37- Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi (k.s.)

Miladi 1896 (Hicri 1313) yılında Harputta doğdu. 5 Ağustos 1986’da Kışla Camii karşısındaki Devlethanelerinde dünyasını değiştirdi. Hem anne, hem de baba tarafından soyu Rahmeten-lil Âlemin Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimize dayanmakta olup Seyyiddir (Hz. Hüseyin (r.a.) ‘ın soyundan). Babası Osman Efendidir (rh.a). İnsanları doğru yola ulaştıran büyük veliler zinciri Silsile-i Aliyye’nin 37. Halkası ve Nakşibendi tarikatının 9. Müceddididir ve Ettasi (dokuzuncu) İsmi Şerifi buradan gelmektedir. Bir keresinde buyurduğu gibi, Aşıklar ölmez, ölen hayvan imiş” sırrınca vefatından sonra bile kerametleri görülen büyük Velilerdendir.

Kıymetli anneleri Faize Hanım tarafından da soyu, İklime (İklima) Hatun vasıtasıyla Yavuz Sultan Selim Han Hazretlerine ulaşır. İklime Hatun, Yavuz Sultan Selim’in kıymetli eşleri olup edep timsali bir hanım idi. İklime Hatun, Dulkadiroğulları’nın hükümdarı Emir Şahruh’unda kerimeleridir. Kabr-i Şerifleri bugün Kahramanmaraş’ta Taş Han içerisinde kendi adıyla anılan caminin içerisindedir.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin anne tarafından soyunun dayandığı, Yavuz Sultan Selim'in eşleri İklime Hatunun Kabri.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin anne tarafından soyunun dayandığı, Yavuz Sultan Selim’in eşleri İklime Hatunun Kabri.

Muhterem babaları Osman Efendi (rh.a) âlim ve fadıl bir kimse idi. Bütün çocuklarını zamanın ilimlerini öğretmek için sabırla okuttu. Osman Efendi iki kez evlenmiş, toplam 10 (8 erkek, 2 kız) evladı olmuştur. Muhammed Mazhar Ettasi Hazretleri, Osman Efendinin ikinci hanımı olan Faize Hanımdandır. Faize Hanım’ın 2 kız ve 2 erkek evladı olmuştur. Yaş sırasına göre Ayşe Hanım, Muhammed Mazhar Hazretleri, Asım Bey ve Gülgüle Hanımdır. Muhammed Mazhar Ettasi hazretlerinin diğer ağabeyleri de okumuşlar ve zahiri ve batıni ilimlerde mütehassıs olmuşlardı. Ağabeyi Hasan Bey Şam Emeviye Camiinde sohbet veren âlimlerdendi. Bir diğer ağabeyi Seyfullah Bey ise okumak için İstanbul Cihangire gelmiş ilahiyat fakültesini bitirmişti. Muhammed Mazhar Ettasi hazretleri verâ ve takvasıyla bütün kardeşlerini ve akranlarını geçmiştir. Anne ve babasından mükemmel bir terbiye almıştır. Kendisi anlatıyor, “Annem gece yatarken Cenab-ı Hakkın huzurunda ayaklarımızı uzatmamamız için, bir ipin iki ucunu bağlar ve sıkmayacak şekilde ensemizden ve diz kapaklarımızın altından geçirirdi”. [Böylece uykudayken evlatlarının isteseler de ayaklarını uzatmamaları için önlem alırlarmış. Bir süre sonra insan uykuda bile olsa ayaklarını uzatmaz ve hep ayaklarını kendine doğru çekerek yatar. Benzer durum Musa Kâzım hazretlerinde de görülüyor. Mübarek, yatağının ayak tarafına karton koyarmış. Güzel alışkanlıkların çocukken kazanılacağına dair güzel bir misâl].

Çok küçük yaşlardan itibaren Büyük İslam Âlimi Seyyid Osman Bedrûddin Erzurumî (İmam Efendi) Hz. nin hususi teveccühleriyle yetişmiş ve daha 18 yaşında iken mutlak icazet ile şereflenip tasavvufta çok yüksek derecelere kavuşmuştur. Zahiri ilimlerdeki tahsilini Harput medreselerinde yapmıştır. Kurşunlu Camii önünde bulunan medresedeki hücresinde yıllarca, bitmek tükenmek bilmez ilim pınarlarından kana kana içmiştir. Bir dönem El-Aziz (Elazığ) müftülük görevini de vekâleten yürütmüştür. İmam Efendi hazretlerinin verdiği aynı icazetname üzerine, İmam Efendi hazretlerinin dünyasını değiştirmesinden sonra sırasıyla Hace Mustafa Naci Hazretleri ve Musa Kâzım Hazretleri de mübarek mühürlerini vurmuşlardır ki, böyle bir icazetname de Evliyaullahtan kimseye nasip olmamıştır. Kendisi bu konuya işaretle, “Biz üç nur sahibiyiz”, diye buyurmuşlardır. Mürşidlerine olan saygı ve edebinden dolayı, vasiyeti üzerine kabirleri rakım olarak onlardan daha aşağıdadır. Sevenleri tarafından üzerine türbe yapılmış olup, ziyaret edilebilmekte ve manevi feyzlerinden aynen hayattaki gibi yararlanılabilmektedir.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin türbesinin bir ilkbahar ayında çekilmiş fotoğrafı.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin türbesinin bir ilkbahar ayında çekilmiş fotoğrafı. İmam Efendi Hazretlerinin türbesine varmadan hemen sol taraftadır.

İmam Efendi Hz.’nin yaklaşık ikiyüzbin müridi içerisinde mutlak icazet ile şereflenen ve Harputta 5 kardeş (ihvan kardeşi) diye bilinen zatlar; Nurettin Efendi k.s., Musa Kâzım k.s., Sonsürülü Molla Hüseyin k.s., Muhammed Sadettin k.s. ve Muhammed Mazhar Ettasi k.s. hazretleridir.

Seyyid Muhammed Mazhar Hazretlerinin Kabr-i Şerifleri.

Sayesinde Resulullahı Gördüm

Halifelerinden olan Nusred Çilesiz (rh.a) (Bu zat bankalar caddesinde ayakkabıcılık yapmış, daha çok Çilesiz Efendi diye bilinen bir zattı. Hâlbuki o ayakkabıcı Çilesiz, maneviyatta çok mesafeler kat etmiş büyük bir veliydi. Detaylı bilgi için, “Halifeleri” kısmına bakınız) naklediyor: Muhammed Mazhar Hazretleri, daha çok küçük yaşta iken, yaşının çok üstünde bir olgunluğa ve batıni meziyetlere sahipti. Harputta çarşıda İmam Efendi hazretleri ile beraberlerken, önlerinden kalabalık bir cemaat ile bir cenaze geçer. Cemaatin arkasından da adamın birisi Helal Etmem! Helal Etmem! diye bağırarak nahoş bir vaziyette koşturur. Meğer vefat eden kişinin bu zata borcu varmış ve borcunu vermek istemesine rağmen fakir olduğundan, veremeden vefat etmiş. Adam her Helal Etmem! diye bağırdıkça henüz küçük bir çocuk olan Muhammed Mazhar hazretleri her defasında Helal Et! diye karşılık verir. Sonunda adam insafa gelir, İmam Efendi ve bu küçük çocuğun yanına gelerek, “Nasıl helal edeyim, borcumu vermeden öldü”, der. İmam Efendi hazretleri de söze karışarak “Olsun, sen bu çocuğu dinle ve helal et”, diye emir buyururlar. Velhasıl adam hakkını helâl eder ve o gece rüyasında Peygamber Efendimizi görerek yaptığı hayırdan dolayı iltifatlarına mazhar olur. Sabahleyin ilk iş olarak küçük Muhammed Mazhar’ın yanına gelerek, çevredekilerin şaşkın bakışları altında elini öpmek ister ve “Ben bu gece bu çocuk sebebiyle Peygamber Efendimizi rüyamda gördüm” diyerek haylice ağlar.

