ve cümle İslam âlemindeki bütün kardeşlerimizden razı olsun.
    La İlahe İllallah Muhamemmedun Resulullah
    ————————————————————-
    – “Ey iman edenler!..İçinizden kim dininden dönerse, (bilsin ki) ALLAH bir kavim getirir ki, onları sever. Onlar da O’nu severler… Onlar müminlere karşı mutevazı, kâfirlere karşı zorlu olurlar. ALLAH yolunda cihad ederler. (Kendilerini) yerenlerin çekiştirmesinden yılmazlar. Bu (özellik) ALLAH’ın bir inayetidir ki, onu dilediğine verir.” (Maide Suresi, 54. Ayet)
    ————————————————————
    Zikirle, akl-ı meaş denilen hayvani akıl terk edilir, onun yerine akl-ı mead denilen gerçek akıl, aklı selim ele geçer.
    ————————————————————–
    Dünya defterinin kapanıp hesap gününe vardığında da Rabbin Rahîm olduğu¸ günahlarını bağışlayacağı ümidi içinde olan¸ Allah’ın Rahmet edeceği ümidini diri tutan bir adamın hikâyesini Peygamber Efendimiz (sas) şöyle anlatır:
    Hesap gününde bir kulun hesabı görülür ve sonunda günahı ağır basınca cehenneme gitmesine karar verilir. Bu kul¸ boynu bükük¸ cehenneme doğru giderken kendi kendine:
    – Ben böyle bilmezdim¸ diyerek gider.
    Allah Teâlâ her şeyi bildiği halde meleklere:
    – Bu kulum ne diyor¸ diye sorar.
    Melekler Allah Teâlâ’ya:
    – Ben böyle bilmezdim¸ diyor ya Rabbi¸ derler.
    O kişi sözlerinin devamında:
    – Allah¸ beni cennete götürür zannediyordum. Oysa şimdi cehenneme gidiyorum¸ günahım ağır geldi¸ der.
    Allah (c.c.)¸ kuluna:
    – Öyle mi zannederdin?¸ diye sorduğunda oda:
    – Evet ya Rabbi¸ diye cevap verir.
    O insanın bu cevabı üzerine Allah (c.c.):
    – Ben¸ kulumun zannı üzereyim. O¸ beni andıkça ben onunla beraberim. O¸ beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O¸ beni bir cemaat içinde anarsa¸ ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O¸ şayet bana bir karış yaklaşacak olursa¸ ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o¸ bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse¸ ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım¸ der. Kul Allah’a olan zannının karşılığını görür ve melekler onu cehenneme değil¸ cennete götürür.
    Allah Yar ve Yardımcımız Olsun …!!!
    İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi.!

    • Harputlu der ki:

      Bu yazılar hayırlara vesile olur inşaAllâh. Demek ki zamanı gelmişti ki, yazılmak istendi ve o elinizdeki metinlerdeki bazı eksikliklerin farkına varıldı. Allah (Celle Şanuhu) sizden ve İsmail Hakkı Beyden razı olsun.
      Yazan kim? Yazdıran kim? Okuyan kim?

  5. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    …Başlık Koyamadığımız Yedinci Yazının Devamı…
    Silsile-i Aliyye’nin 37. Halkası ve Nakşibendî Tarikatının 9. Müceddidi ve Ettasi Seyyid Hacı Muhammed Mazhar Harputi Hazretleri:
    …Miras hususunda kadına bir; er kişiye iki; bunun haricinde iş yapmak maazallah imanı götürür.
    Nafile namazlara dikkat edilecek; edilmeli. Nevafil Kulun Allah’a hediyesidir. İşrak, Duha, Evvabin, Teheccüd, öğlenin iki fazla sünneti, yatsının iki fazla sünneti; günde yirmi rekat eder ki; İnşaAllah bu hediyeler, geçmiş kaza namazlarımızın yerine sayılır. Hiç namaz eksiği olmayana “Ehli Tertip” denir ki, bu; Sahabe’nin makamıdır. Sahabeler dini İslamla müşerref olduktan sonra, bütün geçmiş namazlarını kaza ettiler ve ehli tertip oldular. Mübarek insanlar; işte bu şehirde bir tane ehli tertip olsa; bura kurtulur, size deyim mi? İmam Efendi Hazretlerinin Müridanının hepsi ehli tertip idi. Önceden kaza namazı olanlarda intisab ettikten sonra, hepsini eda ettiler; fakat hepsi çekilip gittiler, bir biz kaldık. Nafileyi terk etmeyeceğiz; çünkü nafile çok iş görür; yok değil ise, ne yapalım, o zaman huzurumuza mukayyed olacağız.
    Bir köyde idik. Biri geldi, dedi ki:” Hoca Efendi, ben bu kadar ibadet ve taat ederim, bir türlü Rasullullah (SAV) Efendimizi rüyada göremiyorum. Bu konuda ne dersiniz?
    O Köyde de bir dere vardı. Kadınlar o suyu geçmek için mahrem yerlerini açıyorlardı. Biz dedik ki : “Eğer bu kadınların mahrem yerlerini örtmesini sağlarsan bu olur!” Hakikaten oraya bir köprü yaptırdı; Huzuru Rasulullah’a ulaştı. Babam Peygamberi siz de rüyada görebilirsiniz; bir taşı yoldan kaldırıp attın; bununla da, bu iş olur.
    Zatın birisi Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretlerine intisab için müracaat eder. Abdulkadir Geylani Hazretleri buyurmuşlar ki “Sizde kırk zina görüyorum. Benim bunu temizlemeye gücüm yetmez.” Ders vermekten imtina eder. O zat gider. Gece yatarken kırk kere ihtilam olur.Sabah erkenden Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretleri: “O zatı bana çağırınız, gelsin ders talim edeyim,zira tertemiz oldu” buyururlar. Allah her şeye kadirdir babam, buyrulur ; “İksiri azamdır, nutku ehlullah; nefsi kem, mayeyi safu zer eylerler.”
    Biz beşkardeşiz, hepsi bir bahane bulup gittiler; bir biz kaldık. Bizde birini bulsak, gidiciyiz. Hoca Efendi Hazretleri (Mustafa Naci) bu beş kardeş hakkında buyururdu ki: “Bizim yetişdirdiklerimizi ne Nakşibendler ne Saminiler ve ne de Osman Bedreddinler yetiştirdi “ (ks) Bak Hoca Efendi Hazretleri: “Bizden sonra Kazım; Kazım giderse, …. Sadi; Sadi giderse Hacı Mazhar Hatmi okur.” Bizim en son kalacağımızı bildirdi; Mübarek insanlar; bizim Efendilerimiz böyle idi… (…)
    Tevhid, şehvet doğurur; bu şehvet insanın çalışması sayesinde aşka dönüşür. Bak beyitte ne dii : “Bir Cür’a sından (bir yudumundan) mest olur yüzbin deli divaneler “ Efendi Hazretleri buyururlardı : “Bu iş kasabdan et almaktan kolay, lakin bunu, değme Müridlerin bile kalbine ilham edemedik.” Babam O sende hazır, sen de hazır olursan iş tamam olur. Bu Tarikatı Aliyyede daha ilk anda unutmamak emir olunduğu için, sair tarikatlar bu makama birçok riyazat ve mücahedattan sonra ulaşırlar. Yanlış anlaşılmaya; Allah’ı unutmayacaksın;
    Allahu Teâlâ ne buyuruyor : “ Fezkuruni ezkurkum” Beni zikredin buyuruyor. Allah ve Peygamber sevgisinden başka her şeyi gönlümüze haram edeceğiz.
    İş böyle; Allah amele muvaffak eyleye, Habibi hürmetine!
    Temiz bir itikad, şeriat ve sünnetle tarikatta sabit kadem durursun ; iş , baş olur. Hakikaten, sabit olanda, nabit olur, denmiştir. Yememizde, içmemizde, oturmanızda, kalkmanızda unutmayın.(biraz sukuttan sonra) bu sırdır babam; mürid mücahadesi sayesinde zamanla buna vakıf olur. Bak bizim bir Hocamız vardı; Allah Rahmet eylesin doksan üç yaşında vefat etti; Zat’ın biri sırrı fahşedermiş; hocamız dermiş ki: “ Bu sırrı böyle ucuz etme, sonra çok yaşamazsın “ O Zat dinlememiş, yine devam etmiş; sonra genç denecek yaşta vefat etti. Onun için Sahabenin dediği bu sırrı anlayana aşk olsun. Bu neyle olur; mücahade ile, emirleri yapıp, nehiylerden kaçmakla.Nefse kıyacaksın; tercih edeceksin !.
    ….Bak kim kazandı ; dünya ile ahret işi birleşti, hangisini tercih edeceksin ? Ahret işini; yatmadan, abdestsiz yatacağına, alda yat; sol tarafına yatacağına ,sağına dönde yat; hulasa bizim işimiz : ”Lailaheillallah Muhammeder Rasulullah” , “ İlahi ente maksudi ve rızake matlubi” dir. Ahiret işiyle, Allah işi birleşti, hangisini tercih edeceksin? Allah işini…(…)
    Efendi Hazretlerine (Osman Bedreddin), Samini Hazretleri: “Hafız Kurban siz buradan doğru Çemişkezeğe gideceksiniz, orada İrşadla görevlendirildiniz .” buyurunca, Efendi Hazretleri: “Bu nasıl olur, malumki, biz ordunun emrindeyiz, izin olmaksızın bir yere gidemeyiz” mulahazasıyla huzura dalar; o sırada bir telgraf gelir. İzinin uzatıldığı Diyarbekir’e gelmesine lüzum kalmadığı beyan olunur, Samini Hazretleri buyurur ki : “ Hafız Kurban zahir ile, batın orduları beraber çalışır.”
    Allah bilir bu zamanda nasıldır?
    İşte Efendi Hazretleri tüm kasidelerini bu on gün içinde yazdı. (İmam Osman Bedreddini Erzurumi Hazretlerinin “Gülbunu irşad ve mecalisi saminiyye “isminde tam beş ciltlik kaside kitabı vardır.)
    Üç çocuklu bir ana yetimlerine yedirecek taam bulamazmış; komşuda düğün olurken çocukları derki :” Ana bak düğün oluyor, orada muhakkak yemek olur.” Düğün sahibi Yahudidir. Anaları :”olur” der gider, fakat bir türlü yemek isteyemez; birkaç kez böyle gel- git olur. Yahudi şüphelenir, takib eder, işi anlar. Bir tepsi yemek yaptırır, ortasına da bir kese altun koyar, yollar. Meşayıhtan bir Zat Peygamber Efendimizi rüyada görür; emir buyurulur ki :” falan yerde bir Yahudi var, ona benden selam söyle.” Emre imtisalen, o Yahudiyi arar, bulur, işi anlatır. Yahudi : “ Demek Peygamber bana selam gönderdi .” der ve Müslüman olur. Bunlar kitablara hikâye olsun diye yazılmi hanı… Bu kıssalardan hisse alınsın, neyin ne olduğu iyice anlaşılsın, için yazıli… Allah; dinleyen, anlayan , anladığıyla amel eden, kullar zümresinden bizleri ve sizleri eyleye, Amin…
    Buyurmuşlardır.
    ——————————————————————–
    Burada olup,orayı özleyeceğine; orada ol,burayı özle …!!!
    Mazhar Efendi Hazretleri
    ————————————————————————————-
    Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretleri : “İslam Dininin dışına çıkanlarla bizim bir işimiz yoktur. Biz onlardan uzağız. Bizim halimizi , bizim alemimize geçenler idrak edebilir; Zahiri süslerle uğraşanlar,halka şirin görünmeye çalışanlar değil. İç alemini zengin kılmaya çalışanlar anlar bizi !.. İşin özünü , aslını kaybeden ve böylece bu alemin dışında kalanlar nasibdar olamaz.
    —————————————————————————
    Anlatırlar : Gece geç vakitte sohbet biter. Sohbete katılan Mürid kardeşler tek tek kapıdan çıkıp evlerine gidecekler. Kapının çıkışında duran biri, sohbetten ilk çıkana : “Sizin Büyüğünüz kim? “ diye sorar. Mürid: “arkadan gelen” der. Ona sorar , o da “ arkadan gelen “ der. Böyle devam eder.En son çıkan Müride sorar , cevaben Mürid . “ İlk çıkandı.” Der.
    ——————————————————————
    Öyle olunca, böyle olur.(b.d.)

    “Âlemde tesadüf yoktur.”
    La İlahe İllallah Muhamemmedun Resulullah
    Allah Yar ve Yardımcımız Olsun …!!!
    İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi.!

  6. PİRİM VAR BENİM

    Dünya kamil olsa,dönüpte bakmam
    Sultanlar sultanı,pirim var benim
    Sahipten başkasına,gönlümü yıkama
    Sultanlar sultanı,pirim var benim

    Ne derdim var ise,ona dönerim
    Gönül hanesinden,ona bakarım
    Bazan aşka gelir,ya Hu!çekerim
    Sultanlar sultanı,pirim var benim

    Onunla oldukça,keder yok bana
    Şükür kul olmuşum,böyle sultana
    Takmam fikrimi,bugüne,düne
    Sultanlar sultanı,pirim var benim

    Kula yakışır mı,gam ile keder
    Sultan,bendesine gör neler eder
    Hakkını O dosta,uğratmış kader
    Sultanlar sultanı,pirim var benim

    • Harputlu der ki:

      MaşaAllah, Rabbim şefaatleriyle şereflendirsin inşaAllah.

    • Bedri DENGE der ki:

      Çok hoş anlatmışsınız kardeşim. Allah sizi sevdiği kullarından Eyleye…!!!

      Açıktır bu hanın kapısı ;
      LAKİN !
      Önünden her geçen giremez.
      Kısmet…!!!

    • Teşekkür ederim Allah razı olsun kardeşim

    • Bedri DENGE der ki:

      Bismillahirrahmanirrahim!
      Sultan, bendesine gör neler eder? bende: kul, köle.
      “Çevir gözünü, bir bak! Herhangi bir kusur bulabilir misin? Sonra bir daha, bir daha çevir. Gözün yorgun ve mahrum olarak sana geri dönecektir ” (Mülk, 3-4)
      İnsan vücuduna uygula bunu!
      Gör Sultan kölesinde neler ediyor?
      Bunu bir de insanın manasına uygula!
      Gör Sultan kölesinde neler ediyor?
      Zaman geçiyor. Ömür bitiyor. Vuslat yaklaşıyor. Ne götürebileceksek; her gün gidenlere bakıp hazırlığımızı yapalım! Elimiz boş, gönlümüz boş, ayıp değil mi, utanmayacak mıyız? Sultan ‘dan …!!! O Sultan ki sen gelmeden, seni getirmeden evvel; sen rahat edesin diye neler hazırladı sana, bana… Şimdi eli boş, gönlü boş, nasıl olur, nasıl olur?
      Oysa Allah (C.C)
      Zariyat-56. Ayetinde : ” Ve ma halaktul cine vel inse illa li ya’buduni. = Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
      Buyurarak;
      Yaradılış sebebimizin “Kul”luk olduğunu ve yine;
      Evliyaullah’ın ortak sahiplendikleri ve özellikle Tasavvuf kitaplarında yer alan kudsi hadis’de Cenab-ı Hakk “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) ve kâinatı yarattım.” (Acluni,Keşfü’l-Hafa, II/32)
      Ve Cenab-ı Hakk ;
      Kul’luk edin, beni bilin, bana muhabbet edin. Buyurmakta!
      Hepsinde olduğu gibi bunda da , bir söylesen Bin,bigayri hisab eksiği var bilesin !!!
      Öyleyse;
      Rehberin, Şeyhin Mazhar Efendinin muhabbeti kaplasın her yanını; O muhabbet; BU MUHABBETTİR; bu muhabbet; Allah’a muhabbettir, bu muhabbet; Resulullah’a muhabbettir; İşte o Muhabbet ki; kalbine feyiz, aklına nur, ruhuna huzur olur. İnşaAllah !!!…

      İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi.!

