37- Seyyid Muhammed Saadeddin Harputî (K.S.)

Silsile-i Aliyye denilen en büyük veliler zincirinin 37. halkası Seyyid Muhammed Saadeddin Harputî (k.s.) Hazretleri, seyr ü sülûkunu mürşidi Seyyid Osman Bedreddin Erzurumî (İmam Efendi) Hazretleri nezdinde tamamlayarak icâzetini (diplomasını) almıştır. Daha sonra aynı icâzetnâmenin üzerine Seyyid Hâce Mustafa Nâci el-Mûşî (k.s.) (Hoca Efendimiz Hazretleri) mühürlerini vurmuşlardır.

Kabr-i şerifleri, evliyâlar diyarı Harput Meteris Mezarlığı’nda, mürşidleri İmam Efendi ve Hâce Mustafa Nâci Hazretleri’nin türbelerinin girişindedir. Kabr-i şeriflerinin taşı üzerinde “İrfan Hoca oğlu Hacı Saadeddin” yazmaktadır.

Harput’ta “Beş Kardeş” (ihvan kardeşi) diye bilinen, İmam Efendi Hazretleri’nin beş büyük halifesinden biridir ki bu büyük zatlar: Seyyid Muhammed Nûreddin (İmam Efendi Hazretleri’nin oğlu), Seyyid Mûsâ Kâzım Harputî, Sonsürülü (Sürsürülü*) Seyyid Molla Hüseyin, Seyyid Muhammed Saadeddin Harputî ve bu kutlu velilerin son halkası Seyyid Muhammed Mazhar Harputî (k.s.) Hazretleridir.

Mürşidlerinden Seyyid Hâce Mustafa Nâci Hazretleri’nin (k.s.) oğlu Abdullah Bey’den (rahmetullah) naklen dinlediğimiz bir kıssayı nakledelim:

— Çocuktum. Babam beşini de (yukarıda isimleri zikrolunan beş büyük veliyi kastediyor) çağırdı. Onlar gelmeden önce icâzetlerini hazırlamıştı. Ben zannettim ki bana da icâzet verecek (burayı tebessüm ederek anlatıyor). Beşi de geldiler. Elini öptüler ve icâzetlerini aldılar.

Ömrünü Harput’ta ve daha sonra yaklaşık otuz yıl imamlık da yaptığı Elazığ merkeze bağlı Tilenzik (Doğankuş) köyünde geçirmiştir. Her insan gibi her veli de farklı bir mizaca sahiptir. Saadeddin Efendi Hazretleri celâlli bir yapıya sahipti. İslâm’ın insan hayatını düzenleyen ilâhî hükümler bütününe son derece bağlıydı. Aynı zamanda Sünnet-i Seniyye’yi hem zâhiren hem de bâtınen îfâ ederdi. Yazısı çok güzeldi. Hâlen eskimez yazıyla (Osmanlıca) mevcut olan el yazması sohbetlerin çoğunu Seyyid Muhammed Mazhar Hazretleri ile beraber yazmıştır. Harput’ta Kurşunlu Camii’nde sohbet eden İmam Efendi Hazretleri’nin sohbetlerini dinlerler ve aynı gün, hemen dinlediklerini yazarlardı. Müsait bir zaman bulduklarında mürşidlerine yazdıklarını okurlardı. İmam Efendi Hazretleri’nin “Gülzâr-ı Sâminî Sohbetler” isimli eseri bu şekilde oluşmuştur.

Tilenzik köyünde ikamet ettiği evinin son bekçisi, Millî Eğitim müfettişlerinden Hilmi Bey’in babası Hacı Tosun Efendi’den naklen; bahçesinde Hatm-i Hâcegân yapılan yerleri ve bu beş büyük velinin oturdukları yerleri göstererek onların kıssalarını anlatır ve Muhammed Mazhar Hazretleri’nin “Ölen heyvan imiş, âşıklar ölmez” mübarek kelâmı sırrınca sevenlerinin feyizlere ve bereketlere ulaşmasını sağlardı. Ve yine Mazhar Efendi Hazretleri’nin “Mürşid, müridinden sâniye-i vâhide infikâk etmez.” ve “Evliyâullah’ın isimlerinin anıldığı yerde onların hususi tecellileri olur.” mübarek kelâmlarının neticesi husûle gelirdi.

Çoğu zaman geceden sabaha kadar huzurullahta hiç uyumadan sabahladığına sevenleri şahit olmuşlardır. Bunlardan, müntesiplerinden Hacı Kemâl Efendi’nin evinde kaldığı bir gün, Eczacı Lokman Bey’den naklen: “Saadeddin Efendi Hazretleri’nin uyuması için serdiğimiz yatak hiç bozulmamıştı. Sabahleyin döşeğe iki dizinin izi çıkmış olduğunu gördüm. Sabaha kadar huzurda oturduğunu anladım.” diye nakletmiştir.

Sevenlerinden Hilmi Bey’den naklen, imamlıktan emekli olduğu son dönemlerinde Tilenzik köyündeyken bir keresinde selâ okumasını kendi aklınca beğenmeyen köyün ileri gelenlerinden biri, hiç olmayacak sözlerle mübareği incitir. Kendisi hiç sesini çıkarmaz. Sevenleri o kişiye müdahale etmek isteseler de: “Ona ilişmeyiniz. Onun selâsı bizimkinden önce okundu.” der. Gerçekten kısa zaman sonra o bahtsız kişi vefat eder.

“Evliyâullah kınından çıkmış kılıçtır. Mahlûkatın kendisi gelir, o kılıca çarpar” diye büyükler buyurmuşlardır. Bu büyük zatlar, emr-i ilâhî olmadıkça “Ben buradayım, gelin bana intisap edin” demezler. Nasipleri olanları Cenâb-ı Hak o insan-ı kâmillere ulaştırır. Nasibi de olmazsa, Mazhar Efendi Hazretleri’nin buyurduğu gibi: “Mum dibine şule vermez.” Bu bağlamda şu meşhur söz de gönüllere geliyor: “Yemen’de olsan da gönlün benimleyse yanımdasın; yanımda olsan da gönlün benden ayrıysa Yemen’desin.”

Hacı Tosun Efendi (rahmetullâh) ile Hicaz yolundayken Emeviyye Camii Şerifi’ne uğrarlar. Müşârünileyh anlatıyor: “Öyle herkese gösterilmezken, Saadeddin Efendi Hazretleri cami imamına, üzeri örtülü bir kapağı işaret ederek ‘Aç!’ diye emir buyurdular. Cami imamı kapağı açtığı zaman, sonradan öğrendiğim Hz. Hüseyin (r.a.) Efendimizin canlı gibi duran mübarek başlarını gözümle gördüm. Bir tülbentin üzerindeydi.”

Allah şefaatleriyle şereflendirsin.

Bu büyük velinin kabr-i şerifleri hâlen ziyaret edilebilmektedir.

El-Fâtiha…

*Sürsürü, Elazığ merkezde büyük bir mahalledir. Seyyid Nusred Çilesiz Harputî Hazretleri, buranın isminin aslının çok âlim ikamet ettiği için “Sonsürü” olduğunu söylemiştir. Daha sonra halk arasında “Sürsürü” diye söylenir olmuştur.