 

Maneviyatı Benden Çok Yüksek

Muhammed Mazhar Ettasi hazretlerinin kayın pederleri Seyyid Muhammed Hilmi Ballıca (rh.a) (1880 – 1949) eski Elazığ müftülerindendir. Tunceli müftülüğünden emekli olmuştur. Kabri, İmâm Efendi hazretlerinin türbesinden 50 metre kadar doğudadır. Zahiri ilimlerde mükemmel bir öğrenimden sonra, batıni ilimlerde de kendisini yetiştirmesi için Harput’un büyük velilerinden Beyzade Hacı Ali Rıza Efendiye intisap etmiş veli olduğunda şüphe olmayan keramet ehli bir zattı (Beyzâde Efendi, İmam Efendi Hazretlerinden önce yaşamış, Osmanlı Devleti tarafından da görevlendirilen o dönemde alimlik veya şeyhlik iddiasında bulunanları imtihan eden, pek büyük bir kimse idi). Muhammed Mazhar Ettasi hazretlerini daha iyi anlamak için onun aile efradından bahsetmekte fayda vardır. Bu nedenle, esas konuya geçmeden önce Muhammed Hilmi Efendi hazretlerinin aşağıdaki menkıbelerini anlatmak yerinde olacaktır:

           Muhammed Hilmi Efendi bir dönem Sarahatun ve Hapishane (şimdiki Saray) Camilerinde imamlık ta yapmıştır. Muhammed Hanefi Bey (en küçük damatları, 1905 – 1981) anlatıyor: Kayınpederimle Hapishane camiine, sabah namazını kıldırmak için geldik. Artık aklımdan bir şey mi geçti yoksa başka bir sebeple mi bilemiyorum Babam birden bana “Hanefi, hadi kapıyı aç”, dedi. Ben “Baba nasıl açayım, kapılar kilitli bende de anahtar yok” dedim. “Olsun cânım, açamaz mısın?” dedi. Ben denedim, tabii ki açılmadı. Sonra kendisi sadece kapıyı ittirdi. Caminin koca kapısı içeriden sesler gelerek açıldı.

            Arabistan’dan bir âlimler grubu gelerek, Elazığ ve Harputtaki âlimlerle ilmi istişarelerde bulunurlar. Bu istişareler bir ara ilmi müzakere şekline dönüşür ki biraz tadı kaçar. Öğlen namazını kıldırmak için, Muhammed Hilmi Efendi biraz celalli bir şekilde Sarahatun camiinde imamete geçer. Arkasında Arabistan’dan gelen o âlimler gurubu ve Harput’un yerel ahalisi bayağı bir kalabalık cemaat oluştururlar. Farzın kılındığı sırada cemaat Muhammed Hilmi Efendi’nin teverrük (namazdaki oturuş) halinde yerden bir karış kadar yükseldiğini hayretler içerisine görürler ve bu işin sadece zahiri ilimlerle olamayacağına kanaat ederek, namazdan sonra çokça özür dilerler.

Muhammed Mazhar Hazretlerinin kayınpederi Elaziz müftüsü Muhammed Hilmi Efendi (1880-1949)

Muhammed Mazhar Hazretlerinin kayınpederi Elaziz müftüsü Seyyid Muhammed Hilmi Efendi (1880-1949), Tunceli müftüsü iken emekli olmuştur. Bir menkıbesini nakledelim: Muhammed Hilmi Hz.leri, ElAziz Germili köyünde kendisine gelen hastalara dua okur, yazıp verir ve yüce Allah’ın izniyle şifa bulmalarına vesile olurmuş. Bir gün kendisine inanmayan, köyden iki kişi yanlarına hediye olarak bir miktar da et alıp, Muhammed Hilmi Hz. ni denemek ve halkın gözünden düşürmek isterler. Huzuruna geldiklerinde ona, ‘Efendim bizim bir hastamız var, ona muska yazında iyileşsin, derler. Halbuki muska yazdırmak istedikleri hasta dedikleri kendi “köpekleridir”. Muhammed Hilmi Hz. muskayı yazmaya başlayınca iki köylü birbirlerinin yüzüne bakıp gülümsemeye başlarlar. Hazret muskayı yazdıktan sonra, o iki köylüye dönerek: -Alın bu getirdiğiniz eti de hastanıza verin, iyi olur, der ve eti de iade eder. Yazılan muskayı alıp Cuma günü caminin önüne gelirler. Zafer kazanmış edasıyla, orada bulunan köylülere hitaben, Muhammed Hilmi Hz.ni kast ederek, “Hani, bu zat sizin dediğinize göre evliya idi. Biz evdeki hasta olan itimize muska istedik, oda yazıp bize verdi. Hiç ite muska yazılır mı?” derler. Tam o sırada, bakarlar ki Muhammed Hilmi Hz. evinden çıkmış gülümseyerek Cuma namazı için camiye geliyor. Hazret, o iki köylünün yanına geldiğinde onlara dönerek, “- O muskayı açın bakın ne yazmışım?” İki köylü muskayı açarak yaptıklarından dolayı büyük pişamanlık duymalarına sebep olan şu dörtlüğü okurlar;
Tamah ettim etine,
Muska yazdım itine,
İyi olursa da keyfine,
İyi olmazsa da keyfine.
İki köylü büyük pişmanlık içinde Hazretin elini öperek kendilerini affetmesini isterler.

            Muhammed Hilmi Efendi’nin kızı Emine Hanım (1919-2003) anlatıyor: Elazığ’da büyük bir kuraklık vardı. Ben çocuktum. Babam, masasına oturmuş elindeki kâğıda bazı dualar yazıyordu. Bitirdikten sonra, kâğıdı bana vererek, “Kızım git, bunu bahçedeki kuyuya at”, dedi. Ben denileni yaptım. Ertesi sabah, kurumuş olan kuyumuzdan, suların taştığına bütün ev halkı ve mahalleli şahit oldu.

Muhammed Hilmi Efendi’nin kendisi gibi hafız olan evlatları İdris ve Ömer Efendilerde kâmil zatlar idi. Firdevs, Aişe ve Emine isminde de üç kız evladı vardı. Firdevs Hanımı, Muhammed Mazhar hazretleri ile nikâhlandırmıştı. Kızı Emine Hanım (Muhammed Hanefi Bey ile evlenmiştir, Allah hepsine rahmet etsin) anlatıyor: “Babam, ablamın (Firdevs hanımı kast ediyor) nikâhından sonra eve gelince bana, “Emine, kızım, bize öyle bir damat geldi ki maneviyatı benden çok çok yüksektir”, dedi”. İşte, Muhammed Hilmi Hazretleri; bizzat kendisi de, yukarıda anlatıldığı gibi kerameti aşikâr bir veli olmasına rağmen, kendisinden çok çok genç olan ve evladı yerine koyduğu, Muhammed Mazhar Hazretlerinin manevi büyüklüğünü kalp gözüyle görmüş ve hakkını teslim etmiştir.

Bilenler bildi, bilmeyenler şekliyle kaldı,

Bizleri de bilenlerden eyle Ya Rabbî

Her şeyi akıl terazisi ile ölçme!

Terazinin şaştığı ağırlıklar vardır.

Sadece baş gözüyle görenler, gönüllerden uzaktır.

SAMSUNG

Seyyid Muhammed Mazhar (kahverengi elbiseli) Hazretlerinin kıymetli eşleri Firdevs Hanımın defininden sonra çekilmiş fotoğrafları. Kendisi eşine, “Firdevs Hanım biz sizi bekliyoruz. Görevimi yapayım, sonra bende geleceğim” derdi. Nitekim Firdevs Hanım vefat ettikten tam 40 gün sonra da kendisi dünyasını değiştirmiştir. Firdevs Hanım, edeb timsali bir hanım olup, eşine olan hizmeti de dillere destan idi. Efendi hazretlerinin bizzat kendisi anlatıyor: Firdevs Hanım her sabah elinde havluyla abdest almamı bitirmemi beklerdi. Bir seferinde ben abdest aldım camiye gittim ve sonra eve döndüm. Hikmet-i ilahi benim abdestten çıktığımı görmemiş, bende onu fark etmedim. Bir de baktım ki abdesthanenin önünde halen elinde havluyla bekliyor. Bana “Efendi Sen ne zaman dışarı çıktın?”, dedi. Meğerse gidip geldiğim süre içerisinde elinde havluyla beklemiş. Bir keresinde eşini kast ederek yine şöyle buyurur, “Tek kanatla kuş uçmaz” “O bana çok yardımcıdır” diye emir buyururlar (Rabbim bizlerinde muhabbetlerini böyle yapsın ve kendilerini bizlere şefaatçi kılsın).