    • Amin benim güzel kardeşim

  7. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    Silsile-i Aliyye’nin 37. Halkası ve Nakşibendî Tarikatının 9. Müceddidi ve Ettasi Seyyid Hacı Muhammed Mazhar Harputi Hazretlerinin, Şeyhi; İmam Osman Bedrüddin Erzurumi Hazretlerinin “Gülzar-ı Samini” isimli sohbetlerinden; 62. İnsanın Batını, Ruhi ve Manevi Sıhhati, Kalbinin Temizlik ve Sıhhatine Bağlıdır. Başlıklı sohbetlerinde; Mübarek :
    ”İnsanın sıhhat-i vücudu nasıl ki mide yüzündendir; kezalik batın-ı insani’nin sıhhati, Din’inin kemali, Cenab-ı Hakk’ın asar, (eserler) lütuf ve Cemalinin zuhuru da kalb yüzündendir. Nefsin askeri zulmet, kalbin askeri ise Nur’dur. Envar-ı .
    (envar :ziyalar,aydınlıklar, ışıklar, Nurlar, ) kalb, İslam, İman ve İhsan nurlarıdır. Ve bu nurların kendilerine göre hizmetleri vardır. Yani bunların tesirat ve kemalatı zuhura gelir
    Mesela;
    İslam nuru ile münevver (aydın) olan bir zat, measi ve meharim-i zahireden içtinaba muvaffak olur.
    İman nuru ile münevver olan bir zat Ahlak-ı zemimeden kurtularak Ahlak-ı İlahi ile tahalluk’a nail olur.
    İhsan nuru ile kalbi münevver olan bir zat da masivallah’a muhabetten halas bularak, Sirr’ı devamlı şekilde Hakk ile olmak rutbe-i azimesine mazhar olur. Ve bu envar ile münevver olan bir zat artık a’mal-i salihatın envaını işler ve meyl ü rağbeti daima Cenab-ı Hakk’a olur. Zulumat ki nefsin askeri idi, bunun da icabı ahlak-ı zemimedir, a’mal-i salihatı terk, Hakk’dan ve evliyaullah’dan iraz vesairedir. Bunu evliyaullah acaib bir temsil ile şöyle anlatıyorlar.
    Karanlık bir haneye çeşitli kıymetli mücevherat konulmuş ve bunları almak isteyenlerin de bu haneye pek karanlık bir gecede girmeleri şart koşulmuş. Ne var ki bu hanede akreb, yılan vesaire çeşitli zehirli hayvanlar da var. Şimdi bu haneye ışıksız girenbir âdem, cevher zan ve tama’ı ile uzanıp, yerden akreb veya yılanı eline alsa, o âdem derhal zehirlenir ve helak olur. Lakin bu haneye elinde bir ışıkla giren zat, gözü görür ve istediği şeyleri alır ve hiçbir tehlike ve zarara da muhatab olmaz. Öyleyse bu hane-i kalbe de bir ışık, bir nur tedariki ile girmek lazımdır. Eğer böyle bir nur tedarik edememişsen, etmiş olanlarla beraber ol, sen de tedarik edersin.
    Efendiler, bu Din-i Mübin’i İslam, hakikaten pek mükemmeldir. Ve biz de bu dinin icrası ile mükellefiz. Cenab-ı Hakk da bu din ile itmam-ı ni’met buyurduktan sonra bizden razı olacağını: “Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki ni’metimi tamamladım ve size Din olarak İSLAM’ı (verip ondan) hoşnud oldum” (Maide:5/3 ayet-i celilesinde emir ve işaret buyurmuştur. Evet, hakkımızdaki ni’metin itmamı bu dinin zahiri ile zahirimizi ve batını ile de batınımızı amel ettirmekle olur. Ve ancak böylece itmam’ı ni’metten sonradır ki Cenab-ı Hakk bizden razı olur. Ve burada Rıza’ya ehil olan, Rıza’yı bulan, yarın orada da vuslat ve mak’sad-ı sıdk ehli olur. Ve huzur’u İlahide aleddevam müşahade-i Cemal-i Sübhani’ye mazhariyetle Devlet-i Uzma’yı bulur. Eğer bu dinden daha âli ve daha aziz bir Din olaydı, Cenab-ı Hakk Habib-i Edib’ine O’nu ihsan buyururdu. Ve bu İslamiyetten daha büyük bir ni’met olaydı, Cenab-ı Hakk O’nunla itmam-ı nimet buyururdu ve Rıza-i İlahi’de o vasıta ile kazanılırdı. Şu halde bu Din-i Mübin’in pek ziyade kadr’ini bilerek şakir olmak icab eder ki hem ni’metimiz elimizde kalsın, hem de ziyadeleşsin.
    Efendiler, acaba biz Mevlana Cami Hz. lerinden, Seyyid ŞerifCürcani ve İmam-ı Gazali Hz. lerinden ve Şeyh Abdulkadir Geylani Hz. lerinden daha mı akıllıyız ki, bunlar asırlarında ilimleriyle, ittikaları ile cümleyi sebkat etmişlerken, yine evliyaullah asitanlarına (Dergah, tekke) dehalet’e ve ifay-ı hizmet’e kat’i mecburiyet görmüşler ve bunun bir fariza-i mühimme olduğunu anlayarak ve bu suretle hizmet ederek hakikaten nefs’lerinden kurtulup, Allah ile oluncaya kadar sa’y ü gayretten bir an geri durmamışlardır.Ve es’adiyetleri yalnız nefs’lerinde kalmayıp,gerek kendi asırlarındaki Müslümanlara ve gerekse kendilerinden sonraki Müslümanlara sirayetle , onlar sayesinde bu kadar Ümmet-i Muhammed halas bulmuştur.
    Cenab-ı Hakk şefaatlerine mazhar buyursun.
    Acaba, biz neden bu kadar gayretsiz, bu kadar vicdansız olduk? Bilmem ki bu Kitab-ı Mübinle Hristiyanlar mı amil olacaklardır? İnsanın bir sevdiği olsa da ondan bir mektub gelse o mektubu heme açar ve dikkatle okur. Okumak bilmiyorsa derhal bir okuyanı bulur ve okutturur. Ne yazılmış ise onu anlar ve mucib ve muktezası ile bila tehir hareket eder. Sevdiği iltifat etmişse sevinir, gücenmiş ise mahzun ve dilhun olur…
    Yahu, bu Kur’an-ı Azimüşşan o mektub’dan ve Allah-u Zülcelâl Hz. leri de o âdem’den –hâşâ ve kella—aşağı mıdır ki, bu Müslümanlar Kur’an-ı Mübinle amel etmiyor ve lakayıd bulunuyorlar ve katiyen ehemmiyet vermiyorlar. Mevaız-ı Rabbaniye’den değil hoşlanmak, hatta O’nu bırakıp kaçıyorlar ve dinlemek isteyenleri de men’etmeğe çalışıyorlar. ( İnnalillahi ve inna ileyhi raciun …)
    Buyurmuşlardır.
    ———————————————————-
    Cevahir var iken pul neye yarar, aczini bilmeyen kul neye yarar, herkes bir yol tutturmuş gidiyor Mevla’ya varmayan yol neye yarar.
    Acı suda ,tatlı suda berakktır. Sakın görünüşe aldanma… Görünüşte herkes insandır ama gerçek insan hal ehli olandır. Hz. Mevlana
    Ne imtihanlar misafir ettim bir bilsen, hiç hesapta yokken; iyi ki acımı hafifletecek dualar ezberlemişim küçükken.
    Allahtan gelene razı olursak Allah da bizden razı olur. Mevlana
    İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi.!

  8. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    …Başlık Koyamadığımız Altıncı Yazının Devamı…
    “Ağlar Yakup Ağlar, Yusuf’um Deyu” adlı kaside okunup bitince! ”
    Silsile-i Aliyye’nin 37. Halkası ve Nakşibendî Tarikatının 9. Müceddidi ve Ettasi Seyyid Hacı MuhammedMazhar Harputi Hazretleri:
    “Yusuf (as) rüyasını Yakub (as) ‘ a anlatınca, Yakub (as) buyurdu ki : ”Bunu kardeşlerine anlatmayasın, olur ki sana zarar verirler” bu konuşmaları kızkardeşi (baba bir kız kardeşi) duyar ağabeylerine anlatır. Hile ile Yusuf (as) ‘ ı götürürler; Yakub (as) ‘a derler ki : “Yusuf’u kurt yedi” Yakub (as) inanmaz; Kenan elindeki bütün kurtları çağırır; buyurur ki : “Yusuf’u siz mi yediniz” derler ki : “Hayır biz yemedik, bundan sonra da ne olursa olsun insanoğlunu yemiyeceğiz.” Kenan elindeki kurtlar onun için insan eti yemezler.
    Yakub (as)’ ın bir kölesi var; O’na buyurur ki : ”bu deveye bin, bu kasideleride al okuyarak; diyar, diyar dolaş , kim cevap verirse O’nu al gel.” Köle gider, bütün Arabistan’ı dolaşır; nihayet kaside okuyup giderken Yusuf (as) duyar. Köleye der ki: “ sizin orada oniki kollu bir ağaç vardı; o kurudu mu? Köle der :” O ağaç dediğin Yakub (as) dır, oniki dallı dediğin oğullarıdır, biri kayıptır; işte ben O’nu arıyorum.” Yusuf (as) tam izhar edeceği zaman Cebrail (as) nazil olur, izin olmadığını bildirir.
    Hüsnü hulk şirki ref eder. Tevhid ehline azab olunmaz. Eee hepimizin imanı var, tevhidide var; Müslümana ne için azab olunacak; şirki hafisi var da ondan. Müslümanın namazı var, abdesti var, şu var, bu var; bu iş neden olmuyor, neden bir tanesi yetişmiyor? Demekki bir eksiğimiz var; size deyimi bundan sonraki İnsan-ı Kamil yüzkırkbin perde arkasında gizlenecek, bu işin kıymeti biz gittikten sonra anlaşılır. Eee neden bunun çaresine bakmıyoruz, neden eksiğimizi aramıyoruz? Allah muinimiz ola Habibi hörmetine !…
    İsraf üç yerde muaf tutulmuştur. Hacc yolunda; ta Kâbe’den buraya kadar; buradan oraya kadar altın döşesen bu israf olmaz. İkincisi; ramazanda oruç açımında, üçüncüsü; misafire yapılan inam ve ikramda. Elin seha olsa iş görmez, gönlün seha olması lazım; gönül seha olursa; olmasa da verirsin; çünkü el, dile bağlıdır, gerçi bu zamanda bu kalmadı…
    Bu sohbetler iyidir, insana basiret kazandırır; bununla cümle Müslümanlar müstefid olur. Allah bizi bunlarla amele muvaffak eyleye. Kalbin iki yüzü vardır; biri halka bakar, biri Hakka; işte bu sohbet sebebiyle bizim halktan yüzümüz çevrilmiş, Hakk’a dönmüştür. Böyle olmasa bu sohbetler olur mu? İşte bu sebebledir ki, bu sohbetler oluyor, görüşüp konuşmamızda veya bir İhvan’ı gördüğümüzde, bize Allah’ı hatırlatmalı; sana biri Allah’ı hatırlatırsa, işte O Allah dostudur, Mü’min’dir; Hadis-i Şerifte böyledir: Rasulullah (SAV) Efendimize sual olunmuş : “ Mü’min kimdir?” cevaben buyurmuşlar ki : “ Mü’min O kimsedir ki; sen, O’nu gördüğünde O, sana Allah’ı hatırlatır.” Eğer böyle olursa insan Alaya çıkar. Birde demişlerdir: “ bu iş kasabtan et almaktan kolay” kasabtan et almak için, paran olacak; gideceksin, bir sürü iş; babam bu iş oturduğun yerden de olur. O sende hazır; sen de hazır olursan, iki hazır birleşir, daha bir şey kalmaz. Saminiler elbette bu işi başa çıkaracaklar; bu sohbet sebebiyle yüzümüz halktan , Halık’ a dönmüş,,, eee ne kaldı ? bir niyet, er meydanı bu iş; biri çıkar da bu işi yürütür, bir niyet, bir amel; bak kasabtan et almaktan kolay!…
    Profösörlerden iki tanesi; Allah taliblisi olmuş. Kur’an’ı araştırmışlar; bakmışlar ki 6666 ayet, kırk mübin üzere kurulmuş; bu mana üzerine şerefi İslam’la müşerref olmuşlar. Bak Allah ne yapıyor? Eee şimdi Yasin’i Şerif’te yedi mübin var; Teheccüd namazını Yasin’i Şerif’in mübnleri ile kılanlar; kırklara karışır; bak bir insan öldüğü zaman üzerine ne okunur? Yasin’i Şerif; yaa gördün mü? …
    Bak işte dünyalıkta yerinde kullanılırsa iyidir. Hısım akrabaya verip, Allah yolunda harcar; halis bir niyetle yerine verip kullanmasını bilirsen iyidir, aksi Allah esirgesin; kalb agâh olursa yerine verilir. Gönlüne girdirmezsin tamam; onun için Mü’min’in kazanmadığı bir an yoktur.
    Buyurdular.

    —————————————————–
    Sohbet; mü’minler,salikler arasındaki ülfeti samimiyet sevgi ve muhabbeti kuvvetlendirir.Allah dostları ile sohbet son derece faydalıdır.Hatta Salih kimselerin yüzüne bakmak bile insana huzur verir.
    Muhammed Bahâüddin Nakşîbend kuddise sirruh: “Bizim yolumuz sohbet yoludur” buyururlardı.
    İnsan “gördüğü iyi ve kötü her şeyle ünsiyet edebilme kabiliyetinden dolayı” bu ismi almıştır… Ülfet ve sevgi ünsiyeti daha da artırır. İlim, hilm, tasfiye görmüş, vefakâr ve güzel ahlâk sahibi kimselere yakın olmak ganimettir. Onlarla ünsiyet kurmak, Allah ile ünsiyete vesiledir.
    Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak için yapılan sohbetlerde, fuzûli sözler edilmez. Çünkü bu manevî feyz-i ilâhinin nüzul etdiği manevi sofralardır. Bu sofraya giriş edeb ile çıkış da edeb ile olursa istifade edilmiş olunur. Dünya kelâmına yer verilmez. Ayet-i kerime hâdis-i şerife ve ashâb-ı kiram ve evliyâullahın menâkıbları, güzel halleri ve nasihâtları okunur. Bu sohbetleri can kulağı ile dinleyen kendini her türlü karanlıkdan muhafaza ederek dinlerse, hem hal, hem kal sahibi olmuş olur.
    Sohbetin Âdâbı
    Sohbetlere saatinde başlayıb gene vaktinde bitirmek gerekir. Lüzumundan fazla uzatmak muvafık değildir.
    Sohbet ayrılışında sessizce, hâl hatır sormadan “Esselâmü aleyküm” demek kâfi gelir. Çok kimseler bu hususa dikkat edemezler. Aldıkları feyz ve huzuru hemen kaybederler.
    Sohbet diğer ibadetlerin tamamlayıcısı olarak mütalaa edilmelidir. Sohbetlerde, dünya kiri ve muhabbeti gönülden çıkar. Onun yerini Allah ve peygamber sevgisi doldurur. Orada bulunan kimseler geldiğinde ne kadar yorgun ve neş’esiz olsalar da, meclisden ayrıldıklarında ne yorgunluk ne neş’esizlikleri kalır. Çünkü gönlünden dünya kederi ve yorgunluğu çıkmış, yerine Allah, peygamber sevgisi yerleşmiştir, dinçtir, huzurludur.
    ———————————————————-
    Dünyayı ahirete götüremeyeceğine göre,Öyle yaşa ki dünya seni ahirete götürsün. Şems-i Tebrizi
    Yüzü kıbleye çevirmek kolay, Mühim olan, gönlü ALLAH’a çevirmektir.
    Allah (C.C.) sizlerden ve cümle İslam âlemindeki bütün kardeşlerimizden razı olsun.
    La İlahe İllallah Muhamemmedun Resulullah
    Allah Yar ve Yardımcımız Olsun …!!!
    İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi.!