Musa ve Harun (A.S.)’ın Eşlik Etmeleri

Muhammed Mazhar Hazretleri’nin hac farizasını yaptığı dönemlerden birisidir. Vakfe için Arafat’a doğru talebeleriyle beraber yürüyerek giderlerken o kadar kalabalığın içerisinde, bembeyaz renkte 2 tane güvercin Muhammed Mazhar Hazretlerinin sağ ve sol omuzlarına konarlar ve çok uzun bir süre Muhammed Mazhar Hazretlerinin omuzlarında Arafat’a kadar eşlik ederler ve daha sonra uçup giderler. Bu duruma hem kendi talebeleri hem de oradaki yüzlerce kişi şahid olurlar. Bunun olağanüstü bir durum olduğu açıktır. Daha sonra, ihvanlardan biri müsaid bir zamanı gözeterek cesaret edip sorar: “Efendim, o güvercinler neydi?”, der. Muhammed Mazhar k.s. hazretleri:

“Onlardan biri Musa a.s. diğeri de Harun a.s. idi”, diye emir buyurur. Allah şefaatleriyle şereflendirsin.

Müceddidliğine Dair

Mahmud Samini Hz. leri Nakşibendi Tarikatının 8. müceddidir. Müceddiliği üzerine geniş bilgiler, sitemizin içerisinde bulunabilir. Kendisi 1315 Hicri (1898 Miladi) de vefat etmiştir. Kendisinden sonra bu müceddidlik görevi, Cenab-ı Hakkın emriyle 1315 Hicri doğumlu Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputiye (k.s.) nasip olmuştur. Kendisi de bu durumu mahlukata olan şefkat ve merhametinden dolayı ”Her yüz senede bir müceddid zuhur eder. Yüz senede zuhur eden sekizinci müceddid Sâminî Hz.leri idi ve O müceddid diğer bir müceddid gelmeden dünyadan ayrılmaz” diye buyurmuştur “ve Sâminî Hazretleri irtihal etmeden önce biz doğmuşuz” diye emir buyurmuştur.  Bir defasında da “Çalışmalarının karşılığını yine buradan alırlar”, diyerek zamanındaki feyzlerin kaynağının kendisi olduğunu söylemiştir. Bu kuru kuruya söylenmiş bir söz olmayıp, bunu söylemekte her velinin işi ve kârı değildir. Tabii bunu gönül ehli görür. Sadece baş gözüyle görenler ise, ister inanır isterse inanmaz, ama bu nimette bir daha ele geçmez. Benzer hadiseler bu tarikatın diğer büyüklerinde de görülmüştür. Müceddid-i Elfi Sani (ikinci bin yılın müceddidi) İmam Rabbani Hazretleri de kendi müceddidliğini yine merhametlerinden dolayı, Mektûbat adlı ölümsüz eserinde ilan etmiştir. Sâminî hazretlerinin de müceddidliğini, mürşidi Seyyid Ali Septi hazretleri de tasdik etmiştir (Lütfen sitede hayatlarına bakınız). Kendisi de bununla ilgili mana aleminde gördüklerini İmam Efendiye anlatmıştır. Gülzar-ı Sâminî (Marifet Yayınları) isimli eserde mevcuttur.

Her zamanın tarikat usul ve erkânı farklılık gösterir. Zamanın sahibi İnsan-ı Kâmil’de mahlukatının ihtiyaçlarına göre usûl ve erkânda değişiklik yapar. Nitekim Hace Mustafa Naci hazretlerinin şu sözü de buna delildir: “İbrahim Edhemler bizim zamanımızda gelseydi; Tacıyla tahtıyla Allah’a vasıl ederdik. Hiç bir manisi olmazdı”, diye emir buyurur.

Arife fazla söz gerekmez!

Muhammed Mazhar Hazretleri ihvanıyla sanki arkadaş gibi, olmuştur. Bir keresinde sofradayken,

“Biz ömrü hayatımızda Efendimizle (İmam Efendiyi kastediyor), bir kere taam yemişiz. Ya Siz mübarek adamlar, Ya Siz”, diye emir buyurmuştur.

İnsan odur ki Cenab-ı Hakkı bir an unutmaya. Halbuki unutmamak büyüklük ve yiğitlik işi. Mürşidin rengiyle boyanan mürid öyle bir zaman gelir ki istese de unutamaz. Acaba nasıl unutulur diye pek taaccûb (hayret) eder. Fakat nereden başlamalıdır. Kendisi bununla ilgili mana olarak olarak şöyle buyurmuştur: “Kişi unutmak istemedi ama elinde olmadan unuttu, o zaman şu mübarek kelime, ki “İlâhi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi” dediği anda arada unuttuğu zaman dilimi ortadan kalkar”, yani hiç unutmamış olur.

Bu öylesine büyük ve öylesine önemli bir müjde ve emirdir ki, servetlerle satın alınamaz. Bu, Muhammed Mazhar Hazretlerinin müceddidliğini gösteren delillerden sadece biridir. Aşığa, teslim olana delil gerekmez, ama ne yapalım, her kesin işi de farklıdır. Bu da olacaktır. Sair yollarda bu kadar kolaylık yoktur. Silsile-i Aliyye deki büyüklerimizin de hayatları ortadadır.

Bir insan tarikata niye girer? Şöhret kazanmak için mi? Tarikata girmek insanın nefsini azdırıyor, gurur ve kibir getiriyorsa Allah bilir girmese daha iyidir. İnsan tarikata Cenab-ı Hakka, hakkıyla kul olmak için girer. Kendisi şöyle emir buyuruyor, “Ben veli olacağım diyen, hiç bir şey olamaz”

Önceleri dersler kağıda yazılı olmayıp, doğrudan taliplinin yüzüne söylenirdi. Muhammed Mazhar Hazretleri dersleri de ilk defa kağıda bastırmıştır.

Bu konu çok geniş olduğu için ilerde bunu hususi bir başlık altında inceleyeceğiz, inşAllah…

Baba Beni Tanımadın mı?

Muhammed Mazhar hazretleri iki defa evlenmiş ilk hanımından bir erkek evladı olmuş fakat daha bebekken vefat etmiştir. Hanımı da vefat edince Firdevs Hanım ile evlenmiştir. Bu izdivaçtan da edep timsali iki kız evladı olmuştur.

Kendisi nakl ediyor: Mana da kendimi cennette gördüm. Etrafta birçok çocuk vardı. Birden eteğime bir çocuk yapıştı. “Baba beni tanımadın mı? İnsan kendi evladını da tanımaz mıymış?” diyerek sitem etti. “Evladım olduğunu anladım”, der ve bunu ihvanlarına üzülerek anlatırlar.

 

Ayakta Vefat Etti!

            Muhammed Mazhar Hazretlerinin dedeleri de (babasının babası) evliyaullahtandı. Kayın pederi gibi, dedesi de Beyzâde Hacı Ali Rıza Efendi Hazretlerinin talebesiydi. Bizzat, Muhammed Mazhar Hazretleri anlatıyor: “Dedem o kadar çok ağlarmış ki, iki göz pınarından yanaklarının altına kadar gözyaşları iz yapmış. Beyzâde Efendinin diğer müridleri dedemin bu halinden hiç hoşlanmazlar ve onun ağlamasının sahte olduğunu düşünerek riyakârlıkla suçlarlarmış ve bu durumu Beyzâde Efendiyeye de işittirecek kadar ileri gitmişler. Dedem, Hac farizası için Hicaza gitmiş ve tavaf sırasında ayakta vefat etmiş. Fakat Cenab-ı Hakk’ın izniyle mübarek cesetleri yere düşmemiş. Nice zaman sonra oradaki görevliler, dedemin hiç kıpırdamadan durduğunu görünce vefat ettiğini anlamışlar. Tabii bu olağan üstü durum o zamanın Kralına kadar ulaşmış. Kim olduğunu araştırarak öğrenmişler ve Suudi Arabistan Kralı, dedemin kafilesiyle beraber; biri kendisini yetiştiren hocası Beyzâde Efendiye “Böyle mükemmel bir talebe yetiştirdikleri için” ve biri de bize “Taziye ve böylesi bir kişinin ailesi olduğumuz için” olmak üzere kendi mühürleriyle iki tane tebrik mektubu göndermişti. Gelen mektubu üzüntüyle okuyan Beyzâde Efendi, Muhammed Mazhar hazretlerinin dedesini riyakârlıkla suçlayan talebelerine, elindeki mektubu göstererek, “Sizin riyakâr dediğiniz zat bak ! İşi, nereye bağladı?” diye celalli bir şekilde hitap eder.