  9. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    …Başlık Koyamadığımız Beşinci Yazının Devamı…
    Silsile-i Aliyye’nin 37. Halkası ve Nakşibendî Tarikatının 9. Müceddidi, Ettasi Seyyid Hacı MuhammedMazhar Harputi Hazretleri:
    “Her şeyin bir hulasası var; Evliyaullah’ta bizim gibi bir beşer; onlar bu büyüklüğü ne ile kazanmışlar? –Sünnete ittiba, şeriatle amel, zikri-fikri Mevla; ahlakullah ile tahallukla böyle büyük olmuşlardır.
    Şeriat emir; nevafil (nafile) ise insanın Allah’a kurbiyetini sağlar; bak Hadis-i Kudsi’de ne diyor : “ Bir kulum bana nevafil ile gelirse ben onun, gören gözü, tutan eli olurum.” Nevafili terk etmek olmaz, Allah bizi ve sizleri amele muvaffak eyleye…(…)
    Evet, bir köy varmış; ahalisi cümleten halı dokurlar. İyilerden biri; köy halkının dünyaya bu kadar meyletmesine acımış da : “Ya Rabbi! Bunları nefislerinden kurtar. “ diye dua etmiş, hepsi halı dokumayı bırakmış, bir köşeye çekilmiş, ibadetle meşgul olamaya başlamışlar; işler bozulmuş. İyilerden olan O zat bakmış ki, halı dokuyan kalmamış; o zaman : “ Ya Rabbi! Bunları nefislerine geri dönder” diye dua buyurmuşlar, bu seferde umumen halının başına geçmişler, Allah diyen kalmamış. Yaa bu iş böyle. Halıyı Allah’la birlikte dokuyacaksın; elin işte, (…); her iki tarafın hakkını vereceksin. Bu zor; fakat Kemâlat burada.
    İnsan hevasıyla Allah’a gider mi? gider. Nasıl? Kendi hevasını Allah’ın hevasına katarsın, olur. Heva nedir? Kendinden olan; oturmak, kalkmak, yemek, içmek, şudur, budur. Yani insan kendi hevasıyla olurken, Allah’ı hatırlamakla da iş görülür. Nefse riyazat çektirmek şu ahlakı zemimede var, bununla uğraşırsan yol uzar, riyazatla da maksat hâsıl olur, fakat bu bizim işimize pek gelmez.
    Allah’a şekil, zaman, mekân veremezsin; verirsen küfre gidersin. Allah bize şahdamarımızdan yakındır. Bak şimdi, Allahu Teâlâ âlemde muhitmidir? Nasıl ki âlemde muhittir, kendi vücudumuzda da, iç âlemimizde de öylece muhittir. Bu iş kasaptan et almaktan kolaydır, demişler, nasıl kolay? Bak iki yakin birleşti, iş tamam oldu. (Efendi Hazretleri Elinin baş ve işaret parmağı ile ağzını ve kalbini gösterdi.) babam bu iş gönül işidir; insan fikirden ibarettir; fikrin ne ise sen de osun. Gönle kimsenin gücü yetmez, sen onun işini yaparsan o da sana Tevfik buyurur, tamam. Sen evradı terk et, şunu yapma, bunu yapma. Senin getirip içine sokacak değil; mücahade lazım; bu hevayı, Allah’ın hevasına katıp, kendinde kararlaştırmak lazım. Ders aldın, götürdün eve attın, ameli yok; bunun hayrını gör; ders emanettir, hıyanet olmaz, ders ilk vazifedir, terk etmek olmaz. İnsan farzı terk etse ne olur? Kaza edilir.
    Bu âlemde her şey Allah’ın, istemesini bildikten sonra ne olmaz ki.
    Makamı nübüvvet ayrı bir şeydir. Allah’u a’lem doğuştan onlara özel bir tecelli var, biz insanız. Bir insan muamelei şeriyyede hatırına şunu, bunu getirirse, doğan çocuk işe yaramaz olur, eğer Resulullah (S.A.V.) i getirirse, doğan çocuk insanı kâmil olur.
    Bu evrak ve ezkarımızın öbür âlemde semeresini göreceğiz. Eğer Allah hüsn-ü hatime verip; İman, Kur’an nasib eylerse ve böyle gidersek kabrinin etrafındaki kırk fersah yere şefaat edeceksin! Babam bu Peygamber Makamı. Hz. Samini Kaddesallahu sırrahul aziz altı sene bu HUZURA çalıştı, tüm dostları, hatta Şeyh Aliyeussebti Efendi bile “Bu olmaz” dedi, ama oldu. Nimet çok büyük babam, bunun kıymetini bilelim.
    Allah bizi bizden,bizi birbirimizden ayırmasın,Habibi Hörmetine” !…
    Buyurdular.
    —————————————————
    Akrebiyet ve Kurbiyet

    Kurbiyet ve akrebiyet, ikisi de yakınlık demektir.
    kurbiyet, kulun Allah’a yakınlığı manasında iken,
    akrebiyet, Allah’ın kula yakınlığını ifade eder.
    Yani kul, dua, ibadet, salih amel, takva ve ihlâs gibi şeylerle Allah’a yakınlaşmaya çalışır. Yetmiş bin perde tabir edilen her bir perdeyi geçerek kurbiyete müşerref olur. Tasavvuf yoluyla gidilen velayetlerin çoğunda kurbiyet vardır.
    Akrebiyette ise, zaten Allah kullarına yakındır. Her hangi bir kuluna bir vazife verdiği zaman ona yakınlığını açar ve akrebiyetine mazhar eder. Mesela peygamberlik vazifesi verdiği kullarına akrebiyetini de açar. Mucizelere de mazhar eder. Peygamberlerden sonra da veraset-i nübüvvet denilen meslekte gidenler akrebiyet-i ilahiyeye mazhar olurlar.
    Mesela, biz güneşten çok uzağız. Güneşe yakınlaşmak istesek çok uzun mesafeleri kat etmek veya yıldızlar gibi büyümek lazımdır. Bu kurbiyete misaldir.
    Fakat güneş bize göz bebeğimiz kadar yakındır. Hatta gündüz güneşe bakarsak gözümüzün içindedir. Bu da akrebiyete misaldir.

    —————————————————–
    Aşk, derken illa da bir kadına veya bir erkeğe aşık olmak anlamı ortaya çıkmamalıdır.
    İnsan, Peygamberini sever, evladını sever, babasını, anasını, üstadını, doğayı sever.
    Zaten gerçek sevgide asla şehvet olmaz. Varsa, o sevgi değil şehvettir.

    Zikirle, akl-ı meaş denilen hayvani akıl terk edilir, onun yerine akl-ı mead denilen gerçek akıl, aklı selim ele geçer.
    Zira, sahabelerin aklı, akl-ı meaddı. Tabiinin büyüklerinden Hasan-ı Basri hazretlerine dediler ki:
    – “ Sen sahabe gibisin.”
    O dedi;
    -“ Hayır. Siz sahabeleri görseydiniz onlara ”deli” derdiniz. Onlar sizi görselerdi, Bu yaşantınızdan dolayı size; “kafir” derlerdi.”dedi.
    Ayağında diken yarası olmayan ,sinesine gül kokusu süremez. Şems-i Tebrizi
    Allah Yar ve Yardımcımız Olsun …!!!
    İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi.!

  10. Bedri DENGE der ki:

    Bismillah …
    Bu bir Davet !…Bu Davete icabet ise Sünnet !..Bu Site ; bereketli ve hayırlara vesile olması ümidiyle 27 Ramazan 1434 (Kadir Gecesi) , 3 Ağustos 2013) te aktif hâle getirilmiş ve tüm Müslümanlara “haydi buyurun” denilmiştir. Ve hele de ; Peygamber Efendimiz’in ravza’i paki ; Cemi-i Enbiya,Evliya , Mü’min ,Mü’minat, Ashab-ıGüzin,Ali Ezvacı tahirat ile ; Pirimiz Şahı Nakşibend,Şeyh Abdül Kadir Geylani,İmam-ı Rabbani,Şah Abdullah Dehlevi,Mevlana Halid,Mevlana Mahmud Sahib,Şeyh Ali Septi ; Şeyh Mahmud Samini,İmam Osman Bedreddin-i Erzurumi,Hace Mustafa Naci,Musa Kâzım ve Muhammed Sadettin ve Mazhar-ı Nuri İlahi Muhammed Hazretlerinin yolunda olup ;bu Mübareklerin Gönül Ayaklarının izine basa basa yürümeye gayret eden İhvan Kardeşler ; Ne olur sizde buyurun ; Sizin içinizde biliyoruz ,özellikle öyleleri var ki bizzat Mazhar Efendi Hazretleri (k.s) ile bire bir ; kol kola,göz göze,diz dize (bu Elhamdülillah bize de nasip oldu.) ,söz söze olup; nice sırlar, nice sözler duymuşsunuz; istiyoruz ki ,nurlar saçan sır ve sözleri biz de duyalım.Hele içimizde gurbette olduğu için sürekli sohbetlere katılamayanlar var.Ama bunlar aç,susuz.Vebal var,vebal…!!! Paylaşın, söyleyin Efendimin sözlerini; aktaracağınız bu sözler ile, sizin için de ağlayalım! Bilin ki bu göz yaşlarında size de pay var…!!!
    Siz yıllarca bu Manevi Sofrada bulundunuz; kimseyi tahkir etmeden, edep sınırları içinde, üstüne başına dökmeden, üstünü başını yırtmadan bu manevi sofradan nasıl feyz alınır bilirsiniz. Biz bilmeyiz. Biz sizinle paylaşmak ve öğrenmek istiyoruz. Bu davet size özel bir davet.Başka herhangi bir istişareye gerek kalmadan ; müsait olursanız ve de uygun görürseniz; (…) (Allah’ı) UNUTMADAN Yaşayalım…!!!
    Nitekim ; İmam Efendi Hazretlerinin (k.s) Gülzar-ı Samini adlı Sohbetlerin “Takdim” kısmının 24.sayfasının son paragrafından başlamak üzere ; “İnsan-ı Kamil, kalbiyle, nazargah-ı ilahi olduğuna göre, onlara teveccüh, onların müşahhas varlığına değil, kendilerine vukubulan, İlahi Teccelli’ye, yani Cenab-ı Hakka’dır.Nitekim sahabe-i kiram Efendilerimiz de, Cenab-ı Hakk’ı biliş, O’na teveccüh ve erişlerinde, Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizi vesile ve mürebbi ittihaz etmişler, her biri ulaştıkları manevi mertebelere ,ancak O’nun ikaz , irşad ve vasıtalığı ile ulaşabilmişlerdir.
    Bu bakımdan inanıyor ve kabul ediyoruz ki kulun Allah’a tekarrub etmesi (yaklaşıp,ulaşması) mutlaka bir vasıta ve vesile ile mümkindir. Bu vasıta ve vesileler ise ,sırası ile ! “Resül”ler, “Nebi”ler,İrşad’a mezun olmuş “Veli”lerdir. Fahr-ı Kainat Efendimiz son Resül ve Nebi olarak gönderildiğine göre, O’nun zahir plandan çekilişinden sonra , Allah’a tekarrub’a talip kullar için, bu güç fakat ulvi vazifeyi, O’nun ümmetinden insan-ı kamil mertebesine ulaşmış müstesna zevat yerine getirmiştir. Kıyametin zuhuruna kadar da bu manevi vazife devam edecektir. Zira, kulun Allah’a tekarrubu mevzuunda , bu husus ,Allah’ın kanunudur. Ve Allah bu kanunu lütuflarının en büyüğü olarak , kullarına Resül ve nebiler göndermek suretiyle bizzat ihdas etmiş; son Peygamberinden sonra da, O’nun ümmetinden yetişmiş kamil mürşid’ler zuhura getirmek suretiyle, kullarına olan lütuf ve ihsanını devamlı kılmıştır.
    Her beyti ilim ve ma’rifet dünyası olan Mesnevi’sinde Hz. Mevlana, bu hususa şöyle işaret buyurur: “Gül mevsimi geçince gül kokusunu nereden alacaksınız? Şüphesiz gülsuyundan” Burada “Gül’den murad Hz. Muhammed (s.a.v.) gülsuyundan murad ise O’nun Veli’leridir.
    “Derya damladan uzak değil.” Damla da Derya’dan uzak değil; amma damla farkında değil…!!!
    “İki İhvan iki el gibidir, birbirlerini yıkarlar.” “
    “Bana yakın olanlar soyumdan gelenler değil, yolumdan gelenlerdir.” Hadis-i Şerif
    “Ya çocuk olasın, ya deli olasın; ya da iyi bir Veli olup yakayı kurtarasın.” Muhammed Mazhar Ettasi Harputi Hz. (k.s.)
    Görmeden sevilir mi; seviliyor işte; salat ve selam Sana ya Resulallah
    Acizim ama çaresiz değilim, yalnızım ama ,asla sahipsiz değilim ! Allah (C.C.) Var !….

    28.11. 2017 Bedri DENGE

    • Harputlu der ki:

      Davete icabet de nasip. Nasibi varsa gelir Bağdattan, nasibi yoksa bilmez yan komşudan.
      Kıssadan hisse.

  11. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    …Başlık Koyamadığımız Dördüncü Yazının Devamı…
    Silsile-i Aliyye’nin 37. Halkası ve Nakşibendî Tarikatının 9. Müceddidi ve Ettasi Seyyid Hacı MuhammedMazhar Harputi Hazretleri :
    …”Şeyh Ali Septi Hazretlerinin Haremi, hakikaten bu tarafa karşı imiş. Dermiş ki :”Bu Mahmud’da ne vardır ki; hep Mahmud, hep Mahmud diyorsunuz, başka hulefalarınızda var.” Şeyh Ali septi Hazretleri buyurur ki: ”Hatun elbette bir şey var ki Mahmud diyoruz.” Bu sırada uzaktan Samini Hazretleri görünmüş, Hanımına demiş ki : “ Bak Hatun, bak; bakta, neden Mahmud dediğimi anla.” Bakar ki; Samini Hazretlerinin başı üzerine Semadan bir NUR direklenmiş olduğu halde geliyor, o zaman buyurur ki :” Anladın mı Hatun, biz Ali, Veli diyoruz amma, Allah; Mahmud diyor, o zaman biz de Mahmud diyoruz. …”
    …” İnsan-ı Kamil’in sohbetlerinde; nazarları, feyzleri, himmetleri vardır. Hiç olmazsa bu sohbetler okunuyor, afaka dağılıyor, Allahu Teala, İnşaallah boşa salmaz, biri bunu alır, amel eder; mübarek insanlar nimet çok büyük; biz istiyoruz ki daha iyi olalım; Mücahid olmadan, Müşahid olunmaz; gerçi bu zamanda namaz kılmak, en büyük mücahadedir. Oruç tutmak,zekat vermek , sohbetlere gelip-gitmek, hep mücahadedir; Amma Allahu Teala , Peygamber ve Evliyaullah’ın istediği şekilde…!!!
    Bu iş kıldan döner, size deyimi, bu iş böyle olmaz; İnsan huzuruna mukayyed olmalı; Unutmadığın kim? Ve O Kiminle beraber, Kimi unutmuyor. İnsan bunu düşünmeli, bizi aldatan bu cesetlerdir. Bu cesetler aradan kalkarsa geriye ne kalır? (…)
    Gerçi Allah ilmiyle muhittir; evet insan çalışması sayesinde Allah’ın sırrıyla muhit olduğunu anlar. (…)
    İnsanlar Bir’le olursa, her şeyle olur. Yani bir yerde olan her yerde olur, her yerde olan bir yerde olmaz; gerçi bu iş çalışmaklada olmaz, çalışmadan hiç olmaz; onun için biz mücahade edelim, gerisini O’na bırakalım…
    Bu sohbetler güzeldir, iyidir amma, bir zaman gelecek ki, ehli kalmayacak, kalben haberi olan kalmayacak.(Efendi Hazretlerinin (ks) sohbetlerini derc eden kardeşimiz Ahmet KOZAN; Allah ondan razı olsun burada gönlüne geleni :”burada bize gelen mana daha bu İhvan içinde sessiz ve harfsiz manen konuşan ve anlaşanlar vardır ve bu bir zamana kadar devam edecektir; bunlar kimdir bilinmez, bilenlerde söylemezler” şeklinde ifadelendirmiştir…
    …Bu zamanın insanlarının istidatları evvelkilerden fazladır. Lakin bu işte bir eksiklik var; amelde mi, yoksa iman da mı ? Anlayamadık gitti. İnsan huzuru daime ulaşırsa, her yeri göz olur, tırnağının ucundan saçının teline kadar. “Ben sizi arkamdan da görürüm. Hadis-i Şerif” İnsan nefsi emareden, levvameye geçerse iş kolay olur; hasbel beşeriye insandan bir hatır sadır olursa : “İLAHİ ENTE MAKSUDİ VE RIZAKE MATLUBİ” der ve hatadan döner….
    …Mübarek İnsanlar, evvelkiler ömürlerinden vermiş birbirlerinin ömürlerini uzatmışlar. Babam O senden ayrılmaz, O sana müştaktır.
    Şeriat ne demek, tarikat ne demek, hakikat ne demek bilinmiyor. Şimdi her birinden bir ses geliyor; bu olur mu? İnsanın dünyasına ve ukbasına faydası olmayan şey malayanidir; ne olursa olsun. Bu itirazlar niyedir; iş ne deniliyorsa odur…
    …Evet bu gözün de hakkı var; mü’min, mü’minin ayinesidir, ondaki sana, sendeki ona geçer akseder…
    …Neyse eskiden ne itirazlar yapılmış; şimdiki zamanda da başka; içten ve dıştan. Eskiden tarikata girdirmemek için yol kesiciler çoktu; güya tarikata giren delidirmiş. Öyle değil; sen Allah’ın emrini tutmadığın zaman sana hemen azab ediliyor mu? Yok.. İşte bu da böyle. Babam Allah demeyen delirtmiyorda, Allah diyen mi delirecek; el insaf (…)
    …Babam sarahatanda söylüyoruz anlamisiniz, sırranda, işaretende söylüyoruz anlamisiniz; kurbeti Mevla üç şeyle olur; şeriatle amel, sünnete ittiba, ahlak-ı zemimeden külliyen ıraz; sen şeriatle amel etme, sünnete uyma; Allah’ın rızasına talibim de, bu olmaz, bu yol türkistana çıkar…
    …Bu işe cidden talib olanlar, işi başa çıkarmak isteyenler; şu üç şeyle amel etsinler. Bir şeriatle amel; şeriatsız tarikat olmaz. İki; hulkunu güzel edeceksin, neyle; mücahade ile. Üçüncüsü; malayaniyi terk. Eee sen Nakşibendi gibi serfiraz bir tarikate mensub ol; el ,yüz yıkamaktan ileri gitme; yazıktır, boşa emek olur; babam iş çetindir; Enbiya,Evliya karşısına çıkacağız; eğil,kalk bu olmaz ki. Size deyimi; İnsanı Kamil damızlıktır; sütün içine bir damla yoğurt katarsın, süt, yoğurt olur. Eee sen bu damızlığı kendine katmazsan sana ne ola!. Bu iş kıldan döner, bak senin çıtırdın bile kalb işine manidir. Ciddi bir niyetle bu işin içine girersin işin iç yüzünü anlarsın (…) söylesen bir türlü, söylemesen bin dert; bir tek senin yüzünden bu alem deveran edecek hani; huzuruna mukayyet olan yok, böyle biri olsa ayağının altını öperiz.
    …Şimdi çay içeceksin, ne niyetle içeceksin, yemek yiyeceksin ne niyetle yiyeceksin, bu sohbete geleceksin ne niyetle geleceksin, uyuyacaksın ne niyetle; huzuruna mukayyed olacaksın öyle yatacaksın, soluna da dönemezsin, böyle olmazsa hemen kırk sene gel gel git. Allah muinimiz ola; Habibi hörmetine; akıl, fikir, ilim, idrak vere.
    Mübarek insanlar, bak bu çayı içiyoruz bir Bismillah’ damı diyemeyiz; huzurla için ki, bu çayı ikram eden de istifade ede. Bir gurub derviş bir eve misafir olmuşlar, ev sahibi: “Size nasıl bir ikramda bulunayım” demiş, söz sahibi biri demiş ki : “Ha bunlara taam getiresin, yiyeler, zikir edeler, o sayede Huzurla çıkan nefesleri seni de ta alaya çıkarta “ herkes kazana. Burada israf olmaz. …
    …Bu yolda ihvanı gıybet etmek vardır, yani ben de falan kimse gibi olsam demek olur. Bunun aksi Allah esirgesin. Niyet bu yolda çok iş görür. Eee sen bu Celali İlahi’nin feveranı zamanında Allah taliblisi ol da, O’na kavuşma, bu olmaz. Bila ihtiyar namaz geçiyor, ne yapacaksın; hiç olmazsa niyetini Salih tut tamam. Ramazan geliyor, insan hiç olmazsa bu aylarda Kur’an okur, bizim orada her evde Kur’an hatmedilir. Eee bunu bilmiyorsun, tevhid getir veya bu aylarda namazları geçirmeyin; Öğleyi ikindi vakti; İkindiyi akşam kıl, bu olmaz ki; babam ne manisi, hiçbir mani yoktur, ancak nefis manidir. Şeriatle amel, sünnete ittiba olmadan bu iş olmaz. İttiba çok iş görür….
    …Babam Allah’tan ne istedin de vermedi, temiz bir akaid, şeriatle amel, sünnete ittiba olursa olur…
    …Evet, ibtilasız ve ittibasız bu iş olmaz; olursa da pek az. Babam bizim başımızdan çok şeyler geçti…!!!

    Şeklinde buyurmuşlardır.

    Allah’ım ! Hükmünü sevdir. Allah’ım! Senin dileğin ne ise benim arzum da odur Allah’ım !.Bizi bize bırakma.
    ——————————————————–
    Anlatırlar:
    Öğrencilerinden biri Mevlana’ya sormuş. “Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum, bana anlayabileceğim bir dille anlatır mısınız?”
    “Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var, hepsi rahlelerine eğilmiş, sen git, bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.”
    Adam gitmiş, birincinin ensesine bir tokat aşketmiş. Tokadı yiyen, derhal ayağa kalkıp, arkasını dönmüş, daha kuvvetli bir tokatla hasmını yere yıkmış.
    Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama, hocasına itaatı olduğu için, Yaradana güvenip, ikinciye de bir tokat aşketmis. O da derhal ayağa kalkıp, elini kaldırmış, tam tokadı vuracak’ken, vazgeçip, yerine oturmuş.
    Öğrenci devam ederek, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra, çalışmasına devam etmiş.
    Dördüncü, tokadı yemesine rağmen, hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.
    Öğrenci Mevlana’ya dönmüş, olanları anlatmış. Mevlana; “İşte sana istediğin örnekler”;
    • Birincisi; şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta “kısasa kısas” olduğu için, tokadı yeyince kalktı, aynısını sana iade etti.
    • İkincisi; tarikat kapısındadır, tokadı yeyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. “Sana kötülük yapana bile iyilik yap”, onun için döndü, yerine oturdu.
    • Üçüncüsü; marifet kapısına kadar gelmiştir, “iyinin ve kötünün tek Yaradan’dan geldiğini bilir ve inanır”. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.

    • Dördüncüsü; hakikat kapısını da geçmiştir, “iyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu bilir”, onun için dönüp bakmadı bile.
    Acaba biz nerdeyiz,hiç merak ettik mi?….
    27.11. 2017 Bedri DENGE

  12. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    …Başlık Koyamadığımız Üçüncü Yazının Devamı…
    “…Babam,Cennet kapalımıki anahtarı ola; Cennet de,Cehennem de sizde!. İnsan kalbiyle insandır,ona hizmetle olacak olur….”
    “…dışarı gitmeye, falanı-filanı saymaya gerek yok. Aradığın sendedir.
    (…..) İnsan bu dünyaya ne için geldiğini düşünmeli o veçhile sa’y etmeli ki; insan bu mücahede ile ayine olur ki; o zaman dünya bir yana, sen bir yana; sen onu bunu değil Allah’ı düşün, Namaza ise hiç kimseyi sokma.
    Bakın size deyim, bu yol doğru Veçhullaha gider,hiç şüphe olmaya,bizim sui karinlerle işimiz yok.Allah’a şükür her şeyimiz tamam; yalnız biraz tembellik var.Allah onu da bizden ala da amele muvaffak eyleye.Bu yolda edebe ziyade dikkat lazımdır.İnsan edebini muhafaza ede ede,bu kendinde karar kılar,istikamete vesile olur.Tarikimizde istikamet en büyük şeydir.
    Kemalat öyle olur ki; elden, dilden, gözden, sözden vesair aza ve cevarihten, hep Allah zikri, hep Allah işi görülür. Böylesi İnsan-ı kamildir. Bak bu sohbeti okuyoruz… eee O’nu unutursak bir harfini sökütemeyiz. Bu işte en zor şey bir Kâmili bulmaktır, O’nu bulursan iş kolay olur. Bak Zat’ın biri bir kese altın almış, Meşayih aramaya çıkmış, önüne gelen kişilere bir altın verir, altını alan “Allah razı olsun” dermiş, bir türlü gönlü tutmazmış, son bir altını kalmış, karşısına biri çıkmış, ona altını vermek ister; O Zat derki :”Bunu sen kime veriyorsun?” der ki “Allah’a “; o Zat da : “Öyleyse ben de bunu senden almıyorum, Allah’tan alıyorum” der. Bunu gönlü tutar.
    Bizim Harput Uleması geceyide bölmüşler, bak şimdi saat dokuz; Cennet saati başladı.Yatsı ne kadar geç kılınırsa o kadar iyidir.Bu neden, çünkü Cennet saatinden sonra aşk saati başlar. Bu saatte Allah’u Teala feyzini,bereketini yeryüzüne gönderir,bu saatte Evliyaullah uyumazlar; işte yatsı namazı olur ki bu vakte gelirde ,o feyzden istifade olunur diye tehir ederler,bu uyumamak manasına değil,uykuda ruhun gıdasıdır.Bu saatte insanda bulunan dört Melek insanı korur.Bizim orada bir Zat vardı , o derdi ki : “oku,üfür,huzuruna da mukayyed ol,yat; şu , bu olursa sen karışma “ Malumdur ki bu dört Melekten ikisi yazıcı Melekler,ikisi de muhafaza Melekleridir.İnsan huzurla yatarsa bu Melekler üzerini örter.Cin taifesinden insanı korur ve gökten bir Melek iner o Meleklere sorar: “Bu yirmidört saatte ne yaptı? “ eğer namaz, huzur şu,bu varsa onlar seni korur,yoksa yok.
    Babam uyumayın,bir Mü’min,bir Mü’minin yüzüne şefkat nazarı ile bakarsa, her ikis de mağfiret olunur,uyumak iyidir,ama uyumasını bilene; bir bakkal varmış , bir de ehil maymunu, bir gün evde işi çıkar,dükkanı maymuna emanet eder, gider, içeriye kimseyi de alma diye tenbihler hanı,bir adam dükkana gelir,bakarki kimse yok,bir maymun var, oradaki eşyaları almaya kalkar,maymun engel olur,her defasında maymun engeller,adam çareyi esneyerek maymunu uyutmakta bulur maymun uyur,adam yükte hafif,bahada ağır ne varsa alır gider,dükkan sahibi gelir ,bakarki dükkan soyulmuş,maymuna işaretle sorar,maymun elini esner gibi ağzına koyar,ağzına vurur,bakkal işi anlar maymuna bir güzel sopa çeker.Bilahere bakkalın yine evde işi çıkar,dükkanı maymuna emanet bırakır çıkar , o hırsız adam yine gelir bakarki yalnız maymun vardır,elini ağzına götürmüş ki maymunu uyuta; bunun üzerine maymun elini gözüne götürür (Pışşık) yapar,ya Mübarek insanlar maymun maymun iken böyle yapıyor.Hemen gözünü yum,bu karanlıktan ne anlıyorsunuz babam.(Hacı Yılmaz,”Efendi Kurban bu sohbete devam etmek için ahbablarımızı terk ettik, bu konuda ne buyrulur” diye sorunca Efendi Hazretleri şöyle buyurdular)
    Sohbet muhabbetten ibarettir. Sıla-i rahimi terk etmezsin. Böyle olursa insan makamı velayete ulaşsa velayetini elinden alırlar.Babam o da bir emir ,her şeyi yerli yerince yapacaksın….” “ ……” Ne biliyorsun Allah’ın rızası belki bunda gizli veya Celali.Onun için emirleri yerli yerince yapmak iyidir.
    Bu zaman gittikçe daha fenalaşıyor ,insanın bunları söylemeye dili varmıyor, Allah Muinimiz ola,cümlemize devam sebat,azim istikamet vere.Dinin koruyucusu Devlettir.Bak Osmanlı altıyüz bu kadar zaman hüküm sürdü, bu neden? O zamanda Ulemai Benam yetişti,yetiştirildi,dinin muhafazası kuvvetli idi. (….)
    Bu iş Sünnetle,Şeriatla başa çıkar,kul çalışması sayesinde Allah’tan bir cezbe gelir,bunun semeresini görür. O bunu da kendinden bilmemeli,bilirse Allah esirgesin….
    Bu iş ne çıkmakla olur,ne inmekle olur, ne dinlemekle; ancak Allah’ın istediği veçhile olmakla olur.Allah’ın istediği malum.Emrini yapıp,nehyinden kaçarak.Olanlar,bilenler,bulanlar gökten düşmemiş, bu kemali ana karnında bulmamış; mücahade ile işi başa çıkarmışlar.Efendi Hazretleri (…), yemek yiyecek,uyuyacak vakit bulamazdı.Eee biz geceyi ikide bir edip bir teheccüd namazı bile kılamıyoruz, daha bu nerede kaldı? “ Ettirsinki edek,yaptırsınki yapak,Allah’ın ne mecburiyeti varmış ki” kıldırsın ki kılalım, ne demek , bu mecburiyet neye; Allah sana akıl vermiş,fikir vermiş,idrak vermiş, o kadar hadis-i şerif buyurulmuş.Kur’an’nın 6666 Ayeti doğruyu,eğriyi göstermiş ,daha ne istenile …!!!”
    Şeklinde mübarek sohbetler buyurmuşlardır.