Muhammed Mazhar Hazretleri bunu naklettikten sonra şöyle söyler, “Şu ana kadar insanoğlundan üç kişi ayakta vefat etmiştir. Biri Hz. Süleyman (a.s.), biri sahabeden bir zat, biri de benim dedemdir”, diye emir buyururlar. Kaddesallahu Sırrahulaziz…

İnsan-ı Kâmil Onsekiz Bin Âlemi Seyreder !

Muhammed Mazhar Hazretlerinin (k.s.) bacanakları Muhammed Hanefi Bey (rh.a) 1981 yılında vefat ederler. Muhammed Hanefi Bey’in oğulları Mahmud Bey anlatıyor: Babam, Efendi hazretlerini çok sever ve çok fazla hürmet gösterirdi. Sünneti Seniyyeye o kadar bağlıydı ki, aynı evin içinde yaşamamıza rağmen bir kere bile babamın ayağının aşık kemiğinden yukarısını görmemiştim. Vefat etti. Cenaze işlemlerinden sonra babamı İmam Efendi hazretlerinin türbesinin 10 metre kadar kuzey tarafına gömdük. Gömdükten sonra, ben mezarın başında elimde olmadan, “Acaba babamın durumu nasıldır?” diye kendi kendime durmadan düşünüyor ve üzülüyordum. O zamanlar, Muhammed Mazhar Efendiye henüz intisab etmemiştim. Böyle düşünceler içerisindeyken birden, Efendi hazretlerinin gönüllere huzur veren sesiyle irkildim “Mahmud! Mahmud! Gel, üzülme, babanın durumu çok iyidir!” dedi. Bu esnada Efendi hazretlerinin, mürşidi İmam Efendi’nin türbesine girmekte iken bana seslendiğini fark ettim. Efendi hazretleri, aklımdan geçenleri kitap gibi okumuştu. Nasıl olur du? O günden sonra ona olan saygım çok daha fazla arttı. İntisab ettikten sonra da, kendisini görünce bu olay ara sıra aklıma gelirdi. Yine böyle bir zamanda, sohbetin konusu hiç böyle şeyler değilken birden bana dönüp, ileriye doğru uzattığı sağ elininin baş parmağının tırnağına bakıyor olduğu hâlde, “Mahmud! İnsan-ı Kâmil baş parmağının tırnağından 18 bin âlemi seyreder. Kabirdeki kişinin hâlini bilmek, bunun en kolay olanıdır” diye emir buyurdular. O günü kast ettiğini anlamıştım. Kaddesallahu Sırrahulaziz…

HALİFELERİ

İki kızı da dahil, hiçbir bayana, ders vermesi için yetki vermemiştir. Manevi zarar görmemek için, bu konudaki yanlış bilgilendirmelere itibar edilmemesi gerekir. Maalesef, bu sitedeki bazı bilgilerin kes-yapıştır yöntemiyle alınıp değiştirildiğini müşahede ettiğimiz için burada yazılanlar dışındakilere itibar edilmemesi gerektiğini tekrar vurgulamak isteriz.

1) Tadımlı Seyyid Osman Efendi Hazretleri (k.s.) (Kabri, mürşidinin türbesinin doğusunda yolun karşısındadır)

2) Mehmed Paksoy Hoca.

3) Mehmed Taşkıran Hoca. 

4) Seyyid Nusred Çilesiz Harputi Hazretleri (k.s.) (Kabri, Musa Kâzım hazretlerinin 20 metre güney doğusunda aile mezarlığındadır. İlk önce Musa Kâzım hazretlerine intisap etmiş, onun vefatı ile Muhammed Mazhar Efendiyi kendi mürşidi bilip, onun derslerine samimiyetle devam etmiş ve karşılığını da sonunda görmüştür. Bu zat, Elazığ Bankalar caddesinde ayakkabıcılık yapmıştır ve Elazığ’da Çilesizler diye asil bir ailedendir. Dedeleri Horasandan gelmiştir. Kıymetleri eşlerinin dedesi Büyük İslam Alimi Seyyid Osman Bedreddin Erzurumî (İmam Efendi) Hazretlerinin kayın babasıdır. Çilesiz Efendi, her haliyle, Hazreti İnsan kelimesinin karşılığıydı. Şöhret afettir sırrınca kendisini son derece gizlerdi. Yakın çevresi bile onu sadece “Ayakkabıcı Çilesiz” diye tanırdı. Fakat kalp gözü açık olanlar Çilesiz Efendinin ne kadar büyük bir veli olduğunu bilirlerdi. Muhammed Mazhar Hazretlerinin ihvanlarından bacanağı oğlu Harputlu Mahmud Efendi anlatıyor: Bir gece rüyamda, Cenab-ı Hakk bana “Sen Çilesiz’i bilir misin? O zamanının Kutup Yıldızıdır”, dedi. Rüyadan çok tatlı bir zevkle uyandım ve çok etkilendim. Rüyayı kendisine anlattığımda; utanarak, hiçbir şekilde kabul etmedi. Hâlbuki kendisi de çok iyi biliyordu. Bu durumu Mazhar Efendi hazretlerinin Yar-ı Gar-ım (mağara arkadaşım) dediği Maraşlı Hacı Abdullah Efendi de aynen tasdik etmiştir. Hilafeti alması olayı ise son derece ilginç ve vefatından sonra bile Muhammed Mazhar hazretlerinin kerametlerinden sadece biridir. Evet, o hilafetini mürşidi vefat ettikten sonra almıştır.

 Maraşlı Hacı Abdullah Bey anlatıyor: Kahramanmaraşta, evdeydim. Sabah namazından önceydi. Uyku ile uyanıklık arasında, Efendi hazretleri (Mazhar Efendiyi kastediyor),

“Hacı Bey! Kalk! Kasadan 21 tane evrad-ı yevmiyye al ve Çilesiz’e ver”, dedi.

(Mazhar Efendi Hazretleri vefat etmeden önce, matbaa da bastırdığı aşağıda örneğini de verdiğimiz Evrad-ı Yevmiyyeleri (inabe, ders kâğıdı) Benim Yâr-ı Garım dediği Hacı Abdullah Bey’e vermiştir).

Bu tabi çok büyük bir sorumluluk olduğu için söylenilen şeyin Hakk’tan olup olmadığına tereddüt ettim. Bu sırada, tekrar ikinci kere;   

“Hacı Bey! Kalk! Kasadan 21 tane evrad-ı yevmiyye al ve Çilesiz’e ver”,

diye Efendi Hazretleri tekrar nidâ etti. Ben yine, tereddüt hâlindeyken, bu sefer Efendi Hazretleri biraz daha yüksek bir sesle nida etti:

“Hacı Bey!! Sana diyorum ki Kalk! Kasadan 21 tane evrad-ı yevmiyye al ve Çilesiz’e ver”  

deyince ben hemen yerimden kalktım. Emredilen şey çok büyük bir sorumluluk istiyordu ve hata affetmezdi. Dükkânımdaki kasayı açtım. Ders kâğıtları, deste halinde dikine bir şekilde kasada duruyordu. Kendi içimden, “Eğer bu zuhurat doğru ise, rastgele elimle ders kâğıtlarından alayım 21 tane gelirse doğrudur”, dedim ve dediğim gibi yaptım. Saydım, ders kâğıtları tam tamına 21 adetti. Gönlüm rahat etti. Hemen Elazığ’a doğru yola çıktım. Çilesiz Efendinin evine vardım. Ben daha bir şey söylemeden, O bana “Gardaş, türbeye gidelim”, dedi (Mübarek sevdiklerine Harput lisanı ile gardaş diye hitap ederdi). Benimde niyetim türbede emanetleri vermekti. Dediği gibi yaptık. Efendi hazretlerinin türbesine gittik. Emanetleri verdim. Hiç bana demedi ki, bu nedir? Öperek başına koydu ve teslim aldı. Manevi anlamda görevden haberi vardı. Vefat ettiğinde, kıymetli oğulları dersleri tekrar bana geri verdiler. Saydım 3-4 tane eksikti. Bunları, uygun gördüklerine vermiş olduğunu anladım. Kaddesallahu Sırrahulaziz…

Bu durum Muhammed Mazhar Hazretlerinin vefatlarından sonra bile ihvanı üzerindeki tasarrufunu gösteren en büyük delil ve örneklerden sadece biridir. Bir keresinde şöyle buyurmuştur: “Çalışırlar olurlar”. Çilesiz Efendi de çalışmış ve olmuştur.