    “Allâh’ım! Sev bizi, sevdir bizi, dünyada ve ahirette ağlatma güldür bizi…”
    20.11. 2017 Bedri DENGE

  13. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    İman; İnanmak. Ve inandığına İNANMAK…!!! İnandığın şeyin gereğini yapmak. Dinimiz İslam, adımız Müslüman. Yüce Allah (cc) (Maide:5/3) :”İşte bugün sizin dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam’ı beğendim.” Buyurmaktadır. Rabbimizin bizim için beğenip,bizi şereflendirdiği Din ; İslam. Şimdi Sen-Ben, Allah’ın bizim için beğendiği Dinin / İslam’ın gereğini yapıyorsak; Allah’ın bizim için beğendiği dini ,bizde Allah için beğeniyoruz; bunun gereğini yapmıyorsak beğenmiyoruz anlamı çıkmaz mı? Eğer taklit ederek,anam-babam,konu-komşu,eş-dost böyle diye; delillere dayalı olmaksızın ,sadece çevrenin telkini ile meydana gelen, kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken bu iman sahibi; geçerli bir imana sahip olmakla beraber, inkârcı ve sapık kimselerin ileri süreceği itirazlarla sarsılabilir. Bunun için imanı, dini ve aklî delillerle güçlendirmek gerekir.
    Ve sadece çevrenin telkini ile iman etmiş isek ve böyle bir taklidi imanın gereği ; ufak bir sıkıntı ile karşılaştığımızda “bu niye böyle “ diye itirazlarda bulunursak ,Allah’ın bizim için beğendiği Din’in gereğini yerine getirmiş olur muyuz? Ama eğer ; delillere, bilgiye, araştırmaya ve kavramaya dayalı imana sahip isek ; bu tahkiki imanın gereği büyük bir sıkıntı ile karşılaştığımızda “lütfun da hoş,kahrında hoş” diyerek kabullendiğimiz demi Allah’ın bizim için beğendiği Din’in gereğini yerine getirmiş oluruz ?
    Aslolan her Müslüman’ın tahkîkî imana sahip olması; neye, ne için ve nasıl inandığının bilincini taşımasıdır.
    Taklidi imanda ,tahkiki imana geçişte çok büyük iş yapar,bunu da unutmamak gerekir.
    (M.Mazhar k.s.)Efendi Hazretleri : “İnancın nispetinde kemâlâta erersin” buyurmuşlardır.
    O Kemalat ki ; bilgi ve ahlak güzelliği ; faziletler, iyilikler, mükemmellikler. Ahlak ve huy güzellikleri. Terbiyelilik, edeblilik.hepsi içinde mevcut. Hayran olmamak mümkün değil…!!! İnancın ne kadar kuvvetli ise,o kadar çok edeplisin. Tasavvuf; baştan başa edeptir ve hatta tamamen edepten ibarettir. … din; ilim, amel ve ihlastan ibarettir. ..“İnancın nispetinde kemâlâta erersin” mübarek sözün parelelinde aynı minval üzere ; (minval : yol, tarz.) İmam Efendi Hazretleri “Gülzar-ı Samini” de Gaflet başlıklı sohbette: “Adamın biri cinlerden biriyle camiye gider.Cemaatin başlarında birer kuş olduğunu ve bu kuşların kanatlarının cemaatten kimisinin gözlerine,kimisinin yüzüne,kimisinin göğsüne,kimisinin göbeğine,kimisinin dizine,kimisinin topuğuna kadar inmiş bulunduğunu görür. Fakat o zat bundan bir şey anlamaz. Sebebini o cinden sorar,şu cevabı alır: “İşte o kuşların kanadı herkesi neresine kadar örtmüş ise onun gafleti o nisbettedir. Setr edildiği derecedeo adamın gafleti var demektir, buna işarettir.” Zannederim çoğumuz böyleyiz.Bu kanatlardan ,bu örtülü olmaktan , bu gafletten kurtulmak,soyulup çıkmak lazımdır.” Buyurmaktadır.
    Anlaşılan o ki; İbadet ve taatlerin neresinde , ne kadar Allah ile olduğunun farkında oldun; İşte o; o farkında olduğun senin karındır.Gerisi zarar.
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    Allah Affetsin…!!!
    “Zamanın Sahibi” hürmetine nice nimetlere Mazhar olmanızı temenni ederiz.

    14.11. 2017 Bedri DENGE

  14. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    …Başlık Koyamadığımız İkinci Yazının Devamı…
    Seyyid Muhammed Mazhar Harputi Hazretleri :
    …Bu iş unutmakla da olmaz,unutmamakla da olmaz; bu ne ile olur; ancak Huzur’la olur, bu nefeslere sahip olmakla olur…
    …Allah hüsn-ü hatime ve iman-Kur’an nasib eylesin…
    …Allah zengine ,fakire bakmaz; kalbi selim ister…
    …Rasulullah (SAV) ‘e çok soru soran helak oldu; bu o zamanda ,bu günde böyledir…
    …Sahabe zamanında iki kardeş varmış; biri vefat etmiş, diğeri de bir hafta sonra irtihal etmiş.Sahabeden biri : “Ya Rasulullah şimdi o ikisi cennette aynı makamda hoşnutturlar” Rasulullah (SAV) Efendimiz Hazretleri buyururlar ki: “Yok canım sonrakinin bir haftalık ibadeti ,evvelkine galebe çalmış ve onun kat kat fevkindeki makamlara nail etmiştir. “ Evet zahirde aynı makamlarda olurlar,fakat batında , kalb aleminde sonraki ,öncekinden daha alidir. Bakın cennette Ehl-i Huzur’un biri gülmüş, bütün cennet ehli tecelliyatı İlahidir diye cümlesi secdeye kapanmış; Huzur’undaki kim, unutmadığın kim? Allah babam ,seni yaratan halıkın, bunun bahası olur mu? …
    …Ehl-i Huzurun ilmi kitablarla değildir; kitaba da muhalif değildir. …
    …Ya mübarek insanlar, buna ilmi ledün derler; insan huzuruna mukayyet olur, böyle iken etrafını da kollar,yani namaz,abdest, hacc, zekat ve sair işleri de yapar,iş görülür. …
    …Eski Meşayih ne için kaside okuturlardı ? çünki kaside insanın huluvvu kalbine yardımcıdır, da onun için…
    …Allah hakkından vazgeçmez babam;Allah hem hakkını zorla alır,hem de kendisine bir şey yazmaz ,nasıl alır; ya sinekle,böcekle,haşaratla,hayvanatla ,ya doluyla,selle ,yağmurla vesair türlü şeylerle ,gönül rızanla verirsen sen kazanırsın. İman işi çetin bir iştir. Sureti iman imanın zevaline (yok olma,yok edilme) münteçtir. (neticelenmesine) Bir Evliyaullah sohbetinde bulundun ,ermişin sohbetinde de bulundun , eee sen işine geleni al yap,gelmeyeni alma yapma , bu olmaz ki… Bir insan birini yetiştirir ,öyle giderse defteri kapanmaz,bak biz şimdi bu Zat-ı Muhteremin (İmam Efendinin) sohbetini okuyoruz,bir misli de onadır. Bu sohbet okunuyor,boşa gitmez.Evliyaullah’ın sözünde boş yoktur ki ,boşa gitsin.
    …Allah’ın boş işi yok hani !…
    …Zat’ın birine sormuşlar, “Huzur nedir ?” buyurmuş ki : “bir yerden kopup,bir yere bağlanmaktır.” Bunu kendimize iş edinmeliyiz; işimiz,gücümüz,alışımız-verişimiz O’nunla olaki bu iş ola!…
    …Bu sohbetler insanın cilasıdır; gerçi sohbete gelirsin nefis yine insanı devirir; huzurun yok,rabıta ile bu iş yine olmaz,güzel ahlak ise bu yolda çok iş görür.Zira güzel ahlak imanın semeresidir…
    …Evet , bizim yememize içmemize karışmamışlar,fakat o kadar da uzun boylu değil.Bir Mü’min uzun yatamaz,ayağını toplar,sağına döner,huzuruna mukayyet olur,ondan sonrası sana değil.Evliyaullah her şeyi düzenlemiş,geceyi de bölmüşler,şimdi insanda bulunan dört Melek yatarken ikisi ayağına,ikisi başına gelir seni sarıp sarmalar,korurlar.Böyle etmezsen korumazlar. Şeriat olmadan Tarikat olmaz.
    Buyurdular .

    Allah’ım bizi SANA layık kul eyle…!!!,
    De Ki ; Allah Bana Yeter . (Zümer/38)

    12.11. 2017 Bedri DENGE

  15. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim !
    İnsanlık var olduğu günden beri; Nedir bu; Ben – Sen kavgası …!!!
    Ben, “BEN” olduğum sürece ,Ben’den ,bana fayda yok…
    Ben, SEN ol …!!! SEN, Ben ol ki ; Ben’de kurtulayım…
    Ben’deki “BEN” oldukça ,Ben SANA gelemiyorum.
    Ben’deki “BEN” – SEN ol …!!! Ben’de kurtulayım..
    Sen sensin, ben benim!!! Değil haşa …!!!
    Sen Sen’sin !!! Yine Sen,Yine Sen …!!!
    Sen varsın, hiçbir şey yok.
    La ile başlayan bu yokluk ; Bu yokluğun içinde, aslında her şey ; Farkında ol ki; İlahe ile gelen İLLALLAH ‘ı bulasın. Bulasın ki ; Muhammedün Resulullah”
    kapıda bekliyor ve hep beraber “La İlahe İllallah, Muhammedün Resulullah”: “Allah’tan başka İlah yoktur. Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Peygamberidir.
    “La ilahe illallah diyen bela ve sıkıntılardan kurtulur.” (et-Terğib vet-Terhib, Münziri, 2/414. Bezzar, Taberani’den.)

    “La ilahe illallahı çok söyleyerek imanınızı tazeleyin!” (Müsned, 2/359; Hâkim, el-Müstedrek, 4/256; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 1/52)

    “Zikrin en faziletlisi lâ ilâhe illallah’tır.”(Tirmizî, Daavât 9; İbni Mâce, Edeb 55)
    Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez.
    Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
    “(Allah) Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbi’dir. Şu halde O’na ibadet et ve O’na ibadette kararlı ol. Hiç O’nun adaşı (dengi ve benzeri) olan birini biliyor musun?” (Meryem, 19/65)

    “İşte Rabbiniz Allah budur. O’ndan başka ilah yoktur. O her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse yalnız O’na ibadet edin. Zira O, her şeye vekildir.” (En’âm, 6/102)
    Yaratmak rububiyetin bir gereği olarak Allah Teala’ya mahsustur: Rububiyet;Cenabı Hakkın her zaman ve her yerde her mahluka,muhtaç olduğu şeyleri vermesi,terbiye ve tedbir etmesi.
    “İyi bilin ki! Yaratmak da, emretmek de O’na aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.” (A’râf, 7/54)
    “Yaşatan ve öldüren O’dur.” (Mu’minûn, 23/80)
    “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ, 42/11)
    “O’nun hiçbir dengi yoktur.” (İhlâs, 112/4)
    “Bilgice Allah’ı kavrayamaz (anlayamazlar).” (Tâhâ, 20/110)
    “Allah, (o Allah’dır ki) O’ndan başka ilah yoktur ; O, Hayy’dır, Kayyum’dur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir ki? Onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir. O’nun ilminden, yalnız kendisinin dilediği dışında hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır, onları koruyup gözetmek kendisine ağır gelmez. O, Aliyy’dir, Azim’dir.” (Bakara, 2/255)
    “O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah’tır. Gaybı da, görünen alemi de bilendir. O, Rahman’dır, Rahim’dir. O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir, Kuddüs’tür, Selam’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki, Halık’dır ; Bari’dir ; Musavvir’dir. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir. O, Aziz’dir, Hakim’dir.” (Haşr, 59/22-24)
    “Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmektedir. O, Aziz’dir, Hakim’dir. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye gücü yetendir. O, Evvel’dir, Ahir’dir, Zahir’dir, Batın’dır. Her şeyi hakkıyla bilendir. O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş’a istiva edendir. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O, sizinle beraberdir, Allah yaptıklarınızı görendir. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. İşler (tamamıyla) Allah’a döndürülür. Geceyi gündüze bağlayıp katar, gündüzü de geceye bağlayıp katar. O göğüslerin özünde (göğüslerde saklı) olanı hakkıyla bilendir.” (Hadîd, 57/1-6)
    Allah Subhanehu ve Teala’nın yukarıdaki ayetlerde geçen isimlerine iman etmek gerekli olduğu gibi, Kur’an ve Sünnet’te geçen zikredilen ve zikredilmeyen diğer isimlerine de topluca iman etmek, tevhid ehli olmanın bir gereğidir.
    “Her kim tağutu reddederek Allah’a iman ederse kopması mümkün olmayan sapa sağlam bir kulpa yapışmıştır.” (Bakara, 2/256)
    “İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse (sadece) O’na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.” (En’âm, 6/102)
    Kişi La ilahe dediğinde neyi reddettiğini ve illallah dediğinde ise neyi kabul ettiğini bilmeli, yani nefiy ve ispatın gereklerini yerine getirmeli bu uğurda sürekli ,ama mutlaka sürekli her nefes ve her an ciddi gayret içinde olmalıdır . .
    Bu sebeble, rukûnleri ve şartları yerine getirilmeyen ibadetler kabul edilmediği gibi, rükûnleri ve şartları yerine getirilmeyen La ilahe illallah kelime-i tevhidi de, onu söyleyen kimseden kabul edilmeyecektir.
    İbn Kayyım (rahimehullah) şöyle demiştir: “La ilahe illallah kelimesini tasdik edip doğrulamak demek, onun yükümlü kıldığı tüm hakları gereğince kavrayıp yerine getirmektir ki işte bu da İslam şeriatı demektir. Kısaca İslam şeriatı, bu tevhid kelimesinin etraflı bir şekilde ortaya konması demektir. Onun tüm haberlerini tasdik edip doğrulamak, bütün emirlerine bağlanıp yerine getirmek, aynı zamanda bütün yasaklarından da kesinlikle uzak durmaktır. Gerçekte bunu tasdik edip doğrulayan kimse, o kelimenin gereklerini ve getirdiği yükümlülükleri yerine getirmekle ve aynı zamanda bu kelimenin tüm haklarını ifa edip korumakla sağlanır. Aynı zamanda mutlak olarak azaptan kurtulmanın yolu da bu kelime ile ve onun haklarını yerine getirmekle mümkündür.”
    “İnancın nispetinde kemâlâta erersin” (Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputî k.s.)
    Allah yar ve yardımcımız olsun .

    08.11. 2017 Bedri DENGE

  16. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim
    Allah Kuluna zulüm etmez!
    Ancak kul kendi kendine, kendi nefsine zulüm eder. Bu şekilde insanın kendi nefsine, yani kendisine, kendi kendine zulüm etmesinden, ancak kendisi sorumludur; Kendi nefsine yaptığı zulümden başka bir kimseyi sorumlu tutması söz konusu olamaz. İşte tam da burada Cüz’i İrade devrededir.
    Nefsin hukukunun ve huzuzunun sınırları çok iyi belirlenmiş; helal, haram ve şüpheliler olarak iç içe halkalar şeklinde önümüze konmuştur.

    “Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak” (Tirmizi, Kıyamet ,60)
    Helâl olan şeyler belli, harâm olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, harâm mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Bunlardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Sakınmayanlar ise zamanla harâma düşerler. Tıpkı, sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Allâh’ın yasak arâzisi de harâm kıldığı şeylerdir.” (Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107
    “…Kim şüpheli olduğunu sezdiği bir şeyi terkederse, harâmlığı belli olan şeyi daha çok terk eder. Kim de şüphelendiği şeyi yapmada cü’retkâr olursa, harâmlığı açık olan şeye düşmesi daha kolaydır.” (Buhârî, Buyû, 2)
    Şeklinde iletmişlerdir. Ki ; Haram bellidir. Helal bellidir. Bunların arasında birde şüpheli şeyler vardır. Bunlara dikkat edilmez ve kaçınılmazsa, harama düşülür.
    Günlük hayatımızın her bölümünde; yemede, içmede, uyumada, karı-koca ilişkilerinde, sılay-ı rahimde, komşu ilişkilerinde, çarşıda, pazarda velhasıl her yer ve zamanda ve tüm içtimai/toplumsal ilişkilerimizde nefsin hakkı verilmeli, hakkı olmayandan da nefis uzak tutulmalıdır. Helal belli, haram belli, illaki şüphelilerden uzak durulmalı. En kalın kırmızı çizgi Şüpheli olanlar. Çünkü Şüpheli olanların ipinde haram var, zulüm var, acı var, ızdırap var. Aldanma var, aldatılma var, suret-i Haktan görünüp her tür haksızlığa davet var. Acıkdın, yemek yiyeceksin; hayır yemeyeceğim demen, nefsin hakkını vermemen, nefse zulümdür, hesabı vardır. Ya da doyduğun halde çok yemek yemen nefsin hukuku sınırlarını aşıp, huzuzu noktasında olmadır ki ve bu da nefse zulümdür ve Allah indinde mutlak hesabı vardır. Her işini buna uygun yapmak gerekli. Her hususta nefsin hakkını ver, zulm etme nefsine; Nefsinle ilgili sınırlar içinde değilsen bilki zulümdesin. Ve mutlaka her iki Cihanda hesab vereceksin.
    Allah (C.C.) Kur’an’ı Kerim’inde :
    Şems / 9. Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir,
    Kıyame / 2. Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).
    Nisa/110. Kim bir kötülük eder veya günah işleyerek nefsine zulmeder de sonra Allah’tan af dilerse, Allah’ı gafur ve rahim bulur.
    Kaf / l6. Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.
    Buyurmakta;
    Kainatın yaratılış sebebi Allah’ın Habibi,Sevgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Hazretleri :
    Ey Abdullah ibn Amr! Senin, gündüzleri oruç tuttuğun ve geceleri de ibadet ettiğin haberi bana ulaştı. Böyle yapma! Çünkü vücudunun senin üzerinde hakkı var. [336] Gözlerinin senin üzerinde hakkı var. Eşinin senin üzerinde hakkı var. [337] (Bazen) oruç tut, (bazen de) oruç tutma. Her aydan üç gün oruç tut. İşte bu, devamlı (bütün sene) oruç tutmak demektir [338] buyurdu.
    Ebu Berze el-Eslemi radıyallahu anh anlatıyor:
    “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik hırsı ile karınlarınızın ve ferçlerinizin şehvetleri bir de fitnelerin şaşırtmalarıdır.”
    Seyyid Osman Bedrüddin Erzurumi (İmam Efendi) Hazretleri de “Gülzar-ı Samini” ‘de : “Nefsin Hukuku verilmeli, Fakat Huzuzu Men Edilmelidir “ başlıklı sohbeti Şerifelerinde : “Nefsin hem hukuku vardır ve hem de Huzuz’u…
    Hukuku verilmeli ve fakat huzuzu men edilmelidir.. Huzuz’u: Allah’ı, Rasulullah’ı ve Kitab’ı insana unutturmaktır. Ve insanı kendisi gibi Şeytan etmektir. Bu cihetle ehl-i tarik, Nefs’in hukuku ile huzuz’unun ta’rifine çok dikkat ederler. Nefsin hukuku: Şeriat ölçüleri içerisinde ve itidal dairesinde o’nu yedirip, içirib, giydirmektir. Bu yapılmazsa insan ibadat ve taatte bulunamaz. Nefs’in en büyük hazz’ı insanın batınını tahrib edmek ve insanı kendi varlığına ve enaniyyetine hizmet ettirmektir” buyurmaktadır.
    Şeyhim Mazhar Efendi (k.s) Hazretleri de : “İlmiyle amil olan ulema çok yaşar, kalbinde feyzi olan Mürid çok yer; ve devamla Müridin karnı Hüda’nın ambarıdır; böyledir amma yine denilmiştir ki; Doymak yok, gözün içinde terk etmek var buyurduğu gibi.
    Orta yol……İfrat ve tefritten uzak; aşırı gidenin helak olacağı,İslam’da orta yol esastır,aşırılık yoktur bilinci içinde;
    ‘‘Allah kimseye gücünün üstünde sorumluluk
    yüklemez’’ (Bakara, 286).
    Hazreti Peygamber, (s.a.v) ‘‘Kolaylaştırın, Zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin’’ buyurmuştur.

    Ve yine ; Hazreti Peygamber,(s.a.v.) ‘‘İşlerin en hayırlısı orta olanıdır’’ (Keşfü’l Hafa, C.1. S. 391) Buyruğu ;
    Ve yine ; Şöyle şöyle diyenler siz misiniz? Dikkat ediniz! Allah’a yemin ederim ki, Allah’tan en ziyade korkanınız ve ona karşı gelmekten en fazla sakınanınız benim. Böyle iken ben bazen oruç tutuyorum, bazen de tutmuyorum. Namaz kılıyorum, uyuyorum ve evleniyorum. Eğer bir kimse benim sünnetimden yüz çevirirse o kimse benden değildir, buyruğu Rasulallah’ın emirleridir. (Buhari ‘‘Nikáh’’ 1)
    Sonuç olarak şu söylenebilir: “Nefsin Hukuku verilmeli,Fakat Huzuzu Men Edilmelidir “ ve orta yol ile Allah’ı ,Rasulullah’ı ve Şeyhimiz Mazhar Efendi Hazretlerini unutmadan Huzur içinde hamd ve şükür ile yaşamalı…!!!
    Ve adam olmak istersen seherde uyumamalı…!!!
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    Allah’ım bizi SANA layık kul eyle…!!!,
    05.11. 2017 Bedri DENGE

  17. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!

    …Başlık Koyamadığımız Birinci Yazının Devamı…

    …Hatta Ebu Hureyre Hazretleri : “Ben Resulullah (SAV)’ den iki kap ilim aldım, birini size açıkladım, diğerini açıklayacak olsam şu boynumu keserdiniz.” buyurmuşlardır.
    Buradan da anlaşılıyor ki, Peygamberimiz bunu sahabesine anlatmıştır, nakiller o yöndedir. O halde bu ilim anlatılabilir, fakat ehline!
    Efendi Hazretleri de bu ilmin sözlü kısmını anlatmıştır, söylenmesi yasak olan şeyleri de, rumuzlarla söylemiştir, fakat İhvanı kiram hazeratına, yani bu ilme ehil olanlara, ehil olmaya çalışanlara; bunların içinde de söylendiği halde duymayanlar olduğu gibi; duyanlara da unutturulmuş; unutmayanlarda zaten söylemiyor, söyleyemiyorlar. Yani bu ilim ehlinden, ehline talim sistemine tabi olduğu için, Efendi Hazretleri kelami yönünün bazılarını rumuzlu olarak anlattılar; zaten yazılanlarda gizli birer hakikat ve çok büyük ilimler, hakikatler mevcuttur.
    Mevcuttur, fakat çok açık söylendiği için buralarda da, bunlar zor görülür. Zaten Evliyaullahın sır sözlerine liyakat kesbedmek işin püf noktasıdır. Onun için bu sohbetlerin her harfi harman yapılıp incelenmesi gerçeğin zahir olması demektir.
    Sohbetin bu kısmından anlaşıldığı üzere;
    Efendi Hazretleri’nin her bir kelamında muazzam hakikatlerin, büyük ilimlerin mevcut olduğu; bu ilim ve hakikatlerin ehlinden ehline intikal ettiği; sohbete katılıp duyanlardan bile o an için tarifsiz haz aldığı, ehli değilse unutup söyleyemediği; sırlarla dolu olduğu ve yer yer ehilleri arasında bile gizli anlamları nedeniyle rumuzlarla anlatıldığı;
    Sırlar; O sırlar ki; her biri bazen bilinen meçhul, bazen bilinmeyen malum, bazen beklenen meçhul ve yine bazen beklenmeyen malum! Öyle bir malum ki; beklemedikçe, aramadıkça bulamayacağımız bir Malum! Hele neyi beklemen gerektiğini bilmeden beklemek; Beklerken, çok açık söylendiği halde zor görülebilen anlatılması güç hakikatler. Bu hakikatlere vakıf olabilmek çok ayrı, çok özel ve belki haddimiz de değil, lakin hissetmek bile çok güzel. Her nimet güzel, fakat bu nimet farklı güzel.
    Kainatta çok açık olduğu halde, insan gözünün görme yeteneğinin sınırlı oluşundan dolayı görülmeyen ışıklar, ve buna bağlı eşyalar; ve yine kainatta çok açık olduğu halde insan kulağının duyma yeteneğinin sınırlı oluşundan dolayı duyulmayan sesler mevcud; bu mevcuda hayır demek hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Kâinatta duyamadığımız o kadar ses var ki. Senin duyamadığın birçok sesi gözleri görmediği halde Yarasalar çok iyi duyar. Köpekler çok iyi duyar.
    Ve yine insan doğada var olan ışık türlerinden çok az bir kısmını görebilmektedir. Işığın bir saniyedeki hızı 300.000 km’lik bir değer. Akla durgunluk veriyor. Işık hızı!…Burayı öğrencilerde zor anlıyor…!!! Her neyse .
    Televizyonumuzda kanal değiştirmek için kumandanın düğmesine bastığımızda kumandadan çıkan bir ışık televizyonun alıcısına ulaşır ve kanalın değiştirilmesini veya sesin kısılmasını sağlar. Bu esnada kumandaya ne kadar bakarsak bakalım herhangi bir ışık göremeyiz.
    Öyleyse gözümüzün göremeyeceği ışık türleri olduğunu söyleyebiliriz.
    Rabbim bizleri Bakara Süresi 18 ve 117 ayetinin muhatabı eylemesin İnşaallah!
    Onlar birtakım sağırlar, dilsizler, körlerdir. Artık onlar (o dalâletten) dönmezler.
    İnkâr edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.
    Sen duymuyorsun, sen görmüyorsun diye Allah’ın gerçekleri çok açık olmasına rağmen inkarı mümkün mü ?
    Rahman Suresi 20 . ayeti Kerimesinde Yüce Allah : “Aralarında bir engel vardır, birbirine tecavüz etmezler.” Ve yine Yüce Allah Furkân Suresi 53. Ayeti Kerimesinde “Ve O, o (Hâlik-ı Azîm) dir ki, iki denizi kendi mecralarına salıvermiştir; şu lezzetlidir, fazlaca tatlıdır, şu da tuzludur, acı bir sudur. Ve ikisinin arasında da bir hail, görülemeyecek bir perde vücuda getirmiştir.”
    Furkan Suresi 53 – İki denizi (birbirine) salıp katan O’dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur. Rahman Suresi 19-20: (Acı ve tatlı) iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar. Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.
    Buyurarak; “görülemeyecek bir perdenin” bulunduğunu bizlere haber vermektedir. Demek ki Mazhar Efendi Hazretlerinin buyurduğu gibi çok açık şeyler belki bazen ve belki de her zaman çok açık söylenmelerine rağmen zor görülebilmektedir.
    Her türlü Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
    Allah’ım bizi SANA layık kul eyle…!!!,
    04.11. 2017 Bedri DENGE

  18. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!

    Durmak için gelmedik, bunun için gönderilmedik bu dünyaya…!!! Geldik , gitmek için.Gelenlerin hepsi gitti,gidiyor.Gitmede korku yok.Esas korku gelmedeydi. Madem geldin,gidinceye kadar sana denileni yap. Ekmek elden su gölden kabilinden “ on dönüm bostan yan gel yat Osman” değil. Hepsi Rabbimden…!!! Mazhar Efendi Hazretlerinin ( k.s.); kuddise sirruhu: Allah’a onun sırrını mukaddes etsin) buyurduğu gibi ; ”Ne istedin de vermedi,İstemesini bilirsen!” Hepsi senin,tüm yarattıkları senin için.
    “Her şeyi sizin için,sizi KENDİM için yarattım”
    buyurmuyor mu, ve yine ; Hadis-i kudsîde buyuruldu ki: “Seni kendim için yarattım. Başka şeylerle oyalanma! Rızkına kefilim, kendini üzme!”
    Cenab-ı Allah (c.c) Rab olarak sözünde durmuyor mu? Ya sen , kul olarak ; ezelinde başlayıp devam eden ve ebede kadar devam edecek Elestü bi Rabbiküm hitabına verdiğin “ kalu bela” sözünde sadık mısın? Sen ona bak.
    “Elestü bi-Rabbiküm”, “Bezm-i Elest” ya da “Rabbimizle Yaptığımız Sözleşme” bu anlaşma, Kur’an-ı Hakim’de şöyle anlatılır:
    “(Ey Rasûlüm!) Onlara o vakti hatırlat, hani Rabbin, Ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendi nefislerine şahit tutarak: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ dedi Onlar da: ‘Evet, sen bizim Rabbimizsin’ dediler (Onlarla birlikte Biz ve meleklerimiz buna) şahitlik ettik ki, kıyamet günü: ‘Biz bundan gafildik, haberimiz yoktu’ demeyesiniz Yahut, ‘bizden önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik; onların izinden gittik Batıla dalanların yüzünden bizi helak mi edeceksin’ şeklinde küfrünüze mazeret ileri sürmeyesiniz diye böyle yaptık”[A’raf suresi, 172-173]
    Eğer sadık isen sözünde ; “Allah için sevecek ve Allah için buğz edeceksin.” Sözün özeti bu.Doldur altını doldurabildiğin kadar. Namaz de …!!! Öyle bir namaz ki ; kılanı seyrediyorsun.Kılan değil seyreden kendinden geçiyor ve tutamadığı gözyaşları ile ; “Ya Rabbi bu ne güzel namaz kılıyor, sanki hiç bitmeyecek gibi ; Sakin ,emin,ümit ve korku içinde” ,O korku ki ; “Ya Allah gücenirse” . Korku bu. Gücendirmemek Allah’ı.Bu korku ile iç hıçkırıkları arşa yükseliyor sanki. O an ,hıçkırarak kılan mı üstün,kılanı seyredip ağlayan mı ? Bu hıçkırıklara,bu gözyaşlarına Allah’ın elbette cevabı var.Oruç diyorsun; sahuru,başlayışı,endişesi,iftarı güzel! Zekat diyorsun; sadaka diyorsun ;vermesi güzel,alması güzel,sessizliği,gizliliği güzel ;Kabe’yi ziyaret ayrı bir güzel. Allah için sevmek güzel; vermek, Allah için vermek güzel; Sıla-ı rahim güzel,komşu hakkı,kul hakkı apayrı bir güzel.Bunlar Allah emrettiği için,her insanın fıtratına koyduğu için,Habibi yaptığı için güzel .Bu güzellikleri yazmak güzel,okumak güzel…!!!Seni seviyoruz Allah’ım.Sana layık kul olmayı ,zor olanı başarmayı nasip eyle. O zor ki haz dolu,aşk dolu,muhabbet dolu. Zorda SABIR var.Sabırlı olmayı nasip eyle. Geldiğin yere giderken; gelirken ne getirmiştin,geldiğin yere giderken ne götürüyorsun ? Sahi Sen ; niçin gönderilmiştin ? “
    “Cin ve insanları ancak,beni bilip itaat,ibadet etmeleri için yarattım” (Zariyat 56)
    “Yerde olan her şeyi sizin için yarattım.” (Bakara 29)
    İki hadis-i kudside buyurulur ki:
    “Seni kendim için yarattım.Başka şeylerle oyalanma “(İslam ahlakı)
    “Ey Adem oğlu,sizin kendim için yarattım.Her şeyi de sizin için yarattım Senin için yarattıklarım ,seni, kendim için yaratılmış olduğundan alıkoyup gafil ve meşgul etmesin.” (İslam ahlakı)
    Bir ayet-i kerime meali de şöyledir:
    “Sizi abes olarak,oyuncak olarak mı yarattım? Bize döndürülmeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?” (Müminun 115)
    Buyuruyor Cenab-ı Allah. Ve yine ayrıca çok dikkat çekici halde Rabbim : “Ey Âdem oğlu; Eşyayı senin için yarattım , Seni de kendim için yarattım. Senin için yarattığım şeyler uğruna benim için yarattığımı kirletme. (Tevrat. (1-76) buyuruyor.
    Üç günlük dünya! Dün yaşanmış bitmiştir artık. Yapılanların, pişmanlıkların faydası olmayacaktır. Yarın ile ilgili ise sadece hayalleri ve beklentileri vardır insanın. Ne getireceği ve ne götüreceği belli olmayan bir bilinmez. Üstelik yarını göreceği de meçhuldür insanın. Elimizde kala kala bir bugün kalıyor. İşte ne yapacaksak bugünde yapacağız.
    Bir nefes sonrasını bilemeyen insan nefsanî bir hırsla dünyaya dört elle sarılmakta ve bitmek bilmeyen bir iştahla çalışmakta. Sanki hesap sorulmayacakmışçasına sürekli bir koşuşturmacanın içine dalmakta. Oysa “Dünya bir oyun ve eğlenceden ibarettir” ilahi uyarısı altında yaşamaktadır insanoğlu. Kendisinden beklenen bir görevi ve daha da önemlisi geçmişte verdiği bir sözü vardır kendisini yoktan var edene.
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.

    27.10. 2017 Bedri DENGE

  19. Bedri DENGE der ki:

    Bu Blog Yazıya Başlık koymak mümkün olmadı …!!!
    Çünkü !!!………… yürek ister ….