Unutmamalıdır ki !

Bu yolun önderi, Seyyid Muhammed Behaeddin-i Şah-ı Nakşibend Hazretleri (k.s) kendisinden neredeyse 100 yıl önce yaşamış Seyyid Abdülhâlık-ı Goncdüvânî (k.s) Hazretlerinin ruhaniyetlerinden feyz almıştır ve Üveysidir. Yine, Silsile-i Aliyye Büyüklerinden Bâyazîd-i Bistâmî (k.s) Hazretleri kendisinden 40 yıl önce yaşamış İmam Cafer-i Sadık’ın (k.s) ruhaniyetlerinden aldığı feyz ile kemâle ermiştir. Aynı şekilde, Ebü’l Hasan-ı Harkânî (k.s) Hazretleri de, Bâyazîd-i Bistâmî (k.s) hazretlerini görmeden Onun mübarek tasarrufları ile evliyalığın en üst basamaklarına çıkmış, İnsan-ı Kâmil olmuştur.

 MUHAMMED MAZHAR HAZRETLERİNİN DERSLERİ

Nakşi Tarikatının 9. Müceddidi Zamanının Sahibi Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi Hazretleri (1898 - 5 Ağustos 1986) Öteleri gören çok derin bakışlarından dolayı, gözler mübarek yüzüne bakmaktan haya ederdi.

Nakşi Tarikatının 9. Müceddidi Zamanının Sahibi Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi Hazretleri (1896 – 5 Ağustos 1986) Öteleri gören çok derin bakışlarından dolayı, gözler mübarek yüzüne bakmaktan haya ederdi.

Bizzat Muhammed Mazhar Hazretleri (k.s.) tarafından hazırlanan Evrad-ı Yevmiyye (Günlük Ders, inabe) aşağıdadır. Üveysilik yolu hâlen açıktır. Dünyasını değiştirdikten sonra bile taliplilerini Cenab-ı Hakka ulaştırır. Aşağıdaki dersi kendisi hazırladığı için dersin içindeki velilerin ismi söylendiği kısımlarda, en son “…, Muhammed Mazhar Kaddesellahü Esrarahüm Hazeratının kaffesinin ruhlarına hediyye eyledim. vasıl eyle yarabbî” demelidir. Bu büyük velinin dersini yapmak isteyenler kendisini rabıta ederek derse oturmalı ve ders içindeki tarif edilenleri yapmalıdır.

Muhammed Mazhar Ettasi Harputi (k.s.) Hazretleri tarafından hazırlanan Nakşi tarikatının Samini kolunun, hususen Mazhariyye yolunun dersidir.

Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi (k.s.) Hazretleri tarafından hazırlanan Nakşi tarikatının Samini kolunun, hususen Mazhariyye yolunun dersidir.

Seyyid Muhammed Mazhar Hazretlerinin Orijinal Ses Kaydı-1

(1970 lerde bir sohbette kaydedilen kendi sesidir)

Seyyid Muhammed Mazhar Hazretlerinin Orijinal Ses Kaydı-2

 

©Her Hakkı Saklıdır. 

37- Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Harputi (k.s.) için 38 cevap

  1. Mazhar Efendi Hz.leri buyurdular ki”Efendi Hz.leri (Seyyid Osman Bedreddin Hz ni kast ediyor) son zamanlarında çok celâlliydiler, kimseyi kabul etmezlerdi.
    “Son zamanlarında aynı hâl Mazhar Efendimizden de zuhur etti. Efendimizin Maraşta olduğu birgün ziyaretine gittim. Hacı Abdullah Beyin iş yerinde küçük bir oda var idi, orada tek başına olduğunu öğrendim, arkadaşlar korkularından huzuruna gidemiyorlardı. Salman hoca, -Abi gidelim mi? dedi. Kapıyı tıklayıp içeri girdik. Bize celâlli celâlli bakarak “babam hastayım, rahat duracaksanız gelin” buyurdular. Oturduk, bana hitaben Cumhurbaşkanı kim olacak? diye sordular (Dikkat Bu olay 1986 da geçiyor!!) (Kenan Evrenin C.bşklığı sona ermişti) bende S.Demirel olacak kurban dedim. Bana dönerek”Demirel ölmedimi”diye buyurdular (ölmediğini biliyor!), bende milli birlik üyelerinin üçünün ismini sayarak onlardan biri mi olacak diye sorduğumda” Yok canım, o iki kışı varya onlardan biri olacak” buyurdular. İki kişinin kim olduğunu söylemedi. O iki kişinin kim olduğu Seyyid Nusred Çilesiz abiden sorulduğunda, Yusuf Özal ve Turgut Özal olduğunu söylemiş. Nitekim Turgut Özal C.bşk.ı oldu. Biraz sonra Mahir hoca huzura geldi. E.Hz.leri “Allah bu adama (bu zamanı söylüyor) cesaret verede Natodan çıka, Natodan çıkarsak paramızın değeri ve itibarı artar” buyurdular. E.Hz.leri tâ o gün, NATO’nun bu günkü halini sezmişti.

  2. D E D İ N
    Yüzkırkbinhicaba girdin gizlendin
    Ondan sonra ara beni bul dedin
    Taliplere nazlandıkça nazlandın
    Sultanını aramazmı kul dedin

    İki gözü âmâ nasıl arasın
    Nasıl görsün yakmaz isen çırasın
    Kaf dağının arkasına varasın
    Gizli hazineyi ara bul dedin

    Bekçi koydun yedi başlı ejderi
    Kim başede göndermeden Haydarı
    Vahdet deryasına doğru tek yürü
    Dürrüalmak için hemen dal dedin

    Sarayımı benden gayra açmazsan
    Hazineme sahip olup saçmazsan
    Hakkı gibi daldan Dala uçmazsan
    Hazinemden istediğini al dedinG2G

  3. GİTTİ BURADAN:(Bu şiiri Efendi Hz.lerinin ahirete irtihali üzerine yazmıştım)
    Şeriatın,tarikatın piriydi
    Hayatta da mematta da diriydi
    Sultanlar Sultanı,gönül eriydi
    Muhammed Mazhar da gitti buradan

    Yıl Onikiay irşad için gelirdi
    Paslı gönüllerin,pasın alırdı
    Marifeti,hakikati bilirdi
    O yüce Pir de gitti buradan

    Dünyaları kaplamıştı şefkati
    Bir an olsun,fevt etmezdi sohbeti
    Resulullaha fazlaydı muhabbeti
    Öyle bir Sultan,gitti buradan

    Şeriat ve sünnet ile yaşardı
    Hâşâ bizim gibi,O da beşerdi
    Hepimizin yardımına koşardı
    Bizi öksüz koyup,gitti buradan

    Kederlenip Hakkı,yeise düşme
    Geçici zevklerin peşinden koşma
    Kendine gel sakın,haddini aşma
    Niceleri gelip,gitti buradan

  4. TUT ELİMDEN:
    Eğer kalır İsem Darda
    Ne olur pirim tut elimden
    Yem olmadan kuşa kurda
    Ne olur pirim,tut elimden

    İşimi baş edemezsem
    Dosta doğru gidemezsem
    Gönül borcun ödemezsem
    Ne olur pirim tut elimden

    Fakirlere gönder feyzi
    Desteksiz bırakma bizi
    Çok et bizden giden azı
    Aman pirim tut elimden

    Dünya bahrine dalmadan
    Nefis eline kalmadan
    Ecel gelipte ölmeden
    Aman pirim tut elimden

    Ben sevemezsem sen seviver
    Sevmez isen işim çok zor
    Hakkı kulunu görme hor
    Aman pirim tut elimden

  5. Bedri DENGE der ki:

    Her ümitsizlik, bir ümittir aslında.
    Yapan çatan HAKK… İnsanın elinde bir şey yok. Hepsi Allah’ın elinde.