    Silsile-i Aliyye’nin 37. Halkası ve Nakşibendî Tarikatının 9. Müceddidi ve Ettasi(dokuzuncu)’ su Seyyid Hacı Muhammed Mazhar Harputi Hazretleri’nin ;
    Kahramanmaraş’ı şereflendirdiği zamanlarda yapmış olduğu muhtelif sohbetlerinden mündericat haline getirilmiş, içeriği bakımından son derece ulvi manaları ihtiva eden ,manevi esintilerinden bir kısmının özetleri; ki o gün katılanlara nasıl inşirah verdi ise,bugün bile okuyup,dinleyenlere aynı inşirah verilmeye devam ediliyor ve İnşaallah ilelebet devam edecektir. Çünkü Allah böyle istiyor.
    O İNŞİRAH ki o gün ve bugün,yarın ve her zaman aynı: Allah’ın Habibi Resulü Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) nın ve Ümmetinin gönül açıklığına, iç rahatlığına vesile.
    “1. Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? 2,3. Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı? 4. Senin şanını ve ününü yükseltmedik mi? 5,6. Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır. 7,8. O halde her işi bitirince boş kaldın mı hemen (başka) işe koyuluver yalnız Rabbine yönel. “
    Efendi Hazretleri :
    “Alemlerin Rabbi olan Allah’a sayısız hamdü senalar olsun, Rasulüne, aline, ashabına, onlara tabi olanlara da Huzur, Allahü Teâlâ’yı fikren, kalben, sıran hazır bilmek, O’nunla olmaktır. Yaratılışın gayesi ibadet, ibadetin gayesi huzurdur,dinin gayesi huzurdur,Kur’an’ın gayesi huzurdur.Peygamberlerin gayesi huzurdur,Evliya’nın gayesi huzurdur; mevcudatın yaratılış gayesi huzurdur.
    ……..O halde Allah’ı fikren hatırlamakla başlayan huzur,zikri daime,fikri katmaktan ibarettir denilebilir,bu ise insanın yirmidört saatını ihate etmesidir.
    ……Efendi Hazretlerinin tüm konuşmaları müridanı huzura,unutmamaya ehil yapmak içindir. Allah fikri olmadan yapılan ibadet,cennet ve nimetleri adına faideli olur ama zat adına bir faidesi yoktur. Her işi Allah için, Allah ile, Allah’a yapmalıdır. Resmi, suri İslam Allah fikri olmadan yapılan ibadet ve taatlardır. Allahu Teâlâ, insana KENDİNİ her daim, insanın kendisinin haberi olmadan her soluk alış-verişte zikrettirmektedir. ASLOLAN işte bu zikrin farkına varmaktır; yani zikri daime, fikri daimi katmaktır.
    “İbadetler cesetse, huzur onun ruhudur, ruhsuz ceset ise ölüdür, her kemal huzurda gizlidir. Beş dakika huzuruna mukayyed olan, insanı kâmildir. Huzur Allah’ı hazır bilmektir. İnsanın önce FİKREN Allah’ı unutmaması gerekir, başlangıçta az olur, Mücahede ile, fazlalaştırılır, neticede belirli bir merhalede huzur, fikirden kalbe iner, bu ise Allah’ı unutmamanın her şeyden kıymetli olduğunun idrakine vararak olur.
    Samini Hazretlerini, İmam Efendi Hazretlerini ve Mazhar Efendi Hazretlerini tam anlamak için, HUZURU anlamak gerekmektedir. Eğer Huzur anlaşılmazsa Mazhar Efendi de, diğer bütün Huzur nisbetinin büyükleri de anlaşılamaz; yani Allah fikri olmadan, onların bir konuşması dahi idrak edilemez. O halde Allah fikrini katarak bu sohbetlerin dinlenmesi, okunması gerekmektedir.
    Yirmidört saatin Allah fikriyle geçmesi esasına kurulu HUZUR nisbetinin esas verimi; farz ve nafilelerde, bilhassa, Allah fikriyle hareket etmek, hele de ibadetlere başka kimseyi ortak etmemekle mümkün olacaktır. Her ne yapılırsa Allah için, Allah ile Allah’a yapılması gerekmektedir. İş budur, bundan başkası hiçtir.————-&&&———– Buyurmuşlardır.

    -“Ne ticaret ne de alışveriş onları Allah’ı zikirden, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkor.”(Nur37)

    “Üzülme Ey Sıddık Allah bizimledir.” (Tevbe 40)

    “Rabbinizi, yalvararak ve gizli ve sessiz çağırınız!” (Araf -55)
    “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura erer” (Rad-28

    “Her an, Allah’ı görüyormuşsun gibi hareket et. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir. Çünkü O insana şah damarından daha yakındır.”(Kaf 7)

    Ve O “Her nerede olursanız olun, O sizinledir.” (Hadid 4)

    “Ey Ali, yalnızken ve tenhada iken, Allah’ı zikret“
    Unutma.
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.

    21.10. 2017 Bedri DENGE

  20. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    “Evet bu vücudda Allah’ın dostu da vardır, düşmanı da. Nefs ve a’vanı (yardımcıları), bize ve Allah’a düşmandır; Ruh ve a’van-ı ise dosttur. Bu Emr-i Celil-i Nebeviyi evvela kendi vücudumuzda tatbik edecek olursak, Allah’ın ve bizim düşmanımız olan Nefs ve a’vanını sevmemekliğimiz ve onlara daima muhalefet etmemiz; Allah’ın ve bizim dostumuz olan ruh ve a’vanını da sevip, bunlara muvafakat etmemiz lazımdır. Böyle olursa, bilahare, muallimimiz Hz. Allah olur. Artık dışarıda da, kimleri sevip, kimlerden sakınacağımızı, C.Hak bize bildirir, kalbimize haber verir.”
    Buyuruyor Mübarek Osman Bedrüddin Erzurumi Hazretleri (k.s)
    Paragrafın tamamı içeriği bakımından büyük bir nimet. Hele son cümle; hepimizin günlük hayatta en çok ihtiyaç duyduğumuza karşılık ne büyük nimet ve müjde…! Allah’ın bunu bize silsile yolu ile kendi dostlarının mübarek nefeslerinden, dillerinden duyurması ayrı bir güzellik. Şükürler olsun…!

    Evet ,her Müslüman Müm’inin bildiği üzere ;
    Kalp, ruh, (bizim kelime olarak söylediğimiz ruhtan farklı,sadece isim benzerliği olan bu ruh;RUH’un manevi organıdır.Kendisi değildir.) sır, hafi, ahfa, iki kaş arasında bulunan nefis, kafanın üst kısmında bulunan letaif-i küll gibi bazı manevi organları bulunan RUH ,insan bedenini içten- dıştan, baştan aşağı kaplar. Var edilişi ile birlikte İlahi güç ve cezbe merkezi olan Ruh, ilahi aşk yolunda kullanıldığında anlamlı olur. Aksi halde insana hiçbir faydası olmaz, Çünkü Ruh nereye yönlendirilirse oraya doğru akar. Yönlendirilen yer/şey her ne ise, insanın taptığı, putu konumundadır. İnsanın taptığı ,YARADAN’ı değilse ,böyle birisine nasihat da kar etmez.
    Yüce Allah (c.c.), Kuran-ı Kerim’de Hz. Âdem’i (a.s) yarattıktan sonra ona ruhundan üflediğini belirtmektedir (Secde suresi,9). O halde ruh, Yüce Allah’ın bize çok büyük bir emanetidir. Allah’tan insana verilmiştir. Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle bu emanet yerlere, dağlara, göklere tevdi edilmiş, fakat onlar kabul etmemişlerdir. İnsanoğlu cahilliği ve zalimliği nedeni ile bu emaneti kabul etmiştir ( Ahzab suresi, 72).
    Ruhun yaratılış gerçeği, yine ruhun kendisinde gizlidir ve ama esas işlevi insanı Allah’a ulaştırmaktır. İnsan bu dünyada hiçbir surette Allah’ı göremez. Bunu büyük evliyalar, hususiyle İmam-ı Rabbani Hazretleri (k.s) Mektubat’ında defalarca kez beyan etmişlerdir. Müşahade, Allah’ın cemalini seyretme, ahirette gerçekleşecektir. Yalnız imanı geliştirme ile tahkiki seviyeye ulaştırma yolu ile bazı ilahi tecellilere insan ulaşabilir. Fakat bunlar hiç bir suretle Allah değildirler. Zat tecellisi sırasında görülenler de bu cümledendir.
    Ruh tüm gizliliği ile beraber Allah’a iman etmek için yaratılmışlardır. Temel vazifesi budur. İmana hizmet etmektir. Taklidi imanı tahkiki seviyeye yükseltmektir.

    Mecazi aşkın merkezidir Ruh!… Ruh’un karşı cinse yönelmesi ile meydana gelen mecazi aşk, Tasavvuf yolunda yürüyen, yürümeye çalışan için, İlahi Aşk’a dönüşmeye son derece müsait mübarek bir köprüdür. Bu mübarek köprüden karşıya geçebilenler Vuslata erdiler. Karşıya geçenler bir el lambasındaki ışık huzmesinin hareketi gibi nurları ile emir âlemine doğru bir yolculuğa çıkarlar. Lakin köprüden düşenler, yarı yolda kalanlar olabiliyor. Öyleyse düşmemek için köprüden,yarı yolda kalmamak için; (…)

    Biz bu dünyaya, sırrı tamamen gizlenmiş olan imtihan için, evet sırf bu imtihan için gönderildik. Ve insan yaratıldı, ama başıboş bırakılmadı.

    İşte bu yöndeki İlahi Emirler ;

    “İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyame suresi, 36)

    “Biz göğü, yeri ve bu ikisi arasında olanları oyun olsun diye yaratmadık.” (Enbiya suresi, 16)

    “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat suresi, 56 )

    “Biz ona (insana) yolu gösterdik. ister şükreder, isterse nankörlük yapar.” (İnsan suresi, 3)
    “İnsanı biz yarattık nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz. biz ona şah damarından daha yakınız. insanın sağında ve solunda iki melek oturmuş kayıt alırlar. Her ne söz söylerse, mutlaka onun yanında hazır bir gözcü vardır.” (Kaf suresi, 16-1)

    “Yoksa siz, bizim sizi abes / boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minun suresi, 115)

    İnsan akıllı ve sorumlu bir varlıktır. İnsanı en güzel bir biçimde mükemmel yaratan Allah, elbette onu başı boş bırakmamış ve bazı sorumluluklar yüklemiş, büyük bir emaneti bize tevdi etmiştir ki;
    İşte o emanet ise ruhtur. İşte bu emaneti,bu ruhu yüce alemlere yükseltmek en önemli ulvi bir görevdir.
    Bu da ancak haramlardan kaçınmakla ve Allah’ın emirlerini yerine getirmekle olur. Sonuçta emanet olanın, ibadet olduğu anlaşılır. Nitekim Hz. Ali (r.a) de emaneti ibadetler olarak tefsir etmiştir.
    Yüce Allah (c.c) : “Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki , Ruh Rabbimin emrindedir.Size bu konuda az bilgi verilmiştir. (İsra /85) buyurarak bu muazzam gizlilikte , akıllara durgunluk veren ,ancak erenlerin hissedip ,duyabileceği muazzam güzelliği saklamıştır.
    Gizlilikte güzellik yok mu?

    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.

    15.10. 2017 Bedri DENGE

  21. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    Şimdi Anladım…! Bu Akıl ; bu akıl var ya bu akıl ; (…) …!
    Tam bir teslimiyet içinde; Cezbeye ulaş; O Hak olan cezbe ki; Asrı Saadetten beri bazı müminlerin yaşadığı manevi hal, coşkuyla kendinden geçme, manevi lezzet; irade dışı olarak Allah’a (c.c.) doğru çekilişi hisset ve çılgına dön, bak o zaman nerdesin? Eğer hala yabanda isen Vuslatta değilsen,kavuşmamış isen ; SEN’de bir sıkıntı var..! İnsanlık ayarların bozulmuş. Başı taşa, taşı başa vur. ACİLEN bir İnsan-ı Kamil ara, bul ve kurtul…! Bak Allah (c.c) ne buyuruyor:
    Allah kimin gönlünü İslam’a açmışsa o,Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Allah’ı zikretmek hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu kitabın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa,artık ona yol gösteren olmaz.” (Zümer Sûresi-ayet 22,23)
    “İnananlar ancak o kimselerdir ki, Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer; ayetleri okunduğu zaman bu onların imanını arttırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.” (Enfal Sûresi-ayet 2,3)

    Geldim ise yine durmaz giderim,
    Hakka canla başla dua ederim,
    Bana incinmeyin dava ederim,
    Bir su ver içeyim göl sizin olsun,
    Ben kara giyeyim al sizin olsun.
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    05.10. 2017 Bedri DENGE

  22. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!

    “Gülzar-ı Samini” Mübarek sohbetlerinden “Huzur’suz Namaz, Namaz Değildir” başlıklı sohbetin sayfalarca devam eden bölümün bir kısmında Mübarek Osman Bedrüddin Erzurumi (k.s Allah sırrını yüceltsin) Hazretleri :
    “Hatta dikkat ediniz, Ashab-ı Kehf ki büyük zevattır. Onları C.Hak Kur’an-ı Keriminde zikir buyurduğu vakit, “Sayıları üç’dür, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler; “Beş’dir, altıncıları köpekleridir” diyecekler. İkisi de ğaybı taşlamaktır. “Yedidir, sekizincileri kelbleridir” diyecekler. Söyle ki: Rabbim onların sayısını daha iyi bilendir. Onları insanların birazından başkası bilemez. (Kehf:18/22) buyuruyor. Sıra Ümmet-i Muhammede’e gelince, bunlarla beraber olanın kelb değil, bizzat C.Hakk’ın kendisi olduğunu şu ayet-i Kerimede beyan buyuruyor: “Görür gibi bilmedin mi ki; göklerde ne var, yerde ne varsa Allah şüphesiz hepsini bilir. Herhangi bir üç’den bir fısıltı vaki olmaya görsün, muhakkak ki O, bunların dördüncüsüdür. Bir beş’den vukua gelmeye görsün, ille O bunların altıncısıdır. Bundan daha az, daha çok vaki olmaya görsün, ille O nerede olsalar, bunların yanındadır. Sonra bütün yaptıklarını Kıyamet gününde kendilerine haber verecektir O. Çünkü Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.(Mücadele:58/7) Bu ne şeref-i azim, bu ne büyüklük? Biz nasıl bu teşrif-i ilahi’nin kadr-ü kıymetini bilmeyelim de Refik-i A’la’mızı terk edip, başkasıyla meşgul olalım?
    Diye Buyuruyor. Osman Bedrüddin Erzurumi (k.s) Hazretleri.