  6. Harputlu der ki:

    Bu yazılar hayırlara vesile olur inşaAllâh. Demek ki zamanı gelmişti ki, yazılmak istendi ve o elinizdeki metinlerdeki bazı eksikliklerin farkına varıldı. Allah (Celle Şanuhu) sizden ve İsmail Hakkı Beyden razı olsun.
    Yazan kim? Yazdıran kim? Okuyan kim?

  7. Sofi afitaba baksan gözün kamaşır,eğer aksini suya salsa,ona bakmak devadır.

    • GARDAŞ
      Samininin kıtmirini
      Sakın ha hor görme gardaş
      Bu kapının bir erini
      İnciterek kırma gardaş

      Hata yapar,kuldur O
      Hem diken hem güldür O
      Belki senden makbuldür O
      Aklın boşa yorma gardaş

      Gardaşların sevmez isen
      Sülukunda evmez isen
      Taşla bağrın döğmez isen
      Bu tarika,girme gardaş

      Hakkı yere batır beni
      Arayıp bul,sende seni
      Bak yaklaştı,yolun sonu
      Bunu yapmak zormuş gardaş

  8. PİRİM VAR BENİM

    Dünya kamil olsa,dönüpte bakmam
    Sultanlar sultanı,pirim var benim
    Sahipten başkasına,gönlümü yıkama
    Sultanlar sultanı,pirim var benim

    Ne derdim var ise,ona dönerim
    Gönül hanesinden,ona bakarım
    Bazan aşka gelir,ya Hu!çekerim
    Sultanlar sultanı,pirim var benim

    Onunla oldukça,keder yok bana
    Şükür kul olmuşum,böyle sultana
    Takmam fikrimi,bugüne,düne
    Sultanlar sultanı,pirim var benim

    Kula yakışır mı,gam ile keder
    Sultan,bendesine gör neler eder
    Hakkını O dosta,uğratmış kader
    Sultanlar sultanı,pirim var benim

  9. Harputlu der ki:

    Davete icabet de nasip. Nasibi varsa gelir Bağdattan, nasibi yoksa bilmez yan komşudan.
    Kıssadan hisse.

  10. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!
    Şimdi Anladım…! Bu Akıl ; bu akıl var ya bu akıl ; (…) …!
    Tam bir teslimiyet içinde; Cezbeye ulaş; O Hak olan cezbe ki; Asrı Saadetten beri bazı müminlerin yaşadığı manevi hal, coşkuyla kendinden geçme, manevi lezzet; irade dışı olarak Allah’a (c.c.) doğru çekilişi hisset ve çılgına dön, bak o zaman nerdesin? Eğer hala yabanda isen Vuslatta değilsen,kavuşmamış isen ; SEN’de bir sıkıntı var..! İnsanlık ayarların bozulmuş. Başı taşa, taşı başa vur. ACİLEN bir İnsan-ı Kamil ara, bul ve kurtul…! Bak Allah (c.c) ne buyuruyor:
    Allah kimin gönlünü İslam’a açmışsa o,Rabbinden bir nur üzerinde değil midir? Allah’ı zikretmek hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu kitabın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa,artık ona yol gösteren olmaz.” (Zümer Sûresi-ayet 22,23)
    “İnananlar ancak o kimselerdir ki, Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer; ayetleri okunduğu zaman bu onların imanını arttırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.” (Enfal Sûresi-ayet 2,3)

    Geldim ise yine durmaz giderim,
    Hakka canla başla dua ederim,
    Bana incinmeyin dava ederim,
    Bir su ver içeyim göl sizin olsun,
    Ben kara giyeyim al sizin olsun.
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    05.10. 2017 Bedri DENGE

  11. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim!

    “Gülzar-ı Samini” Mübarek sohbetlerinden “Huzur’suz Namaz, Namaz Değildir” başlıklı sohbetin sayfalarca devam eden bölümün bir kısmında Mübarek Osman Bedrüddin Erzurumi (k.s Allah sırrını yüceltsin) Hazretleri :
    “Hatta dikkat ediniz, Ashab-ı Kehf ki büyük zevattır. Onları C.Hak Kur’an-ı Keriminde zikir buyurduğu vakit, “Sayıları üç’dür, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler; “Beş’dir, altıncıları köpekleridir” diyecekler. İkisi de ğaybı taşlamaktır. “Yedidir, sekizincileri kelbleridir” diyecekler. Söyle ki: Rabbim onların sayısını daha iyi bilendir. Onları insanların birazından başkası bilemez. (Kehf:18/22) buyuruyor. Sıra Ümmet-i Muhammede’e gelince, bunlarla beraber olanın kelb değil, bizzat C.Hakk’ın kendisi olduğunu şu ayet-i Kerimede beyan buyuruyor: “Görür gibi bilmedin mi ki; göklerde ne var, yerde ne varsa Allah şüphesiz hepsini bilir. Herhangi bir üç’den bir fısıltı vaki olmaya görsün, muhakkak ki O, bunların dördüncüsüdür. Bir beş’den vukua gelmeye görsün, ille O bunların altıncısıdır. Bundan daha az, daha çok vaki olmaya görsün, ille O nerede olsalar, bunların yanındadır. Sonra bütün yaptıklarını Kıyamet gününde kendilerine haber verecektir O. Çünkü Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.(Mücadele:58/7) Bu ne şeref-i azim, bu ne büyüklük? Biz nasıl bu teşrif-i ilahi’nin kadr-ü kıymetini bilmeyelim de Refik-i A’la’mızı terk edip, başkasıyla meşgul olalım?
    Diye Buyuruyor. Osman Bedrüddin Erzurumi (k.s) Hazretleri.

    Eee ,şimdi gelelim bize. ”Onları insanların birazından başkası bilemez.” O biraz olanlar kim?
    İşte bu …!!! Biz neresindeyiz bu işin,Ne anladık? (…) ,Haydi …!!!!
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    02.10. 2017 Bedri DENGE

  12. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim !
    O Huzur Ki !..
    Abidler, zahidler, müridler ve salikler ibadet ve taat gibi güzel amellerine güvenir, itimat ederler. Onların bu güven ve itimadı Hakikat Erlerince “nefsi görmekten; benim fiilim, benim amelim” demelerinden ileri gelirse bu güven ve itimat makbul sayılmaz.
    Amellere güvenenler daima ayıplanır.
    Hakk Teâlâ’nın zatında fani olan Büyük Arifler, Cenab-ı Hakk’ın, farklı isim ve sıfatlarının mazharı olduklarından, kendilerinde ortaya çıkan her hali, her tasarrufu Hakk’dan bilirler; O nedenle de havf ve recaları samimi olarak müsavidir. Ve yine o nedenle tevhid sırrına erenlerin (Arifler) Allah’a itimatları çok ayrı, çok farklı, çok özeldir.
    Allah’tan başka şeylere güvenmek gafillerin vasfıdır.
    Mürşid’in maksadı, Mürid’ini bu çok ayrı, çok farklı, çok özele davet ederek İlimde Huzur nisbetinden mahrum olmalarını önlemektir.
    Hakk’a ermenin normal sebebi olan olan güzel ameller ve bu amellerin kazandıracağı haller elbette değerlidir, makbuldür. Lakin ibadet ve taat etmenin âlemlerden zengin olan Cenab-ı Hakk’ın lütufları karşısında değeri yoktur. Bu nedenle abid ve zahid olanların kurtuluşları, Cenab-ı Hakk’ın lütfu ve inayetiyle mümkün olacağı görüşler Allah dostlarınca birçok kaynak eserlerde derç edilmiştir.
    İki Cihan Efendisi , Efendimiz’in (s.a.s) ; “Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Mabud!” buyruğu ,Ümmetine anlamlı bir ders ,ibretli mübarek sözü ; Her an hafızalarımızda diri tutmamaız gereken bu mübarek emri; bu Mübarek emrin gereği !….. İşte o Mübarek emrin gereği HUZUR!..
    O Huzur ki: Şeyhimiz Seyyid Muhammed Mazhar Ettasi Hazretlerinin (k.s) ilahi sohbetlerinden de anlaşılacağı üzere : “İbadetler cesetse, huzur onun ruhudur, ruhsuz ceset ise ölüdür, her kemal huzurda gizlidir. (…) Huzur Allah’ı hazır bilmektir. “ buyurdukları gibidir Huzur. İşte Müjde!…
    Su dağıtan suyu en son içer.
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    01.10. 2017 Bedri DENGE

  13. Bedri DENGE der ki:

    Bismillahirrahmanirrahim !
    Allah seni çağırıyor,Sen de Allah’ı Çağır !!!
    Allah heran, seni kendine çağırıyor. Yaratıp, var edip, verip ve sonra bana gelin diyor. Var etmesindeki hikmetlerle ilgili; insanlık var oluşundan bugüne ve halen devam eden bir Tefekkür içinde milyarlarca sayfa kitaplar yazılmış ve yazılmakta. Hepsi ayrı ve kutsal bir nimet! Sanki en kıymetlisi de Tefekkür nimeti! Aklın ve gönlün birleştiği; Allah’ın tüm hücrelerde sezildiği ayrı, farklı büyük bir nimet. Bu büyük nimeti müşrik ve mümin her insan, sürekli kullanmakta. Bu büyük nimeti İNSAN kullanır, Nur hâsıl olur; İnsan kullanır Nar hâsıl olur. Kullanan ve kullanış amacı bu sonucu belirler. Verdiklerine ve hikmetlerine bakıldığında; Bizzat Kendisi “…ve Eğer Allah’ın nîmetini sayacak olsanız sayıp bitiremezsiniz…” (İbrahim Suresi 34. Ayet.) buyuruyor. Verdiklerinin hepsi de ayrı ayrı ve son derece değerli, kıymetli. Hepsi bir tarafa hele Hadis-i kudside; (Nefsini, düşmanın bil! Çünkü o, bana düşmandır) buyurarak, dostta ve düşmanda bizi de kendisiyle ortak ettiği Nefis !!! Nefis, iki tarafı keskin bıçak gibi. Dinimiz, nefsin helâk edilmesini, yok edilmesini değil, terbiye edilmesini, ondan istifâde edilmesini emretmektedir. O Nefis ki; Nice Yusuf’lar ona uymayarak Hazret oldular, mübarek oldular, Allah’ın sevdiği oldular. Ve yine niceleri o nefse uydular, sonra sıdk ile pişman olup tövbe ettiler, af dilediler ve sonra Âdem oldular, Hazret oldular, mübrek oldular, “Rabbimiz buyurduki: Bana dua edin size cevap vereyim.” (Mü’min suresi 60. Ayet) ve yine “Deki; Eğer duanız olmasa Rabbimin katında ne ehemmiyetiniz var.”(Furkan suresi 77.Ayet) hükmü gereği; Allah’ın sevdiği oldular. Peki, biz ne yapıyoruz? Biz bu işin neresindeyiz? Hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekmeyelim mi? Tek çare seni KENDİNE çağıranı; Sen de KENDİNE çağır. O çağırdığın yabanda sanma. Sen, Sende olanı, yine kendine çağır. Sanma ki cevap vermez. Duymuyormusun? Âlem çınlıyor. Âlemdeki bu sessiz Daveti Duymuyormusun?
    LEBBEYK,LEBBEYK,LEBBEYK!!!.
    Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
    18.09.2017 Bedri DENGE

  14. Bedri DENGE der ki:

    Zikir ve tesbih
    İçeriği bakımından birbirinin parelelinde eş anlamlı iki kelime zikir ve tesbih. Her ikisinde de yapılan ulvi bir görev. Tefekkür!
    O Tefekkür ki;
    “Bir saat tefekkür; kırk gece nâfile ibâdetten üstündür “ Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh- dan) buyurur: Hadis-i Şerif

    “Bu cihân, âkiller (akıl sâhipleri) için seyr-i bedâyî (ilâhî sanatı ibretle temâşâ ve tefekkür); ahmaklar için ise yemek ile şehvettir!” Rûhî derinliğe ulaşmış bir mütefekkir

    “İnsanlar Allah Teâlâ’nın azameti hakkında tefekkür etseler, O’na isyân edemez, günah işleyemezlerdi.” (İbn-i Kesîr, I, 448, Âl-i İmrân 3/190 tefsirinde)

    Eğer Biz bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara tefekkür etsinler diye veriyoruz.” (el-Haşr, 21)

    “Onlar Kur’ân’ı tefekkür etmiyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 24)

    “Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her an) Allâh’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin tefekkür ederler ve:
    Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen’i tesbîh ederiz; bizi cehennem azâbından koru!(derler).» (Âl-i İmrân, 190-191)” (İbn-i Hibbân, II, 386; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, IV, 157)
    İşte tüm bunlar var olduğu, (bunları çoğaltmak mümkün) , İlahi emir olduğu için Tefekkür Farzdan evvel farz. Tesbih taneleri, eğer böyle bir ulvi işde kullanılmıyorsa ne kıymeti var. Eğer sen, bu tesbih taneleri kadar olamıyorsan senin ne kıymetin var. Tesbih tanelerinin her biri böyle ulvi bir göreve araç olmaktan nasıl mutlu! Huzurda olduğunun farkında iken, Hazır olan elinde, her tesbih tanesinin dil ile söylenip, gönül ile desteklenen “La İlahe İllallah’ Tevhid zikrinde duyduğu hazzı hisseder ve her tesbih tanesinin “ ne olur bir defa daha, bir defa daha” yakarışını sezersen ne mutlu sana; yok eğer, hazırsız ve huzursuz dil ile söyleyip, gönül ile desteklenmeyen “La İlahe İllallah’ Tevhid zikrinde haz yerine geçmeyen, haz vermeyen, tad vermeyen, tad alamayan, geriye doğru giden her tesbih tanesini ”iyi ki parmaklarının arasından kurtuldum” diye sevindirirsen veyl olsun sana. İşte bu “sana “ kim biliyormusun. Bu benim işte! Yazıklar olsun bana. Bilemiyorum kıymetini, Affet ne olur? Allah her şeyin en iyisini bilir. 11.08.2017 B.Denge

  15. Mazhar ergüven der ki:

    Eshabı Kehfi.r.a. ve Kıtmir. . . . . . . Kıtmir taharetsiz ve necis olduğu halde Cenâb-ı Hakk onu da uyuttu…. Fehfem…

    • Bedri DENGE der ki:

      Kıtmir…Ashab-ı Kehf..Yedi Uyuyanlar
      O bir köpek idi.
      Amma öyle bir köpek idiki cennet ehli oldu.
      Yani milyarlarca insanın hayalini kurduğu cennete kabul edildi.
      Allah’ın bu büyük lütfuna ise bir tek ameli ile mazhar oldu işin sırrı,püf noktası, başı sonu her şey işte bu ameldedir.
      O’nun yaptığı tek şey iyilerle beraber olmak iyilere uymaktan başka bir şey değildi.
      Nuh (a.s) ın oğlu bir peygamberin oğlu olmasına rağmen cehennem ehli oldu çünkü O iyilerden olan babasının yolunu inkar edip kötülere uydu.
      Hasılı kelam iyilerin köpeği dahi cennet ehli oluyorsa yapacak tek şey var iyileri bulup ellerine eteklerine yapışıp rıza-i İlahi’ye vasıl olmak,sevgilinin sevgisini kazanmaktır.
      Yüce rabbim bir köpeğe nasibettiğini eşref-i mahluk olarak yarattığı kulundan esirgemez biz iyilere; münkir olmadığımız müddetçe.
      Bu dünyada çoktur veli cümlesine dedik beli..

      Hz Yunus Emre (k.s.)