    Eee ,şimdi gelelim bize. ”Onları insanların birazından başkası bilemez.” O biraz olanlar kim?
    İşte bu …!!! Biz neresindeyiz bu işin,Ne anladık? (…) ,Haydi …!!!!
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    02.10. 2017 Bedri DENGE

  23. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim !
    O Huzur Ki !..
    Abidler, zahidler, müridler ve salikler ibadet ve taat gibi güzel amellerine güvenir, itimat ederler. Onların bu güven ve itimadı Hakikat Erlerince “nefsi görmekten; benim fiilim, benim amelim” demelerinden ileri gelirse bu güven ve itimat makbul sayılmaz.
    Amellere güvenenler daima ayıplanır.
    Hakk Teâlâ’nın zatında fani olan Büyük Arifler, Cenab-ı Hakk’ın, farklı isim ve sıfatlarının mazharı olduklarından, kendilerinde ortaya çıkan her hali, her tasarrufu Hakk’dan bilirler; O nedenle de havf ve recaları samimi olarak müsavidir. Ve yine o nedenle tevhid sırrına erenlerin (Arifler) Allah’a itimatları çok ayrı, çok farklı, çok özeldir.
    Allah’tan başka şeylere güvenmek gafillerin vasfıdır.
    Mürşid’in maksadı, Mürid’ini bu çok ayrı, çok farklı, çok özele davet ederek İlimde Huzur nisbetinden mahrum olmalarını önlemektir.
    Hakk’a ermenin normal sebebi olan olan güzel ameller ve bu amellerin kazandıracağı haller elbette değerlidir, makbuldür. Lakin ibadet ve taat etmenin âlemlerden zengin olan Cenab-ı Hakk’ın lütufları karşısında değeri yoktur. Bu nedenle abid ve zahid olanların kurtuluşları, Cenab-ı Hakk’ın lütfu ve inayetiyle mümkün olacağı görüşler Allah dostlarınca birçok kaynak eserlerde derç edilmiştir.
    İki Cihan Efendisi , Efendimiz’in (s.a.s) ; “Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Mabud!” buyruğu ,Ümmetine anlamlı bir ders ,ibretli mübarek sözü ; Her an hafızalarımızda diri tutmamaız gereken bu mübarek emri; bu Mübarek emrin gereği !….. İşte o Mübarek emrin gereği HUZUR!..
    O Huzur ki: Şeyhimiz Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Hazretlerinin (k.s) ilahi sohbetlerinden de anlaşılacağı üzere : “İbadetler cesetse, huzur onun ruhudur, ruhsuz ceset ise ölüdür, her kemal huzurda gizlidir. (…) Huzur Allah’ı hazır bilmektir. “ buyurdukları gibidir Huzur. İşte Müjde!…
    Su dağıtan suyu en son içer.
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    01.10. 2017 Bedri DENGE

  24. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim !
    Allah seni çağırıyor,Sen de Allah’ı Çağır !!!
    Allah heran, seni kendine çağırıyor. Yaratıp, var edip, verip ve sonra bana gelin diyor. Var etmesindeki hikmetlerle ilgili; insanlık var oluşundan bugüne ve halen devam eden bir Tefekkür içinde milyarlarca sayfa kitaplar yazılmış ve yazılmakta. Hepsi ayrı ve kutsal bir nimet! Sanki en kıymetlisi de Tefekkür nimeti! Aklın ve gönlün birleştiği; Allah’ın tüm hücrelerde sezildiği ayrı, farklı büyük bir nimet. Bu büyük nimeti müşrik ve mümin her insan, sürekli kullanmakta. Bu büyük nimeti İNSAN kullanır, Nur hâsıl olur; İnsan kullanır Nar hâsıl olur. Kullanan ve kullanış amacı bu sonucu belirler. Verdiklerine ve hikmetlerine bakıldığında; Bizzat Kendisi “…ve Eğer Allah’ın nîmetini sayacak olsanız sayıp bitiremezsiniz…” (İbrahim Suresi 34. Ayet.) buyuruyor. Verdiklerinin hepsi de ayrı ayrı ve son derece değerli, kıymetli. Hepsi bir tarafa hele Hadis-i kudside; (Nefsini, düşmanın bil! Çünkü o, bana düşmandır) buyurarak, dostta ve düşmanda bizi de kendisiyle ortak ettiği Nefis !!! Nefis, iki tarafı keskin bıçak gibi. Dinimiz, nefsin helâk edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan istifâde edilmesini emretmektedir. O Nefis ki; Nice Yusuf’lar ona uymayarak Hazret oldular, mübarek oldular, Allah’ın sevdiği oldular. Ve yine niceleri o nefse uydular, sonra sıdk ile pişman olup tövbe ettiler, af dilediler ve sonra Âdem oldular, Hazret oldular, mübrek oldular, “Rabbimiz buyurduki: Bana dua edin size cevap vereyim.” (Mü’min suresi 60. Ayet) ve yine “Deki; Eğer duanız olmasa Rabbimin katında ne ehemmiyetiniz var.”(Furkan suresi 77.Ayet) hükmü gereği; Allah’ın sevdiği oldular. Peki, biz ne yapıyoruz? Biz bu işin neresindeyiz? Hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekmeyelim mi? Tek çare seni KENDİNE çağıranı; Sen de KENDİNE çağır. O çağırdığın yabanda sanma. Sen, Sende olanı, yine kendine çağır. Sanma ki cevap vermez. Duymuyormusun? Âlem çınlıyor. Âlemdeki bu sessiz Daveti Duymuyormusun?
    LEBBEYK,LEBBEYK,LEBBEYK!!!.
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    18.09.2017 Bedri DENGE

  25. Bedri DENGE der ki:

    Zikir ve tesbih
    İçeriği bakımından birbirinin parelelinde eş anlamlı iki kelime zikir ve tesbih. Her ikisinde de yapılan ulvi bir görev. Tefekkür!
    O Tefekkür ki;
    “Bir saat tefekkür; kırk gece nâfile ibâdetten üstündür “ Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh- dan) buyurur: Hadis-i Şerif

    “Bu cihân, âkiller (akıl sâhipleri) için seyr-i bedâyî (ilâhî sanatı ibretle temâşâ ve tefekkür); ahmaklar için ise yemek ile şehvettir!” Rûhî derinliğe ulaşmış bir mütefekkir

    “İnsanlar Allah Teâlâ’nın azameti hakkında tefekkür etseler, O’na isyân edemez, günah işleyemezlerdi.” (İbn-i Kesîr, I, 448, Âl-i İmrân 3/190 tefsirinde)

    Eğer Biz bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara tefekkür etsinler diye veriyoruz.” (el-Haşr, 21)

    “Onlar Kur’ân’ı tefekkür etmiyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 24)

    “Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her an) Allâh’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin tefekkür ederler ve:
    Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen’i tesbîh ederiz; bizi cehennem azâbından koru!(derler).» (Âl-i İmrân, 190-191)” (İbn-i Hibbân, II, 386; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, IV, 157)
    İşte tüm bunlar var olduğu, (bunları çoğaltmak mümkün) , İlahi emir olduğu için Tefekkür Farzdan evvel farz. Tesbih taneleri, eğer böyle bir ulvi işde kullanılmıyorsa ne kıymeti var. Eğer sen, bu tesbih taneleri kadar olamıyorsan senin ne kıymetin var. Tesbih tanelerinin her biri böyle ulvi bir göreve araç olmaktan nasıl mutlu! Huzurda olduğunun farkında iken, Hazır olan elinde, her tesbih tanesinin dil ile söylenip, gönül ile desteklenen “La İlahe İllallah’ Tevhid zikrinde duyduğu hazzı hisseder ve her tesbih tanesinin “ ne olur bir defa daha, bir defa daha” yakarışını sezersen ne mutlu sana; yok eğer, hazırsız ve huzursuz dil ile söyleyip, gönül ile desteklenmeyen “La İlahe İllallah’ Tevhid zikrinde haz yerine geçmeyen, haz vermeyen, tad vermeyen, tad alamayan, geriye doğru giden her tesbih tanesini ”iyi ki parmaklarının arasından kurtuldum” diye sevindirirsen veyl olsun sana. İşte bu “sana “ kim biliyormusun. Bu benim işte! Yazıklar olsun bana. Bilemiyorum kıymetini, Affet ne olur? Allah her şeyin en iyisini bilir. 11.08.2017 B.Denge

  26. Mazhar ergüven der ki:

    Eshabı Kehfi.r.a. ve Kıtmir. . . . . . . Kıtmir taharetsiz ve necis olduğu halde Cenâb-ı Hakk onu da uyuttu…. Fehfem…

    • Bedri DENGE der ki:

      Kıtmir…Ashab-ı Kehf..Yedi Uyuyanlar
      O bir köpek idi.
      Amma öyle bir köpek idiki cennet ehli oldu.
      Yani milyarlarca insanın hayalini kurduğu cennete kabul edildi.
      Allah’ın bu büyük lütfuna ise bir tek ameli ile mazhar oldu işin sırrı,püf noktası, başı sonu her şey işte bu ameldedir.
      O’nun yaptığı tek şey iyilerle beraber olmak iyilere uymaktan başka bir şey değildi.
      Nuh (a.s) ın oğlu bir peygamberin oğlu olmasına rağmen cehennem ehli oldu çünkü O iyilerden olan babasının yolunu inkar edip kötülere uydu.
      Hasılı kelam iyilerin köpeği dahi cennet ehli oluyorsa yapacak tek şey var iyileri bulup ellerine eteklerine yapışıp rıza-i İlahi’ye vasıl olmak,sevgilinin sevgisini kazanmaktır.
      Yüce rabbim bir köpeğe nasibettiğini eşref-i mahluk olarak yarattığı kulundan esirgemez biz iyilere; münkir olmadığımız müddetçe.
      Bu dünyada çoktur veli cümlesine dedik beli..

      Hz Yunus Emre (k.s.)

  27. Mazhar ergüven der ki:

    Onu sevmek…

    • Bedri DENGE der ki:

      Bismillahirrahmanirrahim !
      O’nu Sevmek!
      Sevmek;
      BİR’ ine gönül vermek; BİR’ ine bağlanmak!
      (…). Başka yerde arama. Yabanda arayan, yabanda kalır! Buyurdu Büyüklerimiz. Sensin O ; Şah damarından daha da yakın!!! Bu öyle bir yakınlık ki, bu yakınlığa layık olmak öyle bir yürek işi ki; Bunlar söze yazıya gelmiyor. Ne desek milyonlarca eksiği var. Ol da gör. (…)
      Var mı bunlar, bunlara bakmak lazım.
      Yine buyurmadı mı Büyüklerimiz; Neyi seversen sev, önce sevmeyi öğren; Öğrendin mi sevmeyi, nereye baksan O’nu görürsün, O ki seni O’NA götürür.
      SANA YARABİİİİ demeyi bize nasip edip gözyaşı dökmeyi el açıp yalvarmayı nasip ettin. Bu ne BÜYÜK NİMET! Hamd Sana, Şükür Sana.
      Sana layık kul olmayı nasip et ALLAH’ım !
      Bazen su olmak lazım sessiz sakin…!!! Bazen sel olmak lazım öfkeli ve hırçın…!!!
      Bazen mum alevi olmak lazım; sabırla tükenmeyi bekleyen, bazense volkan olmak lazım; önüne gelen her şeyi hızla tüketen…!!!
      Kimine SU olacaksın, kimine SEL…!!! Kimine MUM olacaksın, kimine VOLKAN…!!! Ama kimseye asla ve asla KUL olmayacaksın…!!!
      Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
      02.10. 2017 Bedri DENGE

  28. Mazhar ergüven der ki:

    Farkı farketmek farktır. Fark ettireni fark etmek elzemdir.

  29. Bedri DENGE der ki:

    Kelime-i Tevhid
    Zikr-i Hafi : La İlahe İllallah ! GİZLİ HAYKIRIŞ !
    O öyle bir Haykırış ki; Zikre başlamadan önce; Fikren,aklen ve ruhen hazır olup; zikre davet ettiğin ,buyurun dediğin;Peygamber Efendimiz,tüm Enbiya,Evliya,Müminin ve Mümünatın ,ashab-ı güzin ve al-i ezvaci tahirat Hazretlerinin Ruhaniyetleri ile; Mürşidine,Efendin MAZHAR Efendiye teslimiyet içinde , dayayayabilirsen dizine de dizine dayayıp,rabıtayı tam kurup,büyük bir tefekkür içinde ;Kelime-i Tevhid zikrine “La” “İlahe” “İllallah” ; “La” ve “İlahe” de akıl ile başlayıp “İllallah” da akıldan çıktığında ; bu büyük sessiz haykırışa tüm Melekler; küçüğü,büyüğü ; bu muzzam haykırışa, bu arşı titreten haykırışa Cismaniyetleriyle koşar; Zikre başlamadan önce, zikre davet ettiklerin Ulu Zatlar /Hazretler ruhaniyetleri ile hazır ve HUZUR içinde zikre iştirak eder,zikre katılır!!!…Seyret O anı ! Seyret,hisset ne olur,hisset! Bırak aklı,bırak.O şimdi sana lazım değil.İşte O an ,O an var ya O an;Huzur içinde Melekler ağlar,yer ağlar,gök ağlar,ruhlar ağlar; sen varsan eğer ,sende ağlarsın! Şimdi kalır mı bela,kalır mı musibet, kalır mı sıkıntı,kalır mı akıl!… O an ; Belalar,musibetler bal,dünya hayal!! Yer ,gök,melek ve ruhlar ağlarken bu gözyaşları ; “AMA BU GÖZYAŞLARI” Cehennemde ateş bırakır mı? Öyle bir zikr edesin edesin ki ,işte böyle ola! ALLAH’ım bu benim SANA haykırışım.Paylaşmak istedim,paylaşamadan edemedim. Ben böyle ZANNEDİYORUM . ALLAH en iyisini bilir. B.Denge

  30. Şükrü BAĞCI der ki:

    Elhamdülillah. Efendimin orijinal sesinden sohbetini dinlemek nasip oldu. Şükürler olsun. Sebep olanlardan Allah razı olsun. Allah ne muradınız varsa versin.

  31. ŞAHİN SEVİM der ki:

    Bilgi çagındaki bu hizmetiniz takdire şayandır. Gerekçem ise, Musa Kâzım Efendi Hazretleri bir keresinde her önünüze gelene ders veriyorsunuz diye serzenişte bulunan bir zata cevaben:
    -Canım bir evde yangın çıkmış siz o eve girmişsiniz evde ne var ne yok dışarı mı atarsınız, yoksa şu gerekli şu gereksiz der eşyamı seçersiniz diyerek o serzenişte bulunan zata mükemmel bir cevap vermiştir. Sizler de bu gün, yangını bırakın evi, dünyayı sardığı bir anda bu sitedeki yayınladığınız Efendimin Allah şefaatına nail etsin ders kağıdı sureti ile aynı görevi yapıyorsunuz. Allah sizden razı olsun. Sakın okuyanlar ve siz de yanlış anlamayın. Size efendi veya ders veren zat payesi vermek aklımdan bile geçmez böyle anlaşılmasın. Bu çagın sunduğu imkanlarla nasibi olanları sunulan ders kağıdı ile insanları huzura davet ediyor. İnşallah bu düşüncem yanlış anlaşılmaz. Haddini aşan bir kelimem ve cümlem olmamıştır inşallah. Olduysa şimdiden özür dilerim saygılarımla. Şahin Sevim

  32. MEHMET der ki:

    Ya ben ders almak istiyorum.bana yardımcı olur musunuz?

  33. Merve Arıkan der ki:

    Zikr-i Hak’la meşgul ol,nur’u Huzur ile dol,
    Sen Hak ile daim ol, ver var’ını yağma’ye.

    Yok ol da sonra var’ol, kendin unut, Ani bul,
    Esrar-ı Hakk’la sen dol, sal katreni Derya’ye.

    Bir’dir Huda bilirsin, Kalb’i de bir yaratmış,
    Kalbinde O Bir kalsın, yol verme sen ma’da’ya.

    GÜLZAR-I SAMİNİ’den bir KATRE!

  34. mustafa naci ergüven der ki:

    selamünaleykum

  35. emre der ki:

    efendiler sizden ricam şuan hayatta olan halifesi varsa benle paylaşmanızdır selam ve duva ile

  36. kasım der ki:

    Selam olsun O zatlara. Nen Diyarbakırda yaşıyarum bu gece bu zatı rüyamda gördüm ondan tevbe aldım

  37. şükrü bağcı der ki:

    Bu değerli hizmetten dolayı muvaffakiyetler diliyorum.İnşallah ümmeti MUHAMMED’e faydalı olur.Böylece yanlış yorumlardan ve anlamalardan kurtulunmuş olunur.CENABI HAK yâr ve yardımcımız olsun.Amin.

  38. İsmail Hakkı Pakdil der ki:

    Allah emeğinizin karşılığını kat kat versin.Ben Efendi hz.lerinin huzurunda 10 yıl kaldım.Öyle bir zata ihvan olduğum için Allahıma ne kadar şükretsem azdır.1976 yılından bu yana 38 yıldır elhamdülillah sohbeti şeriflerini devam ettiriyoruz.Ömrümüzün sonuna kadar da devam ettirmeye kendisinin inayetiyle devam etmeye inşallah çalışacağız.Çok şükür manevi yardımlarını elan yakinen görüyoruz.ALLAH,ONUN GÖSTERDİĞİ KUTLU YOLDA,ONUN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE YÜRÜMEYİ CÜMLEMİZE NASİP ETSİN.

  39. Şahin Sevim der ki:

    Yeni olmasına binaen kardeşliğinden fazlasıyla memnun olduğum kardeşime bu hizmetinden ötürü şükranlarımı sunuyor Allah yâr ve yardımcınız olsun diyorum.

  40. BERFU KARADENİZLİ der ki:

    Paylaşanlardan Allah Razı Olsun… Görünce çok sevindim, çok memnun kaldım. Elleriniz dert görmesin, yürekleriniz efendilerimizin imanları gibi imanla dolsun, taşsın inşaAllah.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*