  16. Mazhar ergüven der ki:

    Onu sevmek…

    • Bedri DENGE der ki:

      Bismillahirrahmanirrahim !
      O’nu Sevmek!
      Sevmek;
      BİR’ ine gönül vermek; BİR’ ine bağlanmak!
      (…). Başka yerde arama. Yabanda arayan, yabanda kalır! Buyurdu Büyüklerimiz. Sensin O ; Şah damarından daha da yakın!!! Bu öyle bir yakınlık ki, bu yakınlığa layık olmak öyle bir yürek işi ki; Bunlar söze yazıya gelmiyor. Ne desek milyonlarca eksiği var. Ol da gör. (…)
      Var mı bunlar, bunlara bakmak lazım.
      Yine buyurmadı mı Büyüklerimiz; Neyi seversen sev, önce sevmeyi öğren; Öğrendin mi sevmeyi, nereye baksan O’nu görürsün, O ki seni O’NA götürür.
      SANA YARABİİİİ demeyi bize nasip edip gözyaşı dökmeyi el açıp yalvarmayı nasip ettin. Bu ne BÜYÜK NİMET! Hamd Sana, Şükür Sana.
      Sana layık kul olmayı nasip et ALLAH’ım !
      Bazen su olmak lazım sessiz sakin…!!! Bazen sel olmak lazım öfkeli ve hırçın…!!!
      Bazen mum alevi olmak lazım; sabırla tükenmeyi bekleyen, bazense volkan olmak lazım; önüne gelen her şeyi hızla tüketen…!!!
      Kimine SU olacaksın, kimine SEL…!!! Kimine MUM olacaksın, kimine VOLKAN…!!! Ama kimseye asla ve asla KUL olmayacaksın…!!!
      Şüphesiz Allah her şeyin en iyisini bilir!.
      02.10. 2017 Bedri DENGE

  17. Mazhar ergüven der ki:

    Farkı farketmek farktır. Fark ettireni fark etmek elzemdir.

  18. Bedri DENGE der ki:

    Kelime-i Tevhid
    Zikr-i Hafi : La İlahe İllallah ! GİZLİ HAYKIRIŞ !
    O öyle bir Haykırış ki; Zikre başlamadan önce; Fikren,aklen ve ruhen hazır olup; zikre davet ettiğin ,buyurun dediğin;Peygamber Efendimiz,tüm Enbiya,Evliya,Müminin ve Mümünatın ,ashab-ı güzin ve al-i ezvaci tahirat Hazretlerinin Ruhaniyetleri ile; Mürşidine,Efendin MAZHAR Efendiye teslimiyet içinde , dayayayabilirsen dizine de dizine dayayıp,rabıtayı tam kurup,büyük bir tefekkür içinde ;Kelime-i Tevhid zikrine “La” “İlahe” “İllallah” ; “La” ve “İlahe” de akıl ile başlayıp “İllallah” da akıldan çıktığında ; bu büyük sessiz haykırışa tüm Melekler; küçüğü,büyüğü ; bu muzzam haykırışa, bu arşı titreten haykırışa Cismaniyetleriyle koşar; Zikre başlamadan önce, zikre davet ettiklerin Ulu Zatlar /Hazretler ruhaniyetleri ile hazır ve HUZUR içinde zikre iştirak eder,zikre katılır!!!…Seyret O anı ! Seyret,hisset ne olur,hisset! Bırak aklı,bırak.O şimdi sana lazım değil.İşte O an ,O an var ya O an;Huzur içinde Melekler ağlar,yer ağlar,gök ağlar,ruhlar ağlar; sen varsan eğer ,sende ağlarsın! Şimdi kalır mı bela,kalır mı musibet, kalır mı sıkıntı,kalır mı akıl!… O an ; Belalar,musibetler bal,dünya hayal!! Yer ,gök,melek ve ruhlar ağlarken bu gözyaşları ; “AMA BU GÖZYAŞLARI” Cehennemde ateş bırakır mı? Öyle bir zikr edesin edesin ki ,işte böyle ola! ALLAH’ım bu benim SANA haykırışım.Paylaşmak istedim,paylaşamadan edemedim. Ben böyle ZANNEDİYORUM . ALLAH en iyisini bilir. B.Denge

  19. Şükrü BAĞCI der ki:

    Elhamdülillah. Efendimin orijinal sesinden sohbetini dinlemek nasip oldu. Şükürler olsun. Sebep olanlardan Allah razı olsun. Allah ne muradınız varsa versin.

  20. ŞAHİN SEVİM der ki:

    Bilgi çagındaki bu hizmetiniz takdire şayandır. Gerekçem ise, Musa Kâzım Efendi Hazretleri bir keresinde her önünüze gelene ders veriyorsunuz diye serzenişte bulunan bir zata cevaben:
    -Canım bir evde yangın çıkmış siz o eve girmişsiniz evde ne var ne yok dışarı mı atarsınız, yoksa şu gerekli şu gereksiz der eşyamı seçersiniz diyerek o serzenişte bulunan zata mükemmel bir cevap vermiştir. Sizler de bu gün, yangını bırakın evi, dünyayı sardığı bir anda bu sitedeki yayınladığınız Efendimin Allah şefaatına nail etsin ders kağıdı sureti ile aynı görevi yapıyorsunuz. Allah sizden razı olsun. Sakın okuyanlar ve siz de yanlış anlamayın. Size efendi veya ders veren zat payesi vermek aklımdan bile geçmez böyle anlaşılmasın. Bu çagın sunduğu imkanlarla nasibi olanları sunulan ders kağıdı ile insanları huzura davet ediyor. İnşallah bu düşüncem yanlış anlaşılmaz. Haddini aşan bir kelimem ve cümlem olmamıştır inşallah. Olduysa şimdiden özür dilerim saygılarımla. Şahin Sevim

  21. MEHMET der ki:

    Ya ben ders almak istiyorum.bana yardımcı olur musunuz?

  22. Merve Arıkan der ki:

    Zikr-i Hak’la meşgul ol,nur’u Huzur ile dol,
    Sen Hak ile daim ol, ver var’ını yağma’ye.

    Yok ol da sonra var’ol, kendin unut, Ani bul,
    Esrar-ı Hakk’la sen dol, sal katreni Derya’ye.

    Bir’dir Huda bilirsin, Kalb’i de bir yaratmış,
    Kalbinde O Bir kalsın, yol verme sen ma’da’ya.

    GÜLZAR-I SAMİNİ’den bir KATRE!

  23. mustafa naci ergüven der ki:

    selamünaleykum

  24. emre der ki:

    efendiler sizden ricam şuan hayatta olan halifesi varsa benle paylaşmanızdır selam ve duva ile

  25. kasım der ki:

    Selam olsun O zatlara. Nen Diyarbakırda yaşıyarum bu gece bu zatı rüyamda gördüm ondan tevbe aldım

  26. şükrü bağcı der ki:

    Bu değerli hizmetten dolayı muvaffakiyetler diliyorum.İnşallah ümmeti MUHAMMED’e faydalı olur.Böylece yanlış yorumlardan ve anlamalardan kurtulunmuş olunur.CENABI HAK yâr ve yardımcımız olsun.Amin.

  27. İsmail Hakkı Pakdil der ki:

    Allah emeğinizin karşılığını kat kat versin.Ben Efendi hz.lerinin huzurunda 10 yıl kaldım.Öyle bir zata ihvan olduğum için Allahıma ne kadar şükretsem azdır.1976 yılından bu yana 38 yıldır elhamdülillah sohbeti şeriflerini devam ettiriyoruz.Ömrümüzün sonuna kadar da devam ettirmeye kendisinin inayetiyle devam etmeye inşallah çalışacağız.Çok şükür manevi yardımlarını elan yakinen görüyoruz.ALLAH,ONUN GÖSTERDİĞİ KUTLU YOLDA,ONUN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE YÜRÜMEYİ CÜMLEMİZE NASİP ETSİN.

  28. Şahin Sevim der ki:

    Yeni olmasına binaen kardeşliğinden fazlasıyla memnun olduğum kardeşime bu hizmetinden ötürü şükranlarımı sunuyor Allah yâr ve yardımcınız olsun diyorum.

  29. BERFU KARADENİZLİ der ki:

    Paylaşanlardan Allah Razı Olsun… Görünce çok sevindim, çok memnun kaldım. Elleriniz dert görmesin, yürekleriniz efendilerimizin imanları gibi imanla dolsun, taşsın inşaAllah.